Soma’da Yaşananlar ve Krizin Yönetilememesi


Kalbimiz Soma’da Kaldı”

Ülkemiz, geçtiğimiz günlerde ne yazık ki, tarihindeki en büyük madencilik kazasını yaşadı. Üzüntüsü büyük, acısı taze…

Hemen hepimiz ekranlara kilitlendik, sosyal medyada birleştik, haber paylaştık, taziye ilettik, yardım kampanyalarına katıldık, yürüdük, bağırdık, ağladık… Yandık…

Sıcacık kombili evlerimizde otururken, maden enkazından simsiyah bir şekilde kurtarılmış işçinin ambulansa bindirilirken “Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin…” cümlesinde “erdem” kelimesini hatırladık, o işçinin güzel ahlakını bağrımıza basıp, gözlerimiz dolu dolu yutkunduk…

Birçok yaşam hikâyesi duyduk yerin metrelerce altından…

Kimi yaşayanların hikâyesiydi; son nefesinde arkadaşının yanındaydı, kurtulduğuna sevinememişti…

Kimi hikâyeler de, adeta cennete yolculuğun ilk anlarını aksettirmişti bize…

36838b069babb346fcc7e526eb68dfb0Maden iki gündür çok sıcak anne, gitmek istemiyorum ama ekmek paramız için gideceğim” dedi genç delikanlı annesine, son konuşmaları oldu bu… Ekmek parası kazanmak için gittiği o yerden, dönemedi…

Kurtulan bir işçinin sesi, bizim evimizde, odamızda yankılandı günlerce… “Abi Mahmut çıkmadı, çıkamadı…Beni bırakın, Mahmut’u alın abi, onun karısı hamile!…” Yürekleri dağladı, insanlık dersi verdi bu haykırış, arkadaşlık böyle bir şey dedirtti…

Daha nicelerini içimiz sızlayarak, gözümüz yaş dolarak hafızalarımıza kazıyacağız şüphesiz…

Soma ile birlikte onlarca kelime, ifade, duygu hatırladık tekrar…

d4f8b00ccd17136ac0bca8b7e55a53c9Neler mi yaşandı? Kısaca özetleyelim:

Soma Faciası, 13 Mayıs 2014″te Manisa’nın Soma ilçesindeki Soma Holding’e ait olan kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle ne yazık ki, çok sayıda madencimizin ölümüyle sonuçlandı. 300’den fazla işçinin yaşamını yitirmesine sebep olan bu vahim kaza, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında, patlamaya elektrikli ekipmanların sebep olduğundan şüphelenildi. Yangın, vardiya değişimi sırasında meydana geldi ve 787 işçi patlama sırasında yer altında kaldı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, 17 Mayıs 2014 tarihinde yaptığı açıklamada, toplamda 301 kişinin hayatını kaybettiğini ve içeride kimse kalmaması sebebiyle kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı.

Facianın gerçekleşmesinden sonra ülkemizde üç günlük ulusal yas ilan edildi; birçok yayın siyah beyaz çıktı, bayraklar çoğu yerde yarıya indi. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlamaları iptal oldu, törenler tatsız geçti. İnsanımız, yaşanan faciadan dolayı haklı olarak, çeşitli tepkiler gösterdi ve Başbakan da Soma”da protestolara maruz kaldı. Ayrıca, yavru vatan KKTC’de, Azerbaycan’da ve Pakistan’da da ulusal yas ilan edildi.

Çok şey yazılıp söylendi, çizildi, konuşuldu, konuşulmaya da devam ediliyor. Ama önemli olan bir daha böylesi vahim kazaların yaşanmaması, bu kadar ocağa ateş düşmemesi için, neler yapılabilir, buna bakmak ve bir an önce doğru kararların alınarak, uygulamaya geçmesini sağlamak…

Yaşadığımız bu acı olay, toplumda sarsıcı bir etki uyandırdı. İnsani tepkiler en doğal haliyle çığ gibi büyürken, bu trajik krizi yönetmeye dönük en küçük bir adım atmak yerine, tam tersine, krizi derinleştirecek ne varsa yapılıyor olması da endişeye sebep oldu.

10357241_842548165759510_4975359864309177826_nKrizi yönetmek adına neler yapıldı?

Merkez ofis binasını alelacele boşaltan, web sitesini kapatan, daha sonra da amatörce yazılmış bir taziye mesajıyla yeniden web sitesini açan ve son derece kritik ilk 3 gün içerisinde derin bir sessizliğe gömülen Soma Holding, sıradan bir mahalle bakkalının bile yapmayacağı iletişim hatalarını ardı ardına sergiledi.

