Çalışma Hayatının Olmazsa Olmazı: Kahve!

İster ofiste olalım, ister evde, ister sokakta, kahve kokusu birçoğumuzu kendinden geçirir ve hemen beynimizde kahve içme isteği uyandırır. Kahvaltı yapmadan güne doğrudan kahveyle başlayanlar olduğu gibi, kahvaltı sonrasında keyif kahvesini yudumlayanlar da, azımsanacak sayıda değildir. Kahveyi en çok tükettiğimiz mekânların başında kuşkusuz iş yerimiz gelir. Gerçekten de, Türk kültürünün vazgeçilmezlerinden olan kahve içme alışkanlığını, iş hayatınızda performansınızı artırmak için gizli bir güç kaynağı olarak kullanabilirsiniz.

Peki, nedir bizi kahveye sevk eden?

Kahve, insan vücudunda uzun süreli algı açıklığını ve dikkat yoğunluğunu sağlayan özelliklere sahip. Bu özelliklerin yanı sıra, hafızanın da güçlenmesinde son derece etkili bir içecek.

Yapılan araştırmalarda ofiste bir fincan kahve içenlerin, içmeyenlere göre aktif ve yoğun çalışabildiği gözleniyor. Ancak kahve konusunda temkini elden bırakmamanız da gerekiyor. Fazla miktarda kahve içmenin, faydası olduğu kadar zararı da mevcut. Enerji patlaması yaşadığınız süreçte, vücudunuzun talep ettiğinin üzerine çıkarsanız, zirve yapan enerji durumunuz da, hızla geri düşebilir. Bu da sizde “O kadar kahve içtim, yine hala çok uykum var” demenize sebep olabilir çalışırken. Yaşanan bu dengesizliğin ardından aşırı yorgunluk ve halsizlik, sizi daha kötü etkileyebilir. Bu sebeple temkinli davranmakta, kahve içmeyi abartmamakta fayda var.

1

Hem zinde, hem verimli olabilmek için, kahvenin yanında, aşağıda sıralayacağım noktaları ihmal etmezsek, ofiste/iş hayatında daha sağlıklı çalışmak elimizde:

Mutlaka Kahvaltı: İnsan metabolizması zor durumlarda kendini korumaya almak üzere tasarlanmıştır. Bu nedenle uzun süren açlık durumunda biz hissetmesek de, vücudumuz aslında farklı çalışır. Tek bir simitle ya da tam buğday ekmeğinin içine peynir ve yeşilliklerle yapılan bir sandviçle, metabolizmamız daha iyi çalışacak, güne de daha iyi başlanmış olacaktır.

Ara Öğünler: Kahvaltıdan sonra, zaman ilerledikçe kan şekerimiz düşmeye başlar genelde. Böyle oluca da, ister istemez işe olan konsantrasyon düşebilir. İşte bu anda, ara öğün yapmak gerekir. Öğün dediysek, oturup börek yemekten ya da bir bar çikolatayı mideye götürmekten bahsetmiyorum.

5-6 fındık, 2-3 kuru kayısı ya da iki-üç kepekli galeta veya bir elma, hem açlığı yatıştırır, hem de kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.

Yemek Seçin: Çalışırken yediklerimiz, annemizin pişirdiklerinden ya da evde hazırladıklarımızdan farklı olsa da, bunların içinden neleri tercih etmek daha doğru olur, bir bakalım: Çorba, (çok yağlı olmadıkça) kimimize iyi bir çözüm gibi gelebilir. Izgara beyaz et, sebze yemeği, yoğurt, iyi yıkandığına inandığınız salata gibi yiyecekler de, öğlen yemeği için seçilebilir. Tatlıya gelince… Kan şekerini hızla yükseltip, hızla düşüren şerbetli tatlılardan uzak durmak ve daha çok meyveye ağırlık vermek daha doğru…

tumblr_mfoxr7lzUT1qb8385o1_500

Ve gelelim asıl konumuza, kahveye… 

İnsan kaynakları departmanlarının yönetim organizasyon planlarının yanı sıra, “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” tablosu çizme şansı olsa, en başa yazılacak olan gereksinimlerden biri de kuşkusuz kahvedir.

Başımızın tacı, çalışma hayatının olmazsa olmazı kahve, iş yerinde adeta bir ritüeldir. Sabah kahvesi, öğlen yemeği sonrası kahvesi, akşamüstü kahvesi derken tüketimini abartabiliriz. Birkaç fincanla sınırlamak en iyisidir.

Kahveyi şekerli içmeyi seviyorsanız, olabildiğince az şekerli ya da şekersiz, krema vb. kullanmadan içmeye özen gösterin.

Peki, ofiste kahve bitmişse ne olur?

Yeni satın alım yapılana kadar beklenir, icap eden yazışma ve prosedür beklenir. Ama bu sürede de acıkılır. Kahveye acıkır mı insan? Evet, acıkır.

En kötü ihtimalle, bir öğle arasında ya da iş çıkışında en yakındaki kafede bir kahve içilir; ofis kahvesinin yerini tutar mı bilinmez ama, iş yerinde kahve, candır.

Ağır ağır hazırlanışının ardından ilk yudumdan sonra, gözler fincanın içine bakacak şekilde burundan verilen nefesin sıcak fincanı dolaşıp, tekrar yüze vurmasıyla farklı bir dünyanın kapıları açılmış gibi hissederiz.  ‘40 yıllık hatırının’ da olması bundandır.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBabalardan Babalara…
Sonraki İçerikSoru Sorma Sanatı
Zeynep Kıyak
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…