Bu Bir Ardıç Kuşu ile Ardıç Ağacının Hikâyesidir

Ardıç kuşunun, ardıç ağacının ve Oltu taşının halleşmesinin hikâyesidir bu… Doğanın bize verdiği bir ders midir? Gelişim, değişim ve dönüşümün en doğal hali midir?

Geçtiğimiz günlerde bir günlüğüne Erzurum’a gittim. Atatürk Üniversitesinde Makine Mühendisliği bölümünde iletişim ve duygusal zeka konularında seminer verdim. Gençlerle bilgiyi paylaşmanın hazzının yerini başka ne tutar, ben bilmiyorum.

ardıç hikayesi1Sırf bu yüzden daha çok öğrenmedeyim. Erzurum denince aklıma hemen Oltu taşı gelir, o kuzguni parlak siyah taş. Sürekli severek taktığım Oltu taşından yapılmış yüzük son İtalya gezimizde kaybolunca, seminerden çıkar çıkmaz uçağa kadar kalan süreyi yeni yüzük almak bahanesiyle geçirmek istedim ve doğru Taşhan’a gittik.

Geçen yıl, yine bir Salı günü Kitap ile Sohbet günü idi ve Sevgili Sunay Akın beni yeni bir yazar ve kitapla tanıştırdı. İdeon – Tanrıların Yolu Orhan Bahtiyar’ın ilk romanı. Etkileyici konusu ile bizi içine aldı, etkileyiciliği artıran romanın geçtiği dağlar,  Kaz dağları, İda, Zeus’un evi bizi çağırdı… Kitap ile Sohbet ekibimiz ile harika bir yolculuk yaptık, toprağa dokunduk, tarihi hissettik.

Kitapta geçen bir konu ise beni çarptı. Doğanın gücünü bir kez daha hissetmeme neden oldu. Ardıç kuşu ile ardıç ağacının isimlerinin sadece bir benzerlik olduğunuzu sanıyorsanız, siz de benim gibi çok fena yanılıyorsunuz. Şimdi İdeon’dan ilgili bölümü birlikte okuyalım.

“Dudu’nun uzattığı bakır maşrapasını ağzına dayadı Yorgan Dede ve bin pınarlı İda’nın akıttığı gibi akıttı suyu boğazından aşağıya. Bu sırada Zacharian’ın gözüne yerde duran, üzüm büyüklüğünde ve renginde bir şey çarptı. Eline alıp incelemeye başladı. Üzüme göre biraz daha kırmızıydı. 0 yüzden yerdeki onca şey içinde gözüne çarpmıştı. Büyüklüğü ise iri bir üzüm tanesi kadardı.
“Bu nedir?” diye sordu elindekini göstererek.
Yorgan Dede gözlerini hafifçe kısarak Zacharian’ın parmaklarının arasındaki şeye baktı ve gözlüklerini düzeltti.

“O bir ardıç ağacı tohumu,” dedi.
“Bu kadar irili ufaklı taş toprak arasında gözüme çarptığına göre bir anlamı olmalı. Onu kaldığımız binanın önüne ekmemde bir mahsur var mı?” dedi Zacharian.
“Benim için hiç mahsuru yok. Ama onu ekersen sadece toprak altındaki hayvancıkları beslemiş olursun. Filizlenmez…
“Neden filizlenmesin? Bir tohum değil mi sonuçta?” “Doğa sürprizlerle doludur Bay Zacharian… Elinde tuttuğun tohumu bir ardıç kuşu yutup sindirmez ve dışkı olarak atmazsa o tohum filizlenmez. İşte bu yüzden onu bir ağaca çevirmek istiyorsan bir de ardıç kuşu yakalamalısın,” dedi tok bir kahkaha atarak.

ardıç hikayesi4Bu hikayenin etkisi ben de sürerken Erzurum Taşhan’da tanıştığım Fatih Usta o çok sevdiğim Oltu taşının aslında Ardıç ağacının toprak altında geçirdiği yolculuktan bize ulaştığını ve bir taş olarak buluştuğumuzu anlatıyor. Öyle bir taş ki topraktan çıkarıldığında yumuşakmış, havaya temas ettikçe sertleşiyormuş.