Eğer milyonlarca dolarlık yatırımlara sahip bir Holdingseniz, yaşadığınız kriz ne kadar büyük olursa olsun, yatırım yaptığınız ülkeye, topluma, çalışanlarınıza sorumluluklarınız var demektir. Ve sorumluluklarınız gereği, içinde bulunduğunuz krizi onaracak, içinden çıkılır hale getirecek hızlı ve doğru adımlar atmak zorundasınızdır. Böyle bir ortamda, işin insani ve vicdani sorumluluğunu taşıma yürekliliği gösteremeyen holding, hiç değilse krizi yönetebilmiş olsaydı, belki birçok soru işaretinin giderilmesini de sağlayabilirdi…

Soma’dan ulusal ve uluslar arası televizyonlar aracılığıyla canlı yayınlar yapılırken, yerin kaç metre altındaki işçilere ulaşılmaya çalışılırken, konunun asıl muhatabı olması gereken şirket merkezi kapalı… Şirket telefonları kapalı… Şirketin hiçbir yöneticisi ya da iletişim sağlayabileceğiniz tek bir profesyonel ortalıkta yok …

Şirket yönetimi 16 Mayıs Cuma günü bir basın toplantısı yaparak kamuoyunu bilgilendireceğini açıklıyor. Facianın üzerinden 3 gün geçtikten, toplumun tepkileri büyük boyutlara ulaştıktan sonra…

Şirketin çalıştığı bir ajans veya medya organı yok mu?” diye bakıyoruz ve Zarakol’un Soma Holding’le olan sözleşmesinin Mart 2014’de sona erdiğini attığı bir “tweet” ile öğreniyor; bu denli büyük bir krizi suskunlukla geçiştirmesine de anlam veremiyoruz. 

bbd94818168ad6d2d1690fc246e9eca0

Soma Holding’in şu an çalışmakta olduğu iletişim ajansı olan Accord PR, faciadan 3 gün sonra basın toplantısı düzenliyor ve ajansın sahibi Sema Demiral’ın gazetecilere yönelik hırçın üslubu yadırganıyor. Toplantının hemen ardından söz konusu PR şirketine basından olduğu gibi bir tepki de halkla ilişkiler sektörü açısından bir tür meslek örgütü olan İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği’nden (İDA) geliyor. İDA tarafından yapılan açıklamada basın toplantısında bir kaos yaşandığı ve bu kaosun birinci dereceden sorumlusunun da soğukkanlılığını kaybederek, ‘müşterisi’ ile gazeteciler arasında koruması gereken mesafeyi bir kenara koyup, azarlar bir üslup ile gazetecileri yönlendirmeye çalışan Soma Holding’in PR şirketi ve onun başkanı olduğu belirtiliyor.

Netice itibariyle ne holdingin kendisi, ne de iletişim şirketi, bu krizi yönetemiyor, yönetemediği gibi, yeni krizlerin doğmasını da engelleyemiyor.

Krizi yönetmek açısından, facianın sorumlusu olarak muhatap alınması gereken bir diğer mecra da, hükümet… Kamuoyunun karşısına en kritik ilk 2 gün boyunca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız çıkıyor ve kazanın nasıl gerçekleştiği, madende kaç işçinin bulunduğu konularında yeterli açıklama yapamıyor ve krizin maalesef daha da derinleşmesine sebep oluyor. Acılı ailelerin bekleyişi öfkeye dönüşürken, “imdada yetişmesi beklenen” Başbakan, yaşanan olayla ilgili olarak, “Madenciliğin fıtratında var” dediği ölümlerin, dünyanın pek çok ülkesinde de gerçekleştiğini anlatıyor. Başbakanın “en gelişmiş ülkelerde de oluyor” diyerek sıraladığı maden ocağı facialarının üzerinden iki yüzyılı aşkın zaman geçmiş, ülkeler iki tane dünya savaşı geçirmiş, aya gidilmiş, Sovyetler Birliği kurulmuş ve çökmüş, Berlin duvarı yıkılmış, Asya’daki birçok ülke bağımsızlığını ilan etmiş… Ve internet hayatımıza girmiş, yani Başbakanın ağzından dökülen her söz sosyal medya aracılığıyla anında milyonlara ulaşır olmuş…

