Biz Ne “Y” Mişiz…

Son zamanlarda Y kuşağı kavramını sık duyar olduk. İK çalışanları, iş dünyası ve medya, “Y kuşağı”ndan bahsediyor. Birçok yerde, Y kuşağının neleri sevdiğini, neleri hedeflediğini, nasıl bir kariyer yolu seçmek istediğini okuyor veya duyuyoruz. Ancak, bir de hayatın ve Türkiye’nin gerçekleri var…Bu kez, Y kuşağına farklı bir bakış açısıyla bakalım isterseniz.

Y Kuşağı hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimiz veya hakkımızda söylenenler…
“Y kuşağı” diye bir kavram atıldı ortaya ve ve bu Y kuşağı hakkında birçok saptama yapılmaya başlandı. Y kuşağından biri olarak, ben de internette ve kariyer sitelerinden okuduklarımı kendi düşüncelerimle paylaşmak istedim.

Mesela Y kuşağı ile ilgili neler deniyor?
Özgürlüklerine düşkündürler, bağlanmayı sevmezler, sadık değillerdir. Kendilerine güvenirler. Etik değerleri farklıdır. Hırslıdırlar. Çalıştıkları yerden beklentileri yüksektir. Yüksek otoriteyi sevmezler. Daha esnek çalışma şartları ararlar. Emir almaktan ve başlarında bir ‘hegamonya’ bulunmasından hoşlanmazlar. Hayattan beklentileri farklıdır. Kendi düşüncelerine çok önem verirler, kendilerine fikirlerinin sorulmasını isterler. Çabuk yükselmek hedefindedirler.

Birçok internet sitesinde, dergide, gazetede, iş çevrelerinde, Y kuşağı ile ilgili farklı tanımlar, kategoriler ve sınıflamalar epey fazla. Pazarlamablogu.com’dan okuduğum ve paylaşmak istediğim bir bölümde Y kuşağı ile ilgili şöyle demekte:

  • Çok kanallı TV ile büyümüş, internete hemen adapte olmuş,
  • Uzun süreli sadakat göstermeyen ve kolay kolay tatmin olmayan bir yapıda
  • İşverenlerinden beklentileri oldukça yüksek
  • Eğitimin ve öğrenmenin sürekli olmasına inanan, şirket içi eğitimleri önemseyen
  • Kendilerini ispat etmek isteyen,
  • Kendini ve tercihlerini rahatlıkla ortaya koyabilen,
  • Rahatlarına düşkün.

Bu maddeler çoğaltılabilir tabii.
Yine, okuduklarıma göre, bu kuşağın kendilerine has nitelikleri sebebiyle klasik çalışma ortamlarına uyum sağlamalarının pek mümkün olmadığı, iyi eğitimli, yüksek donanımlı ve hırslı oldukları için de, işyerine sadakat duymadıkları üzerinde duruluyor. Şirketler onları elde tutabilmek için piknikten tango ile desteklenen eğitime, tekne gezisinden paintball”a kadar uzanan bir yelpazede etkinlik gerçekleştirdikleri, yazılıp çiziliyor. (yeniaktuel.com)

Cep telefonlarının mesajlaşma servisi ile msn gibi servisleri sık kullandıkları ve dar alana çok fazla kelime sığdırmak istedikleri için, dilleri bozuk olan; tüketim ve reklam jenerasyonu olarak bilinen Y kuşağı, teknolojiden vazgeçemiyor. En yaygın olarak “selam” yerine “slm”, “Teşekkür ederim” yerine “tsk” gibi kodları yazıyorlar. “Manyak bişey”, “dehşet güzel” “korkunç iddialı” gibi farklı ve yanlış anlatımlara cümlelerinde yer veriyorlar. Oha falan olup triplere giriyor; kızdıkları zaman ayar olup, sevgilileri terk ettiğinde de psikopata bağlıyorlar. Onlarca farklı kelime ve kavramı kullanıp, ‘dumura uğratıyorlar’ herkesi. Saç biçimlerinden kılık kıyafetlerine kadar farklı bir kimlik izi taşıyor Y kuşağı.. Bunların hepsi zaman zaman kızdığımız, takıldığımız, gülüp geçtiğimiz,eleştirdiğimiz yanları Y kuşağının ya da 1980-1995 yılları arasında doğan gençlerin.

Madem öyle, bu sayılanların yanısıra, hiç mi olumlu yanları yok bu Y kuşağı’nın diye sormadan edemiyor insan.

Öyle ki, kendi sitelerini, lise yıllarındayken kurup, e-ticaret bile yapabiliyorlar. Y’lerin P’sinden fazlası bir webcam’e sahip. Ve bu kuşak, bir önceki kuşağa kıyasla, pazarlama, iletişim, bilişim, finans, ekonomi gibi konularda forum veya blog sayfalarında çok daha fazla görüş bildirip, yorum yazıyorlar. Hızlı düşünüyorlar. Düşündüklerini rahatlıkla söyleyebiliyorlar.

Bir de işin öteki tarafı var. Y kuşağı denilen tarih aralığında, yani, 1980-1995 aralığında doğmuş biri olarak ve bu kuşaktan pek çok kişi tanıdığım için, diğer pencereden bakmakta fayda var:

Günümüzde iş başvurularının çoğunu Y kuşağı diye tabir edilen genç arkadaşlarımız Companies have tried complex work-arounds to try to integrate data recovery software free together to improve business decision making. yapmakta. Ve birçok sorunu da, hem işe alım süreçlerinde, hem de çalışırken birlikte yaşıyorlar.

