Okurun Gözünden: Aklın Kutsal Kitabı

DOÇ. DR. ŞAFAK NAKAJİMA’NIN İNSANA VE YAŞAMA DAİR HEMEN HER KONUDA BİLGİLER SUNDUĞU YENİ KİTABI ‘AKLIN KUTSAL KİTABI’ DESTEK YAYINLARI’NDAN ÇIKTI. (AYŞE GÜL AYANOĞLU/İSTANBUL-İHA)

Hız sınırını aşalı çok oldu, yavaşlama hissi geldiği gibi gidiyor. Zaman mı beni kovalıyor ben mi zamanı bilemiyorum henüz. Kuyruğunu kovalayan şaşkın kedi gibiyim.

Evde hepi topu dört kişiyiz, buna rağmen aynı anda sofraya oturmakta zorlanıyoruz.  Etkinlik saatleri, trafikten kaynaklı gecikmeler, seyahatler bizim minik engellerimiz. Her şeye rağmen iki üç kişi olarak ya da hep birlikte sofraya oturmak, o masa başında sohbet etmek hayatımın akışında en sevdiğim anlardan biri.

“Günün nasıl geçti?” sorusu yerine “Bugün şöyle bir şey öğrendim” cümlesi ile başlayıp okuduğum ya da duyduğum bir şeyi paylaşmak onların da bu konu hakkındaki fikirlerini almak, sohbeti daha da eğlenceli hale getiriyor. Konu konuyu açıyor, sohbet güzelleşiyor ve haliyle yemek de uzuyor. Uzasın varsın. Sohbet şahane yemek bahane! Uzun zamandır, mutfak masasının alt rafında duran bir kitabım var. İçerisinde biraz felsefe, biraz bilim, biraz tarih, çok özel insanların hayatlarından ders alınacak sıra dışı kesitler, yanlış bildiğimiz doğrular ve daha neler neler var. Bu kitap, Doç. Dr. Şafak Nakajima’nın kaleminden Aklın Kutsal Kitabı.

“Üç maymunun kökenleri, eski Japon Koshin folk geleneklerine dayanır.

İki eliyle gözünü kapatan maymun Mizaru, kötü gözle bakmamayı simgeler.

Kulaklarını kapatan Kikazaru’nun mesajı, kötüyü dinlememektir.

Ağzını kapatan İwazaru, kötü söz söylememeyi öğütler.

Bazen onlara bir başka bilge maymun, Şhizaru da eklenir.

Kollarını kavuşturan Shizaru, kötü şeyler yapmamanın sembolüdür.

Düşünmeye değer!

Üç maymunu sorumluluk ve kayıtsızlığın sembolü gibi mi algılıyoruz, edepli olmanın bir yolu mu?”

Özellikle ilgilerini çekeceğini bildiğim şeyleri kendi cümlelerim ile anlatmak yerine kitaptan okumayı tercih ediyorum.  Onun içinde kitabın sağı solu, renkli etiketlerle dolu. Maviler çocuklarla konuşulacak konular. Diğer renkler ise kendime not.

Bir filozof olduğu kadar bir Anadolu bilgini olan Thales’den kaşif, şair, müzisyen, şarkıcı, güzellik uzmanı, moda tasarımcısı, astronom, botanikçi ve coğrafyacı Ziyab’a, mini minnacık bir deniz canlısı olan Sacculina’nın yengeçlere yaptığı akıl almaz numaralardan Toxoplazmaların farelerin beynine yaptığı etkiye kadar geniş bir yelpazede konuş konuş bitmeyecek konular… 

Bilgi, insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmaksa korkudan kurtarır.

Konfüçyüs

Hayatın bu akıl almaz hızında, hepimiz zaman polisi gibi dakikaları kovalayıp oradan oraya savrulurken bile avucumuzdaki mini aletlerin içinde bir yerlerde seyrüsefer halindeyiz. Bedenimiz bir yerde, ruhumuz başka bir yerde.

Aklın Kutsal Kitabı’nı okurken de okuduğumu paylaşırken de anda ve şimdide kaldığımı hissettim ve zamanın genişlediğinin farkına varmam ise yemeğin üzerine yenen lezzetli bir tatlı gibiydi.

Daha çok kitap…

Daha çok bilgi…

Daha çok sohbet…

Daha çok anı… 

“Sevdiğimiz birini yitirdiğimizde, o bir anda gitmez. Yavaş yavaş gider. Önce haber alamaz oluruz. Sonra yastığındaki, giderek evdeki kokusu kaybolur. Gerçek manada kaybı ise ancak zihnimizdeki izlerinin kaybıyla yani unutmamızla olur. Onları, zihinlerde ve gönüllerde en güzel şekilde yaşatmamız, ışıklarının hâlâ yanıyor olması demektir.”*

Sevdiklerinizle güzel anılar biriktirmeniz dileğiyle…

Hüma Oktay

  • sayfa 230.

Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikPeriler ve Öğretmenler
Sonraki İçerik18 Şubat Haftası Kültür Sanat Ajandası
Hüma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay