Bir Yönetici Koçu: Dost Can Deniz

Benim geçtiğim yolun önemli bir bölümü, kendi sahip olduğum yetenek ve beceriler ile beni en fazla mutlu eden bazı şeyleri görmediğim ve yapmadığım yerlerden geçiyor. Benim hikayem daha mutlu bitiyor, çünkü bundan 12 sene önce, kendimi “kariyer” çarkının içinden çekip çıkarabildim.

Şu anda yaptığınız işi kısaca tanımlar mısınız?
Ben yönetici koçluğu yapıyorum. İşim şirketlerin üst düzey yöneticilerine ve diğer profesyonellere, karşılaştıkları bazı zorlukları aşmaları ve bunu yaparken kendilerini geliştirmelerine destek olmak..

Şu an yaptığınız iş dâhilinde bir gün içerisinde neler yaparsınız? Sizin yaptığınız işi yapan birisinin günü nasıl geçer?
Tabi ki günün en önemli bölümlerinden biri danışanlarımla, onlarla yaptığım görüşmelerle geçiyor. Bu görüşmeleri birebir yapıyoruz ve her biri yaklaşık 2 saat kadar sürüyor. Bu şekilde genellikle günde 2 – 3 görüşme olabiliyor. Öte yandan aynı zamanda kendi firmamı da yönettiğim için günün bir bölümünü de buna ayırıyorum: hizmet verdiğim firmalarla ve potansiyel müşteri firmalarla toplantılar, proje yönetimi, ekibimdeki diğer koçlara destek olmak, diğer idari işler. Başarılı bir koç olmanın en önemli gereklerinden biri sürekli kendini geliştirmek. Bu da zamanımın çok önemli bölümünü ayırdığım şeylerden birisi, okumak, araştırmak, çeşitli eğitimlere katılmak. Ve tabi ki kendi yaratıcı faaliyetlerim, en başta da yazmak, zamanımı ayırdığım şeyler arasında.

İş hayatınıza başlangıcınızı, geçtiğiniz süreçleri anlatır mısınız?
İş hayatıma bankacılıkla başladım. ODTÜ Endüstri Mühendisliği, ardından ABD’de Lehigh University’de MBA yaptıktan sonra İnterbank’ta management trainee olarak işe girdim. Bankacılık hayatımı İnterbank ve iki diğer bankada Hazine Bölümlerinde dealer, chief dealer ve hazine yöneticisi olarak sürdürdüm.

1999 yılının sonunda o zaman çalışmakta olduğum bankadan istifa ettim. İstifa ettiğimde bir daha maaşlı çalışmayacağımı biliyordum ama tam olarak bugün yapmakta olduğum işi yapacağımı bilmiyordum!

Bu da hızlı bir biçimde geldi. Ayrıldıktan sonra kendimi ciddi bir şekilde “gelişim” yollarına adamıştım, bir çok seminere gidiyor ve çeşitli uzmanlardan destek alıyordum. Bu yol, daha o günlerde ülkemizde tanınmayan koçluk mesleğine beni götürdü ve rastlantı eseri gelen bir email sayesinde Coachville Graduate School Of Coaching’e kaydoldum. Bu yol daha sonra Gestalt Institute of Cleveland’a, sonrasında da çeşitli evrelerle bugünkü olduğum yere kadar getirdi.

Örnek aldığınız birileri var mı?
Koçluk mesleğinin babası Thomas Leonard, ilk örnek aldığım kişi idi. Sonralarında, Gestalt Institute Of Cleveland’ın ve Gestalt Center for Organization & System Development’ın başkanı, benim de mentorum olan ve gelişimimde büyük rol oynayan John Carter, örnek aldığım kişilerden oldu.

Karşılaştığınız zorluklara örnek verebilir misiniz?
İşimizi yaparken tabi ki arada bir “zorlu” bir danışan veya eğitim grubu oluyor, ama bunlar işin doğasından. Zorluk olarak adlandırabileceğim tek şey herhalde ülkemizde tanınmayan bir mesleği veya hizmeti ilk defa sunan kişinin çekeceği zorluklar… Onlar da zevkliydi aslında sanırım.

Gelecek için nasıl planlarınız var? Hedefleriniz neler?
10 senedir bu mesleği yapıyor olmak, ister istemez “sırada ne var?” sorusunu sorduruyor. Sanırım önümüzdeki dönemlerde işi yapan olmaktan biraz daha sıyrılıp, zaten yapmakta olduğum koçları yetiştiren kişi olma tarafına biraz daha ağırlık vereceğim. Bunun yanında yaptığım hizmeti daha farklı formatlara sokmakla ilgili bir kaç projem var. Bunlara odaklanmak ve hayata geçirmek, şimdiki hedeflerim.

Çocukluğunuzda hayalinizdeki meslek neydi?
Astronot veya atom fizikçisi olmak istemiştim!

En sevdiğiniz dersler hangileri idi?
Valla okulu düşündüğümde özellikle sevdiğim bir ders hatırlamıyorum. Zevk aldığım dersler vardı, matematik bazen, Türkçe’de özellikle kompozisyon, vb. gibi.

En sevdiğiniz öğretmenlerinizi hatırlar mısınız? Hangi özellikleri dikkatinizi çekerdi?
İlkokul’da üç öğretmen değiştirdim, ilki Mürüvvet Hanım’ı severdim, ama neden severdimi adlandırmak için çok küçüktüm, sadece 1. sınıfı beraber geçirdik.

Nasıl bir öğrenci idiniz?
Fena bir öğrenci değildim sanırım. İlkokuldan sonra Anadolu Lisesi’ni kazanmıştım, oradaki ilk senelerimde biraz zorlandım. İlkokulda resim yapan, şiir, hikaye, tiyatro oyunları yazan bir çocuktum, hatta ayda bir kendi elimle A3 resim kartonuna çizdiğim “Sarımsak” adlı bir mizah dergisi bile yapıyordum. Anadolu Lisesi’ne girince bayağı afalladım, çünkü daha önce aferim aldığım ve bana çok keyif veren bu şeylerle kimse ilgilenmiyordu. Mizah dergim, hazırlıkta bir sayı daha çıktı ve hocamın dalga geçmesi ile yayın hayatından ayrıldı. Böyle böyle ilk bir iki sene bocaladıktan sonra bu ortamda nasıl başarılı olacağımı öğrendim, adapte oldum ve ODTÜ Endüstri Mühendisliği’ne kadar gittim. Ama herhalde tekrar koç olana kadar nadir bir iki yazı dışında pek bir şey yazıp çizmedim. Özeti herhalde şu: Ben bir çoğumuz gibi uyumlu olmak ve başarılı olmak için kendinden vazgeçen bir öğrenciydim.

Okul hayatınızda ne gibi şeylerle ilgileniyordunuz, ne tip etkinliklere katılıyordunuz?
Lise ve Üniversite hayatımın en önemli aktivitesi müzikti. Bir rock grubumuz vardı, herhalde boş zamanlarımızın çok büyük bir bölümünü gitar çalarak, grubumuzla müzik çalışarak ve çeşitli konserlerde, hatta klüplerde çalarak geçirdik.

Üniversite eğitiminiz size neler kattı?
Endüstri Mühendisliği’nin bana kattığı en önemli şey, sistemik bakış açısı. Herhangi bir konuyu sadece kendi başına değil, onunla etkileşen tüm diğer faktör ve unsurlarla birlikte değerlendirmek, konulara doğrusal değil ilişkisel bakabilmek. Bunun getirdiği içinde bulunulan durum ve bağlam hakkında doğru tespitler yapabilmek ki, bu da etkin çözümler bulmak konusunda ciddi bir avantaj ve fırsat sağlıyor.

Şans ve rastlantılar var mı kariyerinizi / yaşamınızı etkileyen?
Şans veya rastlantı gibi gözüken şeyler var tabi ki. Örneğin ben MBA yapmaya gittiğimde orada doktorayı tamamlamakta olan arkadaşımın İnterbank’a yönetici olarak girmesi ve sonra bir konferans için üniversiteye gelmesi ve beni etkilemesi. Daha önce bahsettiğim, koçlukla beni tanıştıran email. Bunun gibi bir kaç olay, kariyerimde önemli rol oynadı.

Bu dünyaya ne yapmaya geldiğinizi bulun.

Sizin geçtiğiniz yerlerden geçecek olan öğrencilere tavsiyeleriniz, motive edecek, daha başarılı olmaya yönlendirecek önerileriniz var mı?
İki açıdan ele alalım bu soruyu. Önce yaptığım meslek açısından: Yönetici Koçluğu ve genel olarak koçluk, maalesef mezun olduktan hemen sonra yapılacak bir iş değil. Gerçekten insanlar kendi gelişimleri ile ilgili destek alacakları kişilerin belli bir hayat ve meslek tecrübesine sahip olmasını haklı olarak bekliyorlar. O açıdan bu mesleği ileride yapmak isteyecek arkadaşlara önce başka alanlarda deneyim edinmelerini, ama bir yandan da kendilerini geliştirmelerini öneriyorum.

İşin diğer açısı da şu: Benim geçtiğim yolun önemli bir bölümü, kendi sahip olduğum yetenek ve beceriler ile beni en fazla mutlu eden bazı şeyleri görmediğim ve yapmadığım yerlerden geçiyor.

Benim hikayem daha mutlu bitiyor, çünkü bundan 12 sene önce, kendimi “kariyer” çarkının içinden çekip çıkarabildim. Bunu yapmasaydım, muhtemelen dışarıdan gayet başarılı gözüken ama içerisinde boşluk hisseden ve mutsuz bir genel müdür yardımcısı veya hatta genel müdür olacaktım. Ben şanslıydım, ama benim kişi şanslı olmayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşıyoruz. Şimdi söyleyeceklerim o kadar çok tekrarlandı ki artık, kanıksanmanın getirdiği anlam yitirme hastalığına tutuldu, ama yine de bundan önemli söylenebilecek şey yok: Bu dünyaya ne yapmaya geldiğinizi bulun. Formunuz ne, siz neyi iyi yaparsınız, ne sizin bu dünyada olma amacınızı yerine getirir. Bu soruları sorun. Yanıt bulamasanız bile sormaya devam edin. Siz mutsuz ve tatminsiz başarılılar sürüsünün peşine takılmayın.

Kendinizde beğendiğiniz güçlü özellikleriniz hangileri?
Sistemik bakabilmem ve paternleri görebilmem, inandığım ve yapmak istediğim şeylere kendimi tutkuyla adayabilmem ve güçlü olduğum alanlarda herhangi bir ön hazırlığa gerek duymadan yaratıcılığımı kullanarak spontan çözümler bulabilmem.

İşinizi daha iyi yapmak için hangi yönünüzü geliştirmek istersiniz?
Herhangi bir sonuç beklemeden şimdide, anda, önümdeki gerçeklikle kalabilme becerimi…

Kendinizi daha mutlu hissetmek için neler yaparsınız?
Kendimi nasıl mutsuz ettiğimi bulup bunları yapmaktan vazgeçerim!

Hobileriniz nelerdir, nelerle ilgilenirsiniz?
En büyük hobim şu anda kendimi geliştirmek. Çalışmadığım zamanın önemli bölümü bununla geçiyor. Okumak, felsefi çalışmalar, seyahatler, eğitimler, vb. Bunun dışında bir motosikletim var, onunla gezmek, ayrıca egzotik yerler görmek, özellikle de Afrika ve Afrika’nın doğası, benim için en büyük dinlence ve eğlence.

Sizi yönlendiren, geliştiren tavsiye edeceğiniz 1-2 film ve kitap ismi alalım.
Ayn Rand – Hayatın Kaynağı, Atlas Silkindi
Jed McKenna – Aydınlanma Çılgınlığı serisi
Daniel Quinn – İsmail
Film olarak
Atlara Fısıldayan Adam – Robert Redford
Tabi ki Matrix serisi


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBullying –Okullarda Akran Zorbalığı
Sonraki İçerikSorunlardan Saklanmayın!
Yasemin Sungur
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben aslında bir “Hayat Öğrencisi”. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakamadım bir türlü. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri kahkahalarımla uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla hayat bir başka güzel. Şükür...