Mesela, verilen örneklerden ve tanımlamalardan da yola çıkarsak eğer, karşımıza şöyle bir sonuç da çıkabilir.

Saptama 1 : Y kuşağı mensupları, çalıştıkları firmaya bağlı değil. Sadakatsiz.
Yorum 1 : Niye mi? Çünkü, eğer işveren, çalışan Y arkadaşın maaşını zamanında ödemiyor, sigorta primin yatırmıyor, gecikmeli ödüyor veya aldığı maaşın çok altında bir prim ödüyorsa, şirkette uzun soluklu çalışamaz Y’miz. Fazla mesaiye kalması isteniyor, mesai parası verilmiyorsa, kendisini geliştirmesi için hiçbir alternatif uygulama veya eğitim sunulmuyorsa, piyasadaki standartların altında çalışıyorsa, çok kısa sürede, çok fazla iş yüklenmesi isteniyorsa, üstüne üstlük teşekkür veya taktir etme gibi insani nezaket kurallarından bihaber yaşayan ve empati ve iletişim kuramayan yöneticilerle çalışıyorsa; Y’nin istifası kaçınılmazdır.

Saptama 2 :Rahatlarına çok düşkündürler.
Yorum 2 : Çağrı merkezi, hipermarketler, büyük alışveriş merkezleri, fast food restoranları, mağazalar gibi alanlar, çok dinamik ve genç yapıya sahiptirler. Bu alanlarda da çalışanlar, genellikle Y kuşağındandır. Mesela bir AVM’deki fast food restoranında çalışan elemanları ele alalım. Günde 100’den fazla müşteriyle ilgilenir, sipariş alır, sipariş verir, bütün gün ayakta çalışırlar. Lavaboya gitme vakitleri bile yoktur çoğu zaman. Çünkü “Müşteri, bekletilmez”…

Çağrı merkezlerinde de durum farklı değildir. Günde 500’den fazla çağrıya cevap veren, soruları ve sorunları dinleyip çözüm arayan , arada kredi satışı, yeni hat satışı, poliçe satışı da gerçekleştiren, ama çay içmek, nefes almak ,lavaboya gitmek gibi zorunlu ihtiyaçlarının bile dakikalarla sınırlı olan çalışanlar var. Bu tempoda çalışanların, 5-10 dakikalık molaya çıkmaları, ‘rahatına düşkünlük’ olarak nitelendirilebiliyor.

Hipermarketlerdeki arkadaşlara da, farklı değil. Yüzlerce ürünün kontrolü, raflara yerleştirilmesi, kasada biriken ve azalmak bilmeyen kalabalığın ödemelerinin alınması, arada kredi kartlarının inceliklerinden, kazandırdıkları ekstra paralardan bilgi verilmesi, adeta motor gibi, dur durak bilmeden, önünden geçen ürünleri barkod okuyucuya okutması ve iki dakika tuvalet gibi zorunlu bir ihtiyaç için, yerinden kalktığında, takım lideri veya şefinin azarıyla karşılaşması. “Rahatına düşkün” çünkü!

Böyle çalışma şartları ve temposunda, ancak bu kadar olabiliyor, demeden duramıyor insan. Hatta Y kuşağı hakkında saptamaları okuyunca, bu cümleye şöyle devam etmek istiyorsunuz; “Buyrun kolaysa siz yapın”…

Saptama 3 : Baskı, otorite ve disiplin altında çok zor çalışırlar. Kolay kolay boyun eğmezler.

Yorum 3: Çünkü, özgürlüklerine düşkündürler. Dikte, hegemonya, itaat gibi kavramlara yabancıdırlar. Demokrasiyi özümserler. Kendi fikirleri vardır; bunu rahatlıkla söylemek, bildiklerini savunmak isterler. Bu yüzden, başkalarının doğrularını kendi doğrularıymış gibi, ezberlemek istemezler. Sorar, sorgular, itiraz eder, haklarını ararlar. Köle gibi çalışmak veya birine köle olmak, onlara göre değildir. Birey bağımsız olmalı, özgür düşünmeli, özgür bir ortamda, baskı altında kalmadan çalışabilmelidir. Tersi olduğu zaman, Y’den uzun süre çalışması beklenmemelidir.

İfade özgürlüğünün engellendiği, birtakım politik, dini veya sosyal ideolojilerin benimsetilmeye çalışıldığı, propaganda oyunlarının oynandığı, “benim dediğim olacak” diyen bir yönetim şeklinin olduğu ortamda, isteksizlik oluşacak; uzun soluklu bir çalışma olmayacaktır.
Bu yüzden bu basit saptamalar yapılırken, içinde bulunduğumuz koşulların da değerlendirilmesi gerekir.

Televizyon, internet, mobil iletişim gibi birçok teknolojik gelişme, bilgiyi kolay bulup çabuk tüketen bir toplum haline getirdi bizi. Sanırım, bu hızlı değişimin karşısında, öte tarafta, yasal, toplumsal ve sosyal birçok şey, bu kadar hızlı değişmedi. Değişemedi. Böyle olunca da, farklı bir Türkiye portresi ortaya çıktı.

Y kuşağı gibi kavramlar ortaya atmadan, Y kuşağını acımasızca eleştirmeden ve dar bir bakış açısıyla saptamalar yapmadan önce, iş dünyasındaki ve çalışma hayatındaki aksaklık ve yanlışlıkların gözden geçirilmesi ve yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerekmez mi?…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikTaksim Meydanı
Sonraki İçerikTüketim…
Zeynep Kıyak
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…