Cesaret Sandığın Aslında Ne?

-Nereden başlayacağım?

-Doğru sorulara cevap bularak.

-O zaman hadi başlayalım.

‘Her cesur çıkışın bir bedeli var mıdır?’

Cesur çıkışların bedeli korkularımızla yüzleşmek midir? Bilinmezlik, kaybolmak ya da yolunu bulamamak mıdır? Borçlar-geçim sıkıntısı, terk edilmek midir bizi en çok korkutan? Ya da sevdiklerimiz tarafından eleştirilme ihtimali midir bizi cesarete karşı borçlu kılan?

Oysa insanın yaratıcı tarafı hep çocuktur ve çocukların kimseye borcu olmaz. Çocuklar sürekli değişirler, kıyafetlerine sığmazlar, beğeni ve ilgileri durmadan değişir. Yeşili seven oğlumun birdenbire kırmızıyı sevmesine kimse bir şey demez ve şaşırmaz. Çünkü çocuğun görevi şu andır, kendisinedir.

Her çocuğun bu doğasına rağmen, annelik ve babalığa adapte olmak, bir anne-baba profile ortaya koymak ve onu yaşatmak, çocuğun doğasından kopuk apayrı bir süreçtir. Kendi çocukluğumuzdan hatırladıklarımız, hissettiklerimiz ve çevremizden öğrendiklerimizle birlikte bir anne-baba profili oluştururuz. (*)

Oluşturduğumuz anne-baba kimliklerimizle, çocuklarımızın küçük yaşlardan itibaren cesaret gösterdikleri anlarda, karşılarına dikiliveririz; otorite sağlamak, evet-hayır’lar ile onları çizgide tutmak, iyi çocuk olurlarsa ödüllendirmek, ya da cezaya layık olduklarında sözlü ya da fiziksel olarak ‘haddini bildirmek’ gibi kalp sızlatan hatıralar yaratırız.

‘Geçmişten taşıdığımız korku ve endişeler keyif ve neşenin önüne geçer mi?’

Bilinçaltı öyle baskındır ki, beyin hemen komut verir, tehlikede olduğunu ve cesarete ihtiyaç duyduğu her an, korkması ve geçmiş kötü duyguları hatırlaması için bilinci yüreklendirir (!). Bilinçaltımın karanlık koridorlarının adresini tam olarak bilemesem de bugün bilinçli bir şekilde geçmişime gidip bugüne tutunmamı sağlayan hatıralarıma sımsıkı sarılmanın beni güçlü kıldığını adım gibi biliyorum.

Uyanmak zorsa sabahları, çocukluğumu geçirdiğim evi hatırlıyorum; annemin evi havalandırmak için açtığı camlardan odaya sızan yaz-kış soğuk esen Eskişehir havasının odamıza dolduğu, kızarmış biber ve patates kokusunun eve yayıldığı, radyoda çalan müzikle şarkıların söylendiği sabahlar…

Ve bazı günler, 4 yaşındaki oğluma nasıl daha sıcak bir yuva sunarım diye düşündüğümde, yine çocukluğumun neşe dolu komşuluk günlerine çağırıyor beni anılarım. Günlerde, matinelerinde, düğünlerde, hafta sonu pikniklerinde, komşu gezmelerinde, kalabalık sofralar ve kasetçalarda çalan şarkılara eşlik eden, dans eden çocuklar, anneler, alkış tutan babalar. Hafta sonu piknikleri, park halindeki arabaların radyosundan yükselen müzikler ve neşe dolu kalabalıklarla paylaşılan yemekler geliyor gözlerimin önüne. (80’ler sonrası için bu oldukça ‘kıro’ bir tarz olarak algılanabilir.)

Peki bugün 4 yıl öncesine gittiğimde, tek başıma, evde tecrübesiz bir anne olarak çocuk büyütmeye çalışırken, uyku sorunları, stres, suçluluk, yorgunlukla nasıl baş edebileceğimi bilemezken yine bu anıları çağırabiliyor muydum dersiniz? Cevap veriyorum: ‘Hayır.’

Kendime ve çocuğuma daha iyi bir geleceği nasıl sağlarım, hayallerimin izinde bunu nasıl yaparım diye çabalarken hem Martı’da yazmaya başladım hem de amacı dünyaya neşe yaymak olan bir topluluğa üye olma fırsatı yakaladım. ‘Joimove Uluslararası Neşe Hareketi’, beni çocukluğumda, hatta belki de çok daha öncesinde DNA’ma işlenen coşkulu olma halime ulaşmam için tekrar harekete geçirdi. Müzik ve dans aracılığıyla hayata tutunmaya çalışıyordum. Oğlumun huzurla uyuduğu ender anlar, birlikte dans ettiğimiz anlardı, Onun rahatlamasını, keyiflenmesini sağlardı. Aynı huzur ve neşenin yayılması için büyük bir heyecan içinde küçük gruplarla bunu yayma fırsatı da yakaladım.

Yıllar geçti bazı şeyler değişmedi, dans ve müziği kullanarak neşelenmek bizi hep iyileştirdi.

Heyecanlanmak hayattan bir hediye midir?

Minnet duyma hakkımı bu sefer çocukluk heyecanlarımı koruyabildiğim, zor zamanlarda dans edebildiğim, müziğe, şarkılara tutunabildiğim ve küçük tesadüflerle heyecanlanabildiğim için kullanmak istiyorum.

Hayat hikayesiyle, zorluklara karşı mücadelesi ve ailesini şifalandırma yolundaki mucizevi çabasıyla, dünyayı dönüştürme azmiyle, 19 ülkeye yaymayı başardığı Joimove Neşe Hareketi’yle, bana ve okurlarına ilham olan, satırlarını her okuduğumda, cesaret bulduğum sevgili Selen Yılmaz’ın kitabını sizlere kitaptan bir alıntıyla önermek istiyorum.

Cesaret Sandığın Aslında Ne?

Küçük kalplerin ihtiyacı olan şey, hayatın ne kadar da acımasız olabileceği gerçeğiyle sizin gözbebeklerinizdeki hüzün aracılığıyla yüzleşmek değil, hayatın her şeye rağmen ne kadar özel olduğunu, kutlanmaya değer olduğunu, sizin gözbebeklerinize yansıyan kendi yüzlerinden görmeleridir. Bu ancak ve ancak katıksız neşe ile olabilir. Çarpan her bir kalp ritmine, yaşam mucizesine tanıklık edilen her bir saniyeye duyulan hayranlık ve bu hayranlıktan yayılan saf neşeyle mümkün olabilir. İşte bu, iyileştirici güçtür. Bu güç bize şarkı söyletir, dans ettirir, korku duvarlarımızın üstünden atlatır, gidilemeyecek, yapılamayacak gibi gözükenleri yaptırır; açılmayacak kapıları, kalpleri açtırır. Bunun adını cesaret zannederiz ama aslında neşedir. Yaşama ve içimizdeki güce duyduğumuz neşe. İşte çocuklarımız da bu neşeden beslenir, en zor anlarında dahi! (*)

Gülümse! Seni sen yapan her şeye teşekkür et! Seni sana unutturanları, bunu sana yapmalarına izin verdiklerini bağışla! Yaraladıklarından, kalbini kırdıklarından af dile. Ve seni seviyorum de! Önce kendine! (*)

(*) Hayatımın Dansı, Selen Yılmaz, Joimove Uluslararası Neşe Hareketi’nin Kurucusu

Gülçin Gürses Eroğlu

Önceki İçerik“Harekete Geç Eğitimi” Bir Başka!
Sonraki İçerikMulti-Task Efsanesi: Aynı Anda Birden Çok İş Yapabiliyor musunuz?
Gülçin Gürses Eroğlu 1985, Ankara doğumlu. Evli ve bir çocuk annesi. Müzik sever, okur, yazar-çizer-boyar, derinleşme telaşında. Bilgisayar Mühendisi, Pazarlama İletişimcisi. İtalya'da Leadership üzerine eğitim aldı. “Dünya için Geleceğin Liderleri” bursunu kazanan sayılı kişilerden biridir. 11 yıllık iş hayatı süresince birçok farklı sektörde teknoloji, inovasyon, iş geliştirme, ürün geliştirme ve proje yönetimi alanlarında çalıştı. Çalıştığı kurumlarda inovasyon öncülüğü yapmış ve çok sayıda ödül almıştır; halen kurum içi inovasyon, iletişim, motivasyon odaklı çalışmalara katkı sağlamaktadır. Hayalini kurduğu;insanların hayatında mutluluk ve enerji yayabileceği bir hareket için Joimove topluluğuna katıldı. UNESCO ve CID'in desteklediği, sertifikalı Joimove Bebeklerle Dans eğitmenidir. Halen bir teknoloji şirketinde kurumsal çalışma hayatına devam etmektedir, ürün yönetimi eğitmeni olarak; zamanının çoğunu yeni ürünler üretmek üzerine çalışırken ve ekiplere ürün yönetimi eğitimleri verirken geçiriyor. Martıdergisi'nde hayata,liderliğe, pazarlamaya, iletişime, marka iletişimine ve inovasyona dair yazılar kaleme alıyor.