Babalardan Babalara…

Sevilay Acar’ın konusunda uzman 4 baba ile söyleşisi

“…gelecek kuşağı değiştirmek, geliştirmek ve kendine güvensiz, hırsla yarışan, narsist bir gelecek istemiyorsak, anne ve babayı bu konuda bilgilendirmemiz gerekiyor…”

babalardan babalara

3 Psikiyatrist ve 1 Pedagog… Önce kendi babalarını ve çocukluk dönemlerini anlattılar sonra da babalara çocuk iletişimi hakkında bilgi verdiler. TV Program Editörü ve Yazar Sevilay Acar ile ilk kitabı “Babalardan Babalara” adlı kitabını konuştuk. Babalar gününe yaklaştığımız şu günlerde babalara verilebilecek en güzel hediyelerden biri onları çocukluk dönemlerine götürecek ve anılarını yaşayıp babalarına sarılmasını sağlayacak bir kitap olabilir. Ve en önemlisi de çocuğun gelişiminde rol model olacak babaya verilecek miras bilgiler…

Babalardan Babalara ilk kitabın, baba çocuk iletişimi ile ilgili senin tabirinle miras bilgiler içeriyor. Kitabı bu içerikte hazırlama fikri nasıl oluştu?
Öncelikle babamla yaşadığım ilişki ve birlikte paylaşımlarımız, onun bana verdiği destek kendimi geliştirmeme ve yaşama tutunmama, yol almama ışık tutan bir ilişkiydi. İnsanın özellikle bir kız çocuğunun yaşamında babanın önemini gerçekten de iyi deneyimlemiş bir insanım. Bugüne dek, gerek arkadaşlarımla yaşadığım, gerekse çevremde gözlemlediğim baba- kız, baba -erkek ilişkilerinin özellikle ilişkiler konusunda belirleyici etkenlerden biri olduğunu da görmemi sağladı.

sevilay acar

Babalarıyla sorunlu ilişkileri olanlar neler yaşıyordu?
Hayatımdaki özellikle babalarıyla ilişkilerinde problem yaşayan kadınların, ilişkilerinde de benzer problemleri yaşadığını fark ettim. Okuduğum psikoloji kitaplarında satır aralarında bulduğum o bilgileri hayatımda yaşayarak deneyimliyordum. Babası annesini aldatan, çocuklarını yok sayan, baskı uygulayan, narsist ve çapkın babası olan çocuklar büyüyüp yetişkin olduklarında aynı özelliklere sahip erkekleri seçebiliyorlardı. Babalarıyla halledemedikleri meseleleri aynı özellikteki erkeklerle yaşadıkları ilişkilerde halletmeye çalışıyorlardı. Bunu dostlarla bir araya geldiğimizde kendi aramızda konuşur, çözümlemeye çalışırdık. O zaman dedim ki, bir baba çocuğun gelecekteki ilişkilerini bile yönlendirebilecek etkin ve etkili bir güce sahip.

Anneler de çocuğun gelişiminde önemli bir yere sahip…
Annelerimiz de aynı şekilde belirleyen ama baba gerçekten de bir erkek çocuğunun erkekliğe hazırlığında, bir kız çocuğunun ise eş seçiminde gerçekten de önemli bir faktör. Bunu röportaj yaptığım uzmanlara sorduğumda, daha da derin bir anlamı olduğunu gördüm ve fark ettim. Bu yüzden de gelecek kuşağı değiştirmek, geliştirmek ve kendine güvensiz, hırsla yarışan, narsist bir gelecek istemiyorsak, anne ve babayı bu konuda bilgilendirmemiz gerekiyor diye düşündüm. Yani çocuklara nasıl dokunuyorsak, gelecek öyle şekilleniyor.

Bilmek ve öğrenmek önemli bir adım o halde…
Çocukların ruhsal ve bedensel gelişiminde anne ve babanın ilgili ve bilgili olması gerekiyor. Zaten annelere hizmet eden, annelere bilgi veren birçok mecra, kitap, tv programı var. Ama babalar öneminin farkında değil. Çünkü kadın her zaman daha iyisi için araştırmayı ve öğrenmeyi seçiyor. Baba ise daha çok para kazanmak ile ilgileniyor. Çünkü toplumun babaya verdiği birinci rol bu. Kitabı okuyan babalar görecekler ki, babalık da annelik kadar kutsal bir görev. Ve bu görev, yerinde bir dokunuşla, bilgiyle efsane çocuklar oluşmasına hizmet etmelerini sağlayacak. Gururlu bir baba olarak hayata akacaklar.

Prof.Dr. Özcan Köknel, Prof. Dr. Kemal Sayar, Prof.Dr. Nevzat Tarhan ve Pedagog Ali Çankırılı… Hepsi de bu dünyanın önemli isimleri. Projeni kendilerine sunduğunda nasıl karşıladılar?
Hepsine minnettarım. Beni hiç şaşırtmadılar. Hepsi de aynı zamanda kitaplarını okuduğum ve satır aralarında kendimi bulduğum yazarlardı. O kadar mütevazı ve içten insanlar ki, projeden bahsettiğim de hemen kabul etmelerinin yanı sıra bir de beni motive ettiler. Unutulmaz bir anım oldu sayelerinde. Bir baba gibiydi hepsi benim için, şefkatli, anlayışlı ve çok bilgili babalar… Bu nedenle röportajlarımız çok içten ve samimi gelişti.

sevilay acar2

Kitabı hazırlarken nasıl bir yol izledin?
Bire bir röportaj yapıp, o atmosferi yaşamayı tercih ettim. Söyleşi, bir dost sohbeti gibi geçmeliydi ve de öyle oldu. Bu defa koltuğun diğer tarafında ben vardım, onlar anlattılar. Duygularını göstermekten kaçınmadılar, açık ve içtendi hepsi. Ve bu nedenle dönem dönem gözlerimiz yaşlandı, dönem dönem ise geçmişi hatırlayarak gülümsedik.

Kitabın ilk sayfalarında babandan ve ailenden ayrı olduğun bir bayram sabahını yazmışsın. Aile kavramı insan yaşamında önemli ve olmadığında ise eksikliğini yoğun yaşatan bir duygu olmalı…

İnsan hayatta başarısız olabilir, çok hüzünlü olduğu zamanlar olabilir. Tek başına kalabilir, hatalar, yanlışlar yapabilir. İşte bunların hepsine dayanamayacak ve kapılarını her durumda sonuna kadar açık bekletecek bir kucak aile.

Geçenlerde survivor yarışmasını izlerken bunu çok daha iyi anladım. Orada adada yaşayan birçok insan, hırsla yarışıyorlar. Belki birçok taraftarları, birçok dostları var. Ama hepsi de ailelerinden gelen bir mektupla dağılıyorlar. Gözyaşlarına hakim olamayıp, duygularını saklayamıyorlar. Aile ıssız bir adada da olsan, kalabalığın olduğu bir metropolde de olsan arkanı güvenle dayayabileceğin bir duvar. İşte bu yüzden onlardan biri olmadığında, asıl yalnızlık başlıyor. Kitapta Röportaj yaptığım hocalarımın hepsi de babalarını kaybetmişlerdi. Ve onlara babanızı kaybettiğinizde ne hissettiniz diye sorduğumda benzer cevaplar verdiler. Kemal Bey, “babamı kaybettiğimde sırtımı dayadığım duvar gitti” diye tanımladı babanın eksikliğinin ne anlama geldiğini. Nevzat Bey, “kolumu bacağımı kaybetmiş gibi oldum “dedi. Özcan Bey, “hala en ufak bir sıkıntım olsa, onu arıyorum” derken Ali Bey ise ” eksiğim” diye ifade etti duygularını. O zaman şöyle dedim içimden, yaşı kaç olursa olsun bir babanın ya da bir annenin kaybı insanı eksiltiyor. Çok şükür babam hayatta, allah uzun ömürler versin ama gerçekten eksikliği anlamamı sağladı. Bu nedenle de özellikle bayramlarda ve özel günlerde babalarını ve annelerini kaybeden dostlarımı mutlaka ararım.

Bayram sabahları önemlidir, çünkü bayramlar aileyle yaşanır. Ben de bir bayram sabahına, annemden babamdan uzakta uyanmıştım. Yalnızlık pencerem o zaman açılmıştı ve pencereden gördüğüm ise babamlı, annemli hatta amcamın, kuzenlerimin, kardeşlerimin olduğu bayram anılarımdı.

babalardan babalara2Kitabın ilk bölümlerinde uzmanlar babalarını ve çocukluk dönemlerini anlatmışlar. Bir nevi, koltuğun onların oturduğu bölümünde sen, diğer tarafında ise uzmanlar oturmuş… Röportaj sırasında neler yaşandı?

Kemal Sayar, Nevzat Tarhan, Özcan Köknel ve Ali Çankırılı… Çocukluk dönemleri birbirinden farklı 4 uzman, 4 ayrı kuşak… Mesela Özcan Köknel ile 1930’lu yılları ve o yıllardaki Zile’yi yaşıyoruz. Elektrik yok, su yok, teknoloji yok. Karanlık bir dönemde, bir çocuğun dünyaya nasıl baktığını görüyoruz. Özcan Bey’in babası Hayat Güzeldir filmindeki Guido’ya çok benziyordu. Sonra resmini görünce hakikaten benzediğini de gördüm. İki baba da çocuklarına savaşı, karanlığı hissettirmemek için hayatı güzel gösteren yollar deniyorlar. Özcan Bey’in babası, oğlunu eğlendirebilmek için onunla oyunlar oynuyor, ona oyuncak bulamasa da ahşaptan oyuncaklar yaptırıyor. Oğlunu tüm negatiften uzak tutmaya çalışarak eğitiyor. Şehir dışına çıksa da, gittiği yerleri anlatan kartpostallarla onu eğitmeye devam ediyor.

Kemal Bey’in babası, çocuğundan gözyaşlarını saklamayan duygusal bir baba. Hep destek, yardımcı ve çocuğunun hayallerine ulaşması için elinde ne geliyorsa yapıyor. O’nun şiir yazmasını, kelimelerle insanların ruhuna dokunmasını, çizgi filmlerde bile ağlamasını anlıyorsunuz babasıyla yaşadığı anılarını anlatırken.

Nevzat Bey’in babası kendisinin tabiriyle “çocuğunu uykuda sev” kültüründen gelen bir baba. Bu yüzden babasına hiç sarılamamış, babası kucağına almak istese de alamamış, aldığında dede içeri girmiş, baba hemen çocuğunu kucağından yere indirmiş. Bu davranış yıllar sonra Nevzat Bey’in kendi çocuklarıyla yerlerde yuvarlanarak birlikte oyun oynamasını sağlamış…

Ali Bey, babasının desteğini pek arkasında görememiş. Dönem dönem ona kızmış ama hep sevmiş. Çocukluğunda yaşayamadığı , hevesini alamadığı oyunlar olmuş. Bu yüzden de, bunun öneminin farkına varan bir uzman olarak ” oyun, çocuğun en ciddi işidir” diyor anne ve babalara. Baba dokunuşunun anlamının farkında bir pedagogun çocuk eğitimi ve çocuklara söz geçirme sanatını anlattığı bölümler her babaya miras bilgilerden oluşan bir kılavuz niteliğinde.

Kitabın içinde senin babanla ve ailenle yaşadığın hikayeler çıkıyor karşımıza. Bu anlamda da hem sürprizlerle bilgilere geçiş yaşıyoruz hem de kendi hayatımızı da gözden geçiriyoruz. Uzmanların hikayeleri mi seni kendi hikayelerine götürdü. Anıların, o anda yaşadığın anlarda hissettiklerinle mi geldi?
Evet röportaj sırasında ben de kendi babamla yaşadıklarımı, çocukken aldığım yaraları farkettim. Görmemişim bugüne dek. Anlamamışım bir otobüs garında yaşanan vedaların, içimizde bir yerde gizlendiğini. Uzmanlarımızın çocukluk hikayeleri benim de hikayelerimin kapılarını açtı. Kimi zaman, kendime sarıldım, öptüm, kucakladım, kimi zaman ise ilişkilerimdeki sebepleri yakaladım ve içimdeki kadına baktım. Hepimiz biraz anne ve babalarımızın ilişkilerini kopyalıyoruz. Bir gün bir tartışma anında bir bakıyorsunuz, o sözler size ait değil. Anne ve babanızın tartışmalarından bir replik, bugün sizin senaryonuzun içinde. İşte önemli olan da bunu farketmek ve o bölümü çalışmak.

Kitapta değerli şairlerin şiirleri var. Can Yücel’in Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim adlı şiiri bunlardan birisi. Baba dendiğinde ilk akla gelen şiirlerden biri. Ama senin bir birleştirmen var kitapta. Özcan Köknel ve Can Yücel’in babası ile ilgili…
Can Yücel’in babası Hasan Ali Yücel… Şiirde geçen “çağın en güzel gözlü maarif müfettişi…” Bir gün teftiş için bir okulu ziyaret eder. Ve orada karşısına bir muallim çıkar. Der ki; benim bir oğlum oldu. Hasan Ali Yücel ismini sorar. Henüz bir isim konulmadığını öğrenince muallime: benim oğlumun ismi can sizinki de özcan olsun” der…

Ne kadar güzel bir tesadüf değil mi?… Hani siz dersiniz ya, “hayatta hiçbir şey tesadüf değildir” diye. İşte ben bunu kitabımı yazarken yaşadım. Birbirinden habersiz hikayeler, bir anda bir kitapta buluştu hem de birbirini tamamlayarak.

Babalara ne söylemek istersin?
Bütün hocalarımızın yanıtlarından öğrendiklerimle ; “önce kendinizi sevin, sonra da çocuğunuzun annesini sevin” derim. Sizin anneye davranışınız, çocuğunuzun hem mutlu olmasını sağlayacak, hem de ona kadın erkek ilişkilerini anlatan çok güzel ve belirleyici bir örnek olacak. Anneler çocuklarına dokunmayı doğuştan biliyorlar. Ama babalar da dokunmanın sihirini bilmeli. Kitabı okuyanlar orada uzmanlarımızın anlattığı bilgileri de görecekler ki, araştırmalar baba dokunuşunun çocuğun gelişiminde çok önemli bir etken.

Siz de bir zamanlar çocuktunuz. Önce içinizdeki çocukla ve ailenizle, babanızla barışmalı, kendinize dokunmalı ve kendi yaralarınızı fark etmelisiniz. Bilmediğimiz bir şeyi, hiç kimseye veremeyiz. Bu yüzden kitapta önce çocukluğumuza ve babalarımızla ilişkilerimize gittik. Kitapla birlikte siz de geçmiş yolculuğunuza gidecek ve oradaki yaralarınıza şifa verip, o şifalı yüreğinizle çocuğunuza dokunabileceksiniz. Bu yüzden bu kitap, her babanın, baba adayının ve kız ya da erkek tüm büyük çocukların okuması gereken bir kitap.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: