Gerçek sosyal etki; sadece rakamlardan ibaret değil. Bir insanın kalbine dokunabilmekle ve “birlikte mümkün ve birlikte güçlüyüz” diyebilmekle başladığına inanıyorum. İşte bu yüzden, bu anlamlı organizasyonun, Sosyal Etki Zirvesi‘nin bir katılımcısı olmanın ötesinde, aynı zamanda bir paydaşı olarak yer almak benim için bir mutluluk kaynağı. 12 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul Levent İş Sanat’ta gerçekleşen 3. Sosyal Etki Zirvesi’nde toplumsal dönüşüme gönül veren çok kıymetli isimlerle bir araya gelmek, sivil toplumun ve sanatın gücünü hissetmek benim için benzersiz bir deneyimdi.

Kelimelerin Sınırında Varolmak: Raimund Gregorius’tan Günümüze Bir Eylem Arayışı
İnsan zihni, kelimelerin korunaklı limanlarında kaybolmaya her zaman eğilimlidir. Sözün estetiği, çoğu zaman gerçeğin çıplaklığıyla yüzleşme cesaretini örtbas eden konforlu bir perdeye dönüşebilir. Ancak sormak gerekir: Söylenen ile yapılan, düşlenen ile hayata geçirilen arasındaki o uçurum nasıl kapatılır? İnsan, kendi hakikatini sadece konuşarak mı inşa eder, yoksa eylemin riskli ama dönüştürücü sularına atılarak mı?
Edebi yolculuklarımızda sıkça andığımız Peter Bieri’nin Pascal Mercier takma adıyla yazdığı Lizbon’a Gece Treni romanındaki o felsefi derinliği bu zirve boyunca zihnimde taşıdım. Bern’deki düzenli, sakin ve son derece güvenli Latince öğretmenliği kariyerini bir gün ansızın arkasında bırakarak Lizbon’a giden bir trene binen Raimund Gregorius, aslında söz ile eylemin, yani teori ile pratiğin arasındaki mesafeyi kapatmak üzere yola çıkmaktadır. Gregorius, Portekiz diktatörlüğüne karşı kelimelerini birer silaha ve şifa aracına dönüştüren Doktor Amadeu de Prado’nun hayatını keşfederken, insanın kendi hayatının yazarı olması gerektiği gerçeğiyle yüzleşir. Peter Bieri’nin akademik kariyerini, Bologna Süreci sonrası üniversite dünyasının bürokratikleşmesi ve bireyi yabancılaştırmasına yönelik sert eleştirileri nedeniyle 2007 yılında Freie Universität Berlin’deki kürsüsünü bırakarak istifa etmesiyle noktalaması da bu felsefi duruşun somut bir eylemidir. Bieri, sadece özgürlük üzerine yazmakla kalmamış; kendi özgürlüğünü gerçekleştirmek adına güvenli kurumsal limanları terk ederek sözü ile eylemini bütünleştirmiştir.
İşte bu varoluşsal ve felsefi bütünlük arayışı, 12 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul Levent İş Sanat’ta gerçekleşen 3. Sosyal Etki Zirvesi’nde düşüncelerimin merkezini oluşturmuştur. “Eşitlik için; Söz–Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla hayata geçirilen bu büyük buluşma, modern dünyada retorikten ibaret kalan iyilik söylemlerine karşı sarsıcı bir sorgulama alanı açmıştır. Kelimelerin eylemsizlikle aşındığı bir çağda zirve, tıpkı Gregorius’un tren yolculuğu gibi, toplumu konfor alanlarından çıkarıp kolektif bir sorumlulukla yüzleştirmeyi amaçlamıştır.
Toplumsal Dönüşümün Kurumsal ve Kültürel Anatomisi
Toplumsal dönüşüm, tekil çabaların ötesinde bütüncül bir ekosistem tasarımı gerektirir. Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu ve EKONOMİM Gazetesi partnerliğinde hayata geçirilen Sosyal Etki Zirvesi, üç yıllık tarihsel gelişimi boyunca sivil hareketliliğin nasıl somut ve ölçülebilir bir etki modeline dönüşebileceğini ortaya koymuştur. İlk yılında “Eşitsizliklerden Eşitlik Arıyoruz” felsefesiyle yola çıkan hareket, zamanla niceliksel ve niteliksel olarak genişleyerek toplumun tüm katmanlarını bünyesinde birleştiren bir dönüşüm odağı haline gelmiştir. Zirvenin ilk yılında sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, medya ve iş dünyasından 121 paydaş, 94 sponsor ve 1.700’ün üzerinde katılımcı bir araya gelmişti. İkinci yılında bu sayı 255 paydaşa, 100 sponsora ve 2.500’ü aşkın katılımcıya ulaştı. Bu sene gerçekleştirdiğimiz 3. Sosyal Etki Zirvesi ise sivil toplum ve medya temsilcilerini bir araya getirerek 3 bini aşkın katılımcı, 323 paydaş ve 120’den fazla sponsorla muazzam bir etki alanına ulaştı. Sayısal verilerin ötesinde, paydaş yapısının üç yıl gibi kısa bir sürede katlanarak büyümesi, toplumsal vicdanın örgütlü bir güce dönüşme hızını göstermektedir. Zirve, bireylerin kendi küçük dünyalarından sıyrılarak öteki ile kurduğu bağın, toplumsal dayanışma kültürünün zeminini nasıl sağlamlaştırdığını gözler önüne sermiştir.
Zirvenin açılışında, EKONOMİM Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ‘ın o sarsıcı tespiti zihnime kazındı: Eşitliğin, sadece güzel bir kavram ya da niyet beyanı olmaktan çıkıp, “söylediklerimiz ile yaptıklarımız arasındaki mesafe” ile ölçülmesi gerektiğini hatırlattı. Şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışmanın önemini şu sözlerle özetledi: Hiçbir kurum sadece iyi niyetle yol alamaz; asıl mesele, farklı insanların aynı masada söz sahibi olabilmesidir ve hiçbir eşitsizlik tek başına çözülemez.
Sessiz Kalmamanın ve Çözüm Üretmenin Etiği
Bir toplumsal hareketin kalıcılığı, onun sürükleyici liderlerinin ahlaki kararlılığı ve derin vizyonuyla doğrudan ilişkilidir. Sosyal Fabrika platformunun kurucusu ve organizasyon lideri, sevgili arkadaşım Münteha Adalı, iş dünyasındaki güçlü varlığını toplumsal fayda odaklı bir stratejiyle birleştiren nadir isimlerdendir. Güvensan şirketindeki CEO’luk sorumluluğunun yanı sıra, sanatı ve sanatçıyı destekleyen 39 Kalamış Marina Hotel ve 39 Sanat Galerisi’nin kuruculuğunu üstlenen Adalı; KAGİDER, TOBB, EWMD gibi saygın sivil toplum kuruluşlarındaki üyelikleri olan, Turkishwin üyesi ve Binyaprak danışma kurulunda yer alan, aynı zamanda Arya Kadın Yatırım Platformu’nun kurucu ortaklığıyla adil bir dünya arayışını her alanda sürdüren bir liderdir.
Zirvenin açılışında sarf ettiği “Sessiz kalmanın utancını yaşamak istemedim” sözü, Adalı’nın toplumsal eşitsizlikler karşısında takındığı ahlaki tavrın en net ifadesidir. Ona göre, sivil alandaki en büyük açmaz, aynı yapısal sorunların sürekli konuşulmasına rağmen somut bir ilerleme kaydedilememesidir. Bu bağlamda, “Ben bir iş insanı olarak sorun çözmek için çalışırım, sorunları sürdürmek yerine” diyerek, sosyal etki projelerinin birer halkla ilişkiler faaliyeti olarak tüketilmesine karşı çıkmaktadır. Adalı’nın ortaya koyduğu dönüşüm modeli, refahın ve insani gelişimin ekonomik sürdürülebilirliğin yegane temeli olduğunu savunur. Adalı’nın felsefesinde şeffaflık, yalnızca kurumsal bir beyan olmaktan öte; eylemlerin, başarısızlıkların ve engellerin de açıkça paylaşılabildiği tam bir samimiyet durumudur. Ona göre gerçek dönüşüm, yapamadıklarımızı da konuşabilecek kadar şeffaf olmakla başlar.
Görünmez Kahramanlar: Organizasyon ve İletişimin Mimarları
Bu muazzam zirvenin hayata geçirilmesinde, arka planda dev bir ekosistemi kusursuzca yöneten, her detayı ilmek ilmek işleyen çok güçlü yol arkadaşlarımız ve organizasyon liderlerimiz yer alıyor. Zirvenin başından itibaren PR, iletişim stratejisi, kongre yönetimi ve kürasyon süreçlerinin asıl mimarları olan Idecon Idea&Congress kurucusu ve ajans başkanı sevgili Yaprak Yapsan ile yaratıcı etkinlik yönetimi ve organizasyon süreçlerini üstlenen Bluechip Creative Events kurucusu sevgili Elmas Özler, enerjileri ve tecrübeleriyle bu büyük buluşmanın kalbini oluşturdular. Onların yönetimindeki profesyonel ekiplerin geceli gündüzlü emeği sayesinde, zirvenin sesi sadece salon duvarları arasında kalmayıp, tüm Türkiye genelinde yankı uyandıran ve karar alıcı mekanizmalara ulaşan örgütlü bir güce dönüştü.
Gelişim Yolculuğumda Kurduğum Köprüler
Toplumsal dönüşümün pratik ve sistemsel adımları atılırken, bu adımların arkasındaki zihinsel yapıyı inşa eden edebi, felsefi ve pedagojik bir rehberliğe her zaman ihtiyaç duyulduğunu görüyorum. Bireysel ve kurumsal gelişimin sınırlarını genişletmek amacıyla 1999 yılında hayata geçirdiğim Gelişim Enstitüsü ile çıktığım bu yolculukta, öğrenmeyi ve paylaşmayı her zaman merkezime aldım. Öğrenmeyi, paylaşmayı ve birlikte gelişmeyi hayatımın merkezine alan bir hayat öğrencisi olarak, Enstitü çatısı altında 7’den 77’ye, kişilere ve kurumlara özel olarak tasarladığım gelişim programları ve seminerlerle yol arkadaşlığı yapıyorum. Bu eğitimler arasında yıllardır başarıyla sürdürdüğümüz ve pek çok hayata dokunan, hayalleri somut hedeflere kavuşturan yedi haftalık aktif farkındalık programımız “Harekete Geç!”, kariyer bilincini yapılandıran “Kariyerim Gelecek – Kendine Koçluk Yap”, yaşam sorumluluğunu üstlenmeyi öğreten “Kendine İyi Gel – Hayatın Sorumluluğunu Al” ve zihinsel berraklık sunan “Odaklan – Dikkatini Topla – Konsantrasyon Egzersizleri” yer alıyor. Ayrıca iyi birer okur ve yazar olma yolunda “Kitap ile Sohbet Liderliği” eğitimi veriyor, Gümüşlük’te ve online platformlarda “Yaz(ı) Kampları” düzenliyor; “Arketipler: Hayat Sahnesinde Kendi Rolünü Seç” ile “İlişkilerde İletişim” atölyeleriyle bireyin kendi özgün hikayesini yazmasına katkı sunuyorum.
Toplumsal etki modelimi, bireyin kendi üzerine düşünmesi, sorgulaması ve edebiyat aracılığıyla öteki ile bağ kurması üzerine kurdum. 2008 yılından bu yana kesintisiz olarak sürdürdüğüm “Kitap ile Sohbet” etkinlikleri, Radyo Gedik’teki podcast yayınlarım ve ülke geneline yayılan “Martı Kitap Kulübü” çalışmalarımla sivil alanlar yaratmayı hedefliyorum. Küresel kriz döneminde, Mayıs 2020’de zor zamanlarda umut tazelemek amacıyla hayata geçirdiğim “Hayat Boyu Gelişimdeyiz Platformu” ise bu çabaların en kıymetli meyvelerindendir. Gönüllü eğitmenlerimiz ve kitap kulübü yürütücülerimizle aylık ücretsiz etkinlikler düzenlediğimiz bu platformda; okuma kültürünü yaygınlaştırmak, “Evinde Hikâye Kitabı Olmayan Çocuk Kalmasın” diyerek minik kalplere dokunmak, kız çocuklarımızı ve kadınlarımızı bilgi ve özgüvenle güçlendirmek, doğaya ve sanatın iyileştirici gücüne sarılmak adına çalışıyoruz. Elma Çocuk Yayınları’ndan çıkan eserimle Atatürk’ün sesini ve vizyonunu bugünün çocuklarına ulaştırmayı, sivil bilincimizin tarihsel köklerle beslenmesini son derece önemsiyorum.
MartiDergisi.com’un yayın felsefesinde somutlaşan “Özgürlük, öğrenmektir. Keşfetmektir. Kendin olmaktır. İşte biz de bu çağrıyı duyan martılar olarak yazıyoruz. Bir derdimiz var: Paylaşmak ve Hayat Boyu Gelişimdeyiz demek. Bir nedenimiz var: Yaşamak, öğrenmek ve özgürleşmek.” anlayışımız, Sosyal Etki Zirvesi’nin değişim vizyonuyla kusursuz bir uyum yakalamaktadır. Biri bireyin içsel derinliğini ve entelektüel uyanışını hedeflerken, diğeri bu uyanışı organize sivil projelere ve yasal reform taleplerine dönüştürmektedir. Bu omuz omuza duruş, toplumsal değişimin hem kalbe hem de sisteme hitap etmesi gerektiğinin en güzel örneğidir.
Kitabını Kap Gel: Sayfalardan Kütüphanelere Uzanan Umut Köprüsü
Zirvenin en çok kalbime dokunan, sivil dayanışmayı her yıl büyüten en özel hareketlerinden biri de “Kitabını Kap Gel” kitap toplama kampanyası oldu. Her zirvede gelenekselleşen bu kampanya kapsamında katılımcılarımız ellerinde kitaplarla gelerek eğitimde fırsat eşitliği yaratılmasına somut destek verdiler. Geçtiğimiz yıllarda toplanan 10 binden fazla kitap deprem bölgelerindeki 11 ilde yer alan kütüphanelere gönderilmişti. Bu kitapların bir kısmı Adıyaman Gümüşkaya Ortaokulu’na ulaşırken, bir kısmı ise Hatay’daki kütüphanelerimize teslim edildi ve depremden etkilenen çocuklarımıza yaşlarına uygun hediye paketleriyle ulaştı. Bu yıl zirvemizde toplanan yeni kitaplar ise yeni kütüphanelerin tohumlarını atarak sivil dönüşümün eğitim ayağını daha da güçlendirecektir. Ben de “Atatürk’ten Sana: Gençliğe Hitabe’nin İzinde” kitabımı imzalayıp bıraktım. Son çocuk kitaba kavuşana kadar sürdüreceğimiz bu mücadele, toplumsal eşitlik arayışımızın en somut eylemlerindendir.
Bir Sahnede Hayatın Kendisi: Oturumlar, Sanat ve Kuşaklararası Karşılaşmalar
12 Mayıs 2026 tarihindeki zirve programı, teorik sunumların soğukluğunu kıran, hayatın tüm renklerini sahnede bir araya getiren estetik bir şölen olarak kurgulanmıştı. Tiyatro oyuncusu Yunus Eski’nin konuşmasıyla açılan gün, sanatçı ve yapımcı Merve Çaloğlu’nun piyanodaki büyüleyici canlı müzik performansıyla başlayarak bizleri duygusal bir yolculuğa hazırladı. Zirve oturumları devam ederken, sahne eşzamanlı olarak canlı resim performansları sergileyen ressam Elmira Akarsu, sanatçı Pınar Kuseyri ve ressam-tasarımcı Aydan Baktır’ın fırça darbeleriyle adeta yaşayan bir tuvale dönüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ses Sanatçısı Ezgi Eyüboğlu’nun harika müzik dinletisi kulaklarımızın pasını silerken; tiyatro dünyasından, sanatçılardan Seçil Erel, Fırat Neziroğlu, yazar Sinem Sal ve oyuncu Sera Kutlubey gibi kıymetli isimler sanat algımızın toplumsal eşitlikle bağını sorguladılar. Spor dünyasından basketbol koçu ve milli sporcumuz Erman Kunter ile Voleybolun Unutulmazları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gülnur Özfer Görgün de zirveye bambaşka bir dinamizm kattı.
Gün boyunca Wellbeing Coach ve Uzmanı Canan Gül Ayata’nın sergilediği beden hareketleri, beden ve zihnin uyumunu sağlamak için hepimizin katılımı ile gerçekleşti. İdil Türkmenoğlu liderliğindeki Çocuk Genç Sanat Tiyatro (ÇGST) topluluğunun, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile başlayan şahane performansı ise sanatın, çocukların ve gençlerin dünyasındaki o saf dönüştürücü gücünü sahnede devleştirerek hepimizi derinden etkiledi. Gençlerin omuzlarında yükselen bu eşsiz mirasın ses bulduğu anlar, zirvenin en unutulmaz sanatsal anlarından biri olarak hafızalarımıza kazındı.
Bu estetik bütünlüğün yanında, Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşen “Sürdürülebilirlik İklim Politikaları ve Biz” oturumunda; Uzm. Dyt. Dilara Koçak, Dr. İzel Levi Coşkun ve Seren Anaçoğlu ile iklim krizini ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin ortak sorumluluğunu paylaşıldı. Deprem bölgesindeki sivil dayanışmayı taze tutmak amacıyla Evrim Hizaler moderatörlüğünde düzenlenen “Dayanışma Kültüründe – Unutmamalı” panelinde ise; Gani Bereket, Gökhan Alan ve Çiğdem Kıral ile bölgedeki kooperatifleri, üreticileri desteklemenin sivil vicdanını ve unutulmaması gereken acıları bir kez daha gündeme taşındı. Günün coşkusu ise Macrocenter ve Alcoloco sponsorluğundaki “After SEZ Party” ve DJ Kerem Cangoloz’un performansıyla sivil dayanışmanın neşesiyle çoğaldı.
Hayatı Onurlandıranlar: Onur Konuşmacılarımız
Zirvenin en heyecan verici ve zihinsel sınırları zorlayan anlarından biri, topluma ve sivil alana yön veren kıymetli isimlerin onur konuşmalarıyla sahne aldığı “Hayatı Onurlandıranlar” oturumuydu. SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem ve TİM Sürdürülebilirlik ve Projeler Koordinatörü Nilgün Özdemir, gerçekleştirdikleri onur konuşmalarıyla bizlere hayat boyu sürecek bir sorumluluk bilinci aşıladılar.
Bu özel kuşağın hemen ardından gelen bireysel sunumlarda ise; Cambridge Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Mete Atatüre bilimsel vizyonuyla, Taş Tepeler Proje Koordinatörü ve Göbeklitepe-Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul tarihin derinliklerinden süzülen anlatımıyla ve Baltaş Grubu kurucusu, psikolog-yazar Prof. Dr. Acar Baltaş insan psikolojisine dair tespitleriyle zihinsel sınırlarımızı genişleten birer onur konuğu olarak sahnede yer aldılar. Onların paylaştığı bu entelektüel derinlik, sivil toplum ve özel sektör liderlerinin ufkunu açarak söz-eylem ilişkisine bilimsel ve felsefi birer dayanak kazandırdı.
Toplumsal Akıl ve Çözüm Arayan Değerli Konuşmacılar
Zirvede sivil ve kurumsal aklı birleştiren, her biri alanında öncü çok kıymetli konuşmacılar yer aldı. Araştırmacı yazar Evrim Kuran, EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz, Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Serter, Karaca International Genel Müdürü Ömer Barbaros Yiş, Dr. Ömür Tekeli, Arda Öztaşkın, Dr. Ayşe Kaşıkırık, Duygu Erzurumlu Cengiz ve İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan gibi isimler oturumlarda söz-eylem ilişkisini sorguladılar.
Ahu Özyurt moderatörlüğündeki “Kültür ve Biz” panelinde; Dr. Ozanser Uğurlu, oyuncu Sera Kutlubey ve Duygu Yücesoy ile toplumsal kodlarımızın eşitlik üzerindeki etkilerini masaya yatırdılar. İpek Özgüden moderatörlüğündeki “Sağlıklı Yaşamda Biz” oturumunda ise; Gülnur Özfer Görgün, Saliha Özkan ve Dr. Ömür Tekeli ile sağlıklı bir yaşamın toplumsal dönüşümle bağını tartıştılar. Münteha Adalı ve Arda Öztaşkın, Aylin Kurt Ganiç, Hasan Deniz ile Dr. Gözde Çörekçioğlu İshakoğlu’nu bir araya getiren “Yapay Zeka ve İnsan” söyleşisi teknolojinin geleceğini insan odağıyla sorguladı. Handan Sema Ceylan moderatörlüğündeki “Sosyal Etkinin Gücüne İnananlar” panelinde; Çağlayan Kent, Cansu Taç Ekmekçiler ve Can Semercioğlu ile kurumsal sosyal sorumluluğun sınırlarını aştı. Banu Koç Çakan moderatörlüğünde Ayben Ünal ve Emine Yüksekol’u buluşturan “Sosyal Etkinin Dönüşüm Liderleri” oturumu kooperatiflerin ve kurumsal ortaklığın gücünü gösterdi. Duygu Erzurumlu Cengiz moderatörlüğünde; İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan, Tuğba Söylemiş ve Şeref Oğuz ile kurumsal kültürlerin şifrelerini paylaştılar. Münteha Adalı moderatörlüğünde; Taha Aydoğmuş, Çağrı Küpeli ve Yıldız Tuana Karaca’yı bir araya getiren “Gençlik İçin Konuşanlar” oturumu ise gençlerin karar mekanizmalarındaki gücünü kanıtladı.
Tuğrul Ağırbaş moderatörlüğündeki “Farklılıklarımız ve Biz” oturumunda; influencer Aslı Tümer, Elif Eda Güneş, tır şoförü Başak Güvercin ve genç lider Ayşe Naz Kara ile farklılıklarımızın zenginliğini konuştular. İDO’nun yaka kartı sponsorluğu, Arnica, Beko ve JTI gibi güçlü markaların dönüşüm liderliği destekleri, sivil ve özel sektör ortaklığının ne denli güçlü kurumsal kökleri olduğunu gösterdi.
Sonuç ve Gelecek Perspektifi
Söz ile eylem arasındaki ilişki, sadece etik bir sorun olmanın ötesinde; toplumsal barışın ve geleceğin inşası için hayati bir yapı taşıdır. İlk iki yılın çıktı raporları ile 2026 yılının verileri de eklenerek hazırlanan analizler, farkındalığın karar mekanizmalarına ve yasal reformlara dönüşmesi için yasa koyucuların önüne somut bir harita koymayı amaçlamalıdır.
Münteha Adalı’nın vizyonu ve pratik zekası ile edebi, felsefi ve insani dokunuşlarımızın buluşması, toplumsal dönüşümün sadece teknik bir planlamanın ötesinde, aynı zamanda estetik ve vicdani bir uyanış olduğunu kanıtlamıştır. Tıpkı Raimund Gregorius’un konforlu hayatını geride bırakıp kendi hikayesini yazmak üzere bindiği o gece treni gibi, 3. Sosyal Etki Zirvesi de toplumu edilgen birer izleyici olmaktan çıkarıp aktif birer tarih yazıcısı olmaya davet etmektedir.
Gönüllülerden tüm yol arkadaşlarına, bu muazzam sinerjiyi mümkün kılan her bir paydaşın emeğine sağlık; çünkü dünya, sessiz kalanların utancıyla kararmak yerine, kelimelerini eyleme dönüştürecek cesareti gösterenlerin ortak iradesiyle güzelleşecektir.
2 yıldır zirveye öğrencim Elif Muratoğlu ile katılıyoruz. Bu yıl yol arkadaşlarım Güler Durmuş, Jülide Yılmaz Uçtum da katıldılar. Güler ile Martı Kitap Kulübünde birlikteyiz. Eşit ve Erişilebilir Yaşam Rotary Kulübü – Jülide ve Serpil Ararat ile Aydınlanma Çemberi Kitap Kulübü’nü kurduk. Bir de yeni kurduğumuz KALBİM Kitap Kulübü kadınları ile karşılaştık ve sarıldık.


Zirvede bir de koku sponsoru olan Pur Ente markasıyla tanıştım. Sevgili Hazal Türkan Demir ve Damla Kalender mis kokulu girişiminizin yolu açık olsun.

“İyiyi düşün, güzeli düşle; kendini düşlerine ada…” sözümle umudun kanatlarında düşlerimize uçuş diliyorum hepimize.
Yasemin Sungur





