Haydi birlikte tanıyalım ardıç kuşunu ve ardıç ağacını: Ardıç kuşları özellikle Avrupa Asya ve Amerika kıtalarında birçok türü yaşayan güzel ötüşlü kuşlardır. Turdidae familyasından olan bu kuşların uzunlukları türüne bağlı olarak 10 ile 30 cm arasında değişir. Genellikle sırtları kahverengi göğüsleri beyaz üstüne kara beneklidir

Gagaları ve bacakları oldukça ince olan ardıç kuşlarının kanatlan ve kuyrukları pek uzun sayılmaz. Ardıç kuşları daha çok hayvansal ara sıra da bitkisel besinlerle beslenir. Birçoğu böcek ve solucan gibi en sevdiği yiyecekleri bulmak için yerde sıçrayarak dolaşırken bazı türler de bir ağaca tüneyip yerde gördüğü avın üstüne hızla atlar. Bazı türler yere düşmüş meyveleri gagalar bazıları da ağaçların arasında uçarak dalındaki meyveleri yer. Kuzey enlemlerinde yaşayan türler bazen çok uzun yol alarak kışın güneye doğru göç ederler. Hemen hepsinin ötüşü hoş ve melodiktir; özellikle bazıları duru akıcı ve çan sesini andıran çınlamalı ötüşüyle dikkati çeker.

Ardıç kuşları ilkbaharda çiftleşir ve genellikle ağaç dallarına çalıların arasına hatta bazen duvar çatlaklarına ağaçların oyuklarına ve yapıların saçaklarına çanak biçiminde yuvalar yaparlar. Dişi kuş yuvaya beyaz ya da mavi renkte bazen üstü benekli üç ile altı arasında yumurta bırakır.

Ardıç ağacı, servigiller ailesinden iğne yapraklı ağaçmış ve bazen çalı formundaymış. Kitaplarda; “Üremesi bir başka türe bağlı. Ardıç tohumları yere dökülür ancak bu tohumlar bir ardıç kuşu tarafından yenmedikçe çimlenme gerçekleşmez. Ardıç kuşunun sindirim sisteminde ardıç ağacının tohumlarının kabukları açılır. Ardıç kuşu dışkısı ile birlikte toprağa karışan tohumlar kolayca çimlenir.

ardıç hikayesi3

Şaman Türkmenlerde ve Bektaşi Alevilerde kutsal olarak kabul edilen bir ağaçtır. Dallarına bez bağlanarak dilek tutulur veya dalları tekkelerde tütsü olarak kullanılır.

Türkiye’deki eski ardıç ağacının Konya, Taşkent Alata (Balcılar)’da bulunduğu iddia edilmektedir. 2300 yaşında olan bu ağaca yöresel olarak ağıl ağaç denilmektedir.

Ardıç tohumları pek çok hastalığın tedavisinde “bitkisel ilaç” olarak yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.ardıç hikayesi2 Ardıç tohumları yemeklere koku ve tat vermek maksadıyla da kullanılırlar – özellikle yağlı et yemeklerinde yemeği hafifletmekte de çok yararlıdır.” yazıyor.

Saza şeytan işi diyenlere yanıt veren Şair Dertli de sazını anlatırken,

“İstanbul”dan çıkar teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allahın sersem kulu
Şeytan bunun neresinde”

diyerek, ardıç ağacının folklorumuzda, müziğimizde de önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.

Ve en yaşlı ardıç ağacı Konya’da Taşkent ilçesi Balcılar beldesinde bulunan Ağıl Ardıç Ağacı imiş. Tam bin yaşında, 12 metre boyunda, 4 metre çapında ve 12 metre çevre genişliğinde.

ARDI_1~1

“Güzel kokulu yapraklarını kışın da dökmeyen, kara yemişli, 20 metreye kadar boylanabilen, 2300 metreye kadar yayılabilen ve 60-70 kadar türü bulunan ardıç orman yaşamının sona ermesi aşamasında, en son kaybolan dayanıklı türdür. Erozyon önleyici, rüzgar, kar ve ses perdesi ve süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Tohum ve yapraklarından elde edilen su ile yıkanıldığında vücudu kuvvetlendirdiği, terlemeyi kestiği, romatizma, uyuz ve egzamaya iyi geldiği söylenir. Ayrıca öksürüğe ve göğüs ağrısına iyi gelir. Kurt düşürücü, nefes kokusunu giderici, antiseptik ve uyarıcıdır.”

“Eski Türklerde ardıçlı adını taşıyan birçok kutsal yer bulunur; ardıçlı mezarlar tanrısal, ardıç ağacı kutsal sayılırdı. Ardıç yardım önerisini simgeler. Yaylalara çıkan Yörükler, kötülüklerden korunmak için yolları üzerinde rastladıkları uzun ve yaşlı ağaçların, özellikle ardıç ağaçlarının dallarına kurban olarak bez parçası, iplik, hayvan kılı veya tüyü bağlar, çivi çakar ve diplerine çakıl taşı atarlardı.”

IMG_1910Yolculuğu bunca zorlu ve kendisi bu kadar yararlı, kutsal kabul edilen ardıç ağacının fosilleşmiş köklerinden elde edilen taş ise Oltu taşıdır.

Nedir Oltu taşı, nasıl oluyor?
Oltu taşı, Erzurum”un Oltu ilçesinin kuzeydoğu kesiminden çıkarılmakta olan yarı değerli bir taştır. Kolay işlenebilme özelliğinden dolayı takı ve ziynet eşyası yapımında kullanılır.

Oltu taşı genellikle siyah, koyu kahve, sarı, nadiren de gri-yeşilimsi renktedir. Bir karbon bileşenidir. Çoğunlukla siyah renkli olanı tercih edilir. Genelde takı ve tespih üretiminde önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardan beri yörede genellikle tek kişilik ve babadan oğula geçen ev-atölyelerde el ve küçük çaplı aletlerle ürünler üretilmektedir. Maden Kanunu”nda Oltu taşının kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır.

“Çıra gibi is çıkararak yanar ve geride sigara külüne benzer bir artık bırakır. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker. Yanma esnasında aniden soğutulursa donar, camlaşır ve kalıp halini alır. Oltu taşının ocaktan çıkarılması ve işlenmesi oldukça zordur. Çok çabuk kırılma özelliğinden ötürü çıkarılma ve işlenmesinde özel aletler kullanılmaktadır.

Oltu taşı; Orta Çağlarda tespih, kutsal sayılan sandık, ve heykel yapımında kullanılmaktayken, XIX. yüzyılda mücevher yapımında da kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde Erzurum ilinin Oltu ilçesinde üç yüzden fazla maden ocağından çıkarılmaktadır.

Oltu taşı tespih kullanan insanların, vücutlarında birikmiş olan statik elektriği tespih çekmek suretiyle attıklarına ve bu vesileyle de stresten kurtulduklarına inanılır.

oltu taşı

Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşme özelliğine sahip,

İşlenmesi kolay,
İşlendikçe sertleşen,
Kullanıldıkça parlayan,

 

Oltu taşının hikayesi size ne anımsatıyor?

Ya “Sürtünme ile elektriklenmek suretiyle hafif cisimleri çeken özelliklere sahip olması” neler düşündürüyor.

Yaşam boyu gelişim için düşünce deneylerimizle değişim ve gelişerek dönüşüm yolculuğu yapıyoruz. Aynen ardıç kuşunun bizi Oltu taşından yapılmış bir yüzük ile buluşturması gibi.

Doğadan alın örneklerinizi, seyredin doğayı, merak edin ve araştırın.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: