Ana Sayfa Deneme 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü İçin Bir Bakış

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü İçin Bir Bakış

Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Bu yazımda dünyada ve Türkiye’de kadın konusuna kendi açımdan bir bakış yaratmak istedim. Bunu yaparken de makalelerden yararlandım. Çünkü bu bakış için öncelikle kronolojik bir incelemeye ihtiyaç vardı. Neden derseniz tarihte bu konuda neler olduğunu hatırlamadan sanırım bir adım öteye gitmek mümkün değil. Kronolojiye bakınca şunu gördüm. Hem dünyada hem de Türkiye’de kadına bakışın değişimi ve gelişimi çok geçmiş tarihlere dayanmıyor aslında. Yani kadının toplumsal rollerinin belirlenmesinde erkekle aynı haklara sahip olması çok yeni bir konu. Ve baktığımızda kadın haklarının önce insan hakları olarak değerlendirilmesi de bu şekilde yeni bir aşama. Hemen bir alıntıyla konuya girelim.

Kadın haklarına ilişkin ilk girişimlerin 17. yüzyılda Mary Astell, tarafından dile getirildiği görülmektedir: “Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyor?” Sorusunu soruyordu. Aydınlanma döneminde ise Wollstonecraft, kadınlara erkeklerle eşit eğitim hakkı talep ediyordu (Yard. Doç.  Sevda Yaşar Coşkun, Türkiye’de ve Dünyada Kadının İnsan Hakları, 2022).

1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Evrensel Bildirgesi’nde sözü edilen “insan ve yurttaş” kavramının kendilerini kapsamadığının bilincinde olan ve Fransız Devrimi’ne katılan kadınlardan Olympe de Gouges 1791’de “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni ilan etmiştir. Bu nedenle, “kadın cinsine yakışmayacak biçimde politika yapmaya kalkıştığı için” devrimci mahkeme tarafından giyotine gönderilmiştir (Yard. Doç. Sevda Yaşar Coşkun, Türkiye’de ve Dünyada Kadının İnsan Hakları, 2022).

 

Baktığımız zaman yakın çağdaki diğer hareketler 1900’lü yıllarda da devam etti. Ve 1908 yılında New York’ta tekstil işçilerinin gerçekleştirdiği bir grev kadın hakları mücadelesinin simgesi haline geldi. Bu grevde talep edilen çalışma koşulları, oy hakkı ve eşit ücret talebi bugünün önemini ortaya koymaktadır. Bugünden sonra 8 Mart tarihi bir önem kazanmıştır. Bu özel gün toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik ederken kadınların toplumdaki rollerini kutlamaktadır. Yani kadın hakları konusunda farkındalık yaratır. Aynı zamanda kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal hayatta daha fazla yer edinmesini sağlayan bir çağrıdır.

Bu tartışmalar topluma ne sağlayacaktır?

Kanımca bu gerçeklik arayışı insanın ‘ne’liği üzerinde çalışmayı doğurur. Dolayısıyla okumak ve yazmak gibi yaratma alanlarında ve sahada eşit üretim sağlanabilir.  Bu çalışmalar ise insan açısından değişime katkı sağlar. Ve insanoğlu yeni adımlar atabilir. Bu adımlar tarih boyunca birçok kadın tarafından atılmıştır.

Osmanlı’dan itibaren kadının statüsü ise 1919-23 yıllarında verilen İstiklal Savaşı sırasında daha da yükselmiştir. Savaş, hem erkeklerin askere alınması dolayısıyla onların görevlerini kadınların devralması, hem de erkeklerle omuz omuza savaşmış olmaları nedeniyle, önemli rol değişimlerine yol açmıştır. İstanbul’un işgali sırasında kadınlar, halkı işgal güçlerine karşı harekete geçirmek için direniş gösterileri ve mitingler düzenlemişlerdir (Yard. Doç. Sevda Yaşar Coşkun Türkiye’de ve Dünyada Kadının İnsan Hakları, 2022)

Yukarıdaki alıntıda belirtildiği gibi tarihin her döneminde direnen kadınlar vardı. Zaten 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kutlanmasına vesile olan da yine kadınların direnişiydi.

“Toplumsal kalkınma kadın erkek birlikte gerçekleştirilebilir. Kadınlarını geri bırakan toplumlar geri kalmaya mahkûmdur…” Mustafa Kemal Atatürk, Ağustos 1928

İstiklal savaşının en büyük direnişçisi Atatürk’tü. Bu savaşta kahramanca savaşan Türk kadını da diğerleri gibi belirtilen direnişin kahramanlarındandı.

Peki kadınların tarihteki yerlerini almalarında yakın tarihe kadar eksik kalmalarına neden olan neydi?

Burada kanımca insanlığının başlangıcından bu yana direnişi elden bırakmayan bu kadınları takip edecek direnişlere ihtiyacımız var. Bireyselliğin ön planda olduğu bu bilgi çağında yapmamız gereken bireysel olarak başlamak. Ve birlikte olana dek okuma, yazma, düşünme seferberlikleri başlatıp, talep ederek yönetenleri yönetmek. Elbette bu yönetme hukuki ekonomik, politik, bilimsel boyutlarda bilgi yönetimi olmalı. Evrenin merkezine kendimizi koyup kendi özgürlüklerimi nasıl sınırlandırırım? Nasıl ortaya koyarım? Nasıl yönetirim demeliyiz? Bunu da ancak bilgi yönetimi ile yapabiliriz. Bu süreç sağlıklı çalıştığında tarihteki kahraman kadınlara borcumuzu ödeyip bizden sonra geleceklere destek olabiliriz.

Ne zaman kadın erkek tartışmaları bir nebze insan üzerine kayarsa belki orada tarihe damga vuracak başka gelişmeler olacaktır. O halde bireyselliğin hâkim olduğu bilgi çağında ne yapılabilir?  Belki de kişilerin bireysel devrimlerini yapmalarına olanak tanıyan eğitim, sağlık gibi kalkınma hamleleri talep etmektir. Bu talepler için ise belirttiğim üzere daha çok okumak, düşünmek ve yaratmaya ