Oyun Oynama İhtiyacı

Yaratıcı ve serbest oyunlar, sosyal, duygusal ve kavramsal gelişim için hayati önem arz ediyor. Daha rahat, daha akıllı ve daha uyumlu olmak kim istemez?

1966’da Teksas’da bir üniversitide yirmibeş yaşındaki Charles Whitman tam 46 kişiyi tarayarak katleder. Bu ve bunun gibi vakaların incelemesini yapan psikiyatrist Stuart Brown 26 tane benzer cinayetler işleyen gençlerde ortak ‘iki nokta’ buluyor.

  1. Davranış bozukluğu olan ailelere sahipler.
  2. Hiç çocukken oyun oynamamışlar!

oyun-oynama-ihtiyacı1

Daha sonra yine kendisinin yaptığı 6000 kişinin katıldığı araştırmada, kuralsız ve hayal etmeyi çalıştıran, güçlendiren oyunların eksikliğinin uyumsuz ve mutsuz kişilerin yetişmesine sebebiyet verdiği sonucuna varıyor.

Bilim adamlarının “Serbest Oyun” diye adlandırdıkları etkinlik ve aktiviteler, yaratıcılığı, problem çözmeyi, sosyal olmayı ve strese karşı dayanıklılığı güçlendiriyor.

Peki, bunda bu kadar önemli olan nedir? Her çocuk oyun oynamaz mı?

Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre 1997 ve 1981 yıllarında bir kıyaslama yapılmış ve ortalamada yaklaşık serbest oyunun %25 oranında düştüğü belirlenmiş.

oyun-oynama-ihtiyacı2

Günümüzde ise cep telefonu, bilgisayar ve tablet PC’lerdeki oynana gelişi güzel (bunların arasında faydalı oyunları dışarda bırakmak gerekiyor) oyunları saymazsak geriye ne kadar ‘serbest oyun’ zamanı kalıyor?

“Serbest Oyun”, bir bakım evinin veya kreşin çocuklara program gereği oynattığı kurallı oyunların birçoğunu da içermiyor. Çocuklarımız büyüyüp okula gittiğinde ise kurslar, etütler, dershaneler, özel dersler… Oyun için gereken zaman daha da azalıyor.

Ancak Brown’a göre hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz: “Bir yetişkin bile ‘serbest oyun’ oynayarak zihinsel ve fiziksel olarak kendini geliştirebilir.

ÖZGÜRCE OYNAMAK ÖNEMLİ
Çocukların birçoğu futbol, basketbol, yüzme gibi sporlar yapıyorlar, Monopoly, Amiral Battı, Kızma Birader, Risk gibi oyunlar oynuyorlar. Bu tip oyunların en temel zaaflarından biri ‘fazlaca kurallı’ olmaları…

Serbest oyunda ise bu kurallar ya yoktur ya da azdır, bu sebeple yaratıcılılığı geliştirir, zhini çalıştırır ve geliştirir. Çocuklar veya yetişkinler hayal güçlerini kullanır, yeni karakterler, roller ve hatta aktiviteler oluştururlar. Oyunun temeli eğlenceli olduğu için sıkıştıkları yerde (problem karşında) kolay kolay vazgeçmezler.

oyun-oynama-ihtiyacı3

Sosyal hayatta ilişkilerin ılımlı ve yolunda gitmesi için “doğru iletişim” kaçınılmazdır. Bu bizim en önemli sosyal yeteneğimiz. Araştırmalar gösteriyor ki, çocuklar arkadaşları ile oyun oynarken, ebeveynleri ile olduklarına göre daha kapsamlı bir dil kullanıyorlar.

Çocuklarla iletişimde ebeveynlerin yaptıkları hatalardan biri de boşlukları doldurmak; bu da çocukların işini kolaylaştırıyor. Çocuk dışarıda kurdukları iletişimde de herkesin kendilerini aynı şekilde anlayacağını yanılmasına sebebiyet veriyor.

Diğer bir incelemede ise “oyun oynamanın”, duygusal reaksiyonlar ve sosyal öğrenme ile ilgili olan beyin bölgelerinde nöronların artmasını sağladığı gözleniyor.
Washington Üniversitesi Nörobilimcisi Jaak Danksepp’e göre serbest oyun oynamak beynin daha ‘sosyal’ olması için majör etkenlerden biri; bunun temelinde ise oyun oynarken salgılanan BDNF proteini… Bu protein nöron artışını tetikliyor.

Oyun oynamanın diğer bir özelliği; insanı rahatlaması, gevşetmesi… Okula veya yuvaya yeni başlayan öğrencileri hatırlayın! Anne ve babalarından ayrılmak istemezler. 1984’de Çocuk Psikolojisi ve Psikiyatrisi dergisinde yayınlanan araştırmada okula ilk defa giden 3-4 yaş arası 74 çocuk ile çalışılır. Bu grup rastgele ikiye ayrılır. İlk grupta çocuklar oyuncak dolu bir odaya, ikinci grup ise öğretmenin masal anlattığı bir odaya konur. 15 dakika sonra çocukların stres seviyeleri ölçülür. İlk gruptaki stress oranındaki azalma, ikinci gruba göre yaklaşık iki kat daha fazladır.

oyun-oynama-ihtiyacı5

İşin ilginç yanı, tek başına oynayanların da gruplaşarak oynayanlardan daha da fazla sakinleşmesi. Uzmanlar bunun sebebi olarak yalnız oynarken başkalarına bağlı kalmadan veya etkilenmeden daha fazla ‘hayal gücü’ kullanmalarına bağlamaktalar.

Serbest oyun oynamak aynı zamanda, çocukları daha akıllı yapmakta ve problem çözme yeteneklerini artırmakta. Bunlarla da kalmıyor, 18-30 aylık olan bebeklerde dil öğrenilmesinde de belirgin artışlar gözlenmiş.

Her anne ve babanın kendi çocuğu için en iyisini yapmaya çalışması doğal, ancak oyunlardaki deneyimleriyle çocuklar bir bakıma hayata hazırlanıyorlar.

Diyeş bir deyişle, ebeveynlerinin onlara ‘çocuk olma hakkını’ vermesi şart… Serbest oyun ve uygun etkinlikler oldukça önemli…

Peki, yetişkinler ne yapmalı?
Asla hiçbir şey için geç değil; National Institute for Play (Ulusal Oyun Enstitüsü) başkanı Stuart Brown’un üç önerisi var:

oyun-oynama-ihtiyacı4

1- Hareketli Etkinlikler
Zaman kısıtlaması ve hedef beklentisi olmayan, hareketli oyunlar oynayın.

oyun-oynama-ihtiyacı62- Nesneli Etkinlikler
Amaç olmadan ellerinizle yapacağınız bir aktiviteye katılın, eğlenceli olsun.

3- Sosyal Etkinlikler
Hedefiniz olmadan sosyal etkinlerde diğer insanlarla iletişim kurun.

Tüm bunlar size tuhaf mı geldi?

Ne yapacağınızı bilmiyor musunuz?
Çocukluğunuzu hatırlayın…

Neler yapardınız?

Nelerden keyif alırdınız?

Çocuklarla vakit geçirerek hafızanızı zorlayın.

Aman benim artık vaktin yok, çok işim var demeyin!Emin olun ki, oyun oynadıkça hemen hemen aynı zamanda daha çok iş üretmeye başlayacaksınız.
Oyundan elde edeceğiniz ‘mutluluk’ ve ‘enerji’, ayırdığınız vakti fazlasıyla size geri kazandıracaktır.

Bol oyunlar!


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikLocation Independent Ya da Elveda Ofis!
Sonraki İçerikKötü Adam (Nabbeun Namja)
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.