37338f4ab013714a2d43002e70fe3ba5

Belli ki acemi bir danışmanın hazırladığı metin, ne madencilik tarihi hakkında geniş bilgisi olan bir akademisyene, ne de kriz yönetiminde uzman bir iletişimciye kontrol ettirilmemiş. “2023 vizyonuyla” meydanlarda boy gösteren bir Başbakan, 2014 yılında yaşanan bir faciayı “olağanlaştırmaya çalışırken” 19. yüzyılın verilerinin kullanılamayacağını dahi düşünemeyecek hale gelmiş… O basın toplantısının ardından, öfkeli ve acılı kalabalığın protestolarını anlayışla karşılamak yerine, kendi öfkesini dizginleyemeyen Başbakan, istifasını isteyen vatandaşlara “yanıma gel de öyle söyle” diyecek kadar, girdiği markette karşısına çıkan protestocuyu yumruklayacak noktaya gelmiş… Başbakanın müşaviri, polisin yere yatırdığı bir başka protestocu vatandaşı tekmelemiş, olaylar giderek büyümüş… Yurdun dört bir tarafında madenciler için yürüyüşe geçilmiş, halk yüreğindeki isyanı caddelerde yürüyerek dindirmek istemiş…

İş Güvenliğinden Ele Almak Gerekirse Neler Söyleyebiliriz?

Soma”da 13 Mayıs günü meydana gelen maden kazasının ardından bölgeye giderek incelemelerde bulunan yetkililer, 301 kişinin ölümünün tamamen ihmal ve güvenlik önlemlerinin basite alınmasından kaynaklandığını belirtiyor. Zamanında alınmayan basit tedbirler, bugün yüzlerce ocağın sönmesine ve milyonlarca kişinin yüreğinin sızlamasına neden oluyor yazık ki… “Madende yaklaşık 10 gündür kademeli olarak içerisinin ısısı artmasına rağmen durumun müdahale edilmemesi’, iş güvenliği konusundaki alınması gereken önlemlerin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Bu talihsiz olayla 30 Haziran 2012″de yayımlanan “İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu’ bir kez daha gündeme geliyor. Maden ocaklarında alınması gereken tedbirler, aslında açık ve net bir şekilde ortada. Gerek firma sahibi, gerekse bazı yetkililer halen alması gereken önlemler konusunda muğlak ifadeler kullanıyor. Burada bir zaaflar zinciri var.

3e14ec778e1950995dd7777fe557bce4

 

Bugünden sonra bir daha böyle acının yaşanmaması için,en başta işveren ve bakanlıklar olmak üzere herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Çalışan her birey, iş güvenliği ve işçi sağlıığı konusunda bilinçlendirilmeli; ayrıca çalışanlar iş güvenliğinin sağlanmadığı durumlarda şikayet etmekten çekinmemeli. Bunun yanında yasa ve yönetmeliklerde de acilen bazı düzenlemelerin yapılmalı.Ülke olarak, 99’daki Marmara depreminden sonra kurtarmada iyi hale geldik belki ama tedbir alma konusunda ve benzer hatayı yapmama konusunda sınıfta kaldık. Milli servetimiz olan yer altı kaynakları ekonomiye mutlaka kazandırılmalı, ancak gerekli önlemler alınarak ve bu alanda çalışanların emeklerinin karşılığı fazlasıyla verilerek; can sağlıkları kendilerinden daha çok düşünülerek, kazandırılmalı.

Kriz yönetimine ve iş güvenliğine dair olanlar böyle… “Peki, elde kalanlar ne?” diye sorarsak;

Soma adı her hatırlandığında yüreklerde bir burukluk, kağıt kesiği misali bir sızı olacak, bu kesin…

Kriz yönetimini, iletişim yönetimini, iş güvenliğini, “yas”a saygıyı, kısacası her şeyi birbirine karıştıran bir hükümet ve aciz bir şirket yönetimi var şu an…

Bir de Soma’daki aileleri, kendi ailesinden bir parçaymış gibi sahiplenen, yanında olmak isteyen ya da gidip yanında olan, yardım kampanyaları başlatan, yürüyen, ses veren, başta da söylediğim gibi, “sedye kirlenmesin diye çizmesini çıkarmak isteyen işçinin erdemi” ne minnetle gözyaşı döken bir halk var… 

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikSuyun Yolculuğu
Sonraki İçerikTersine Mentorluk – Reverse Mentoring
Zeynep Kıyak
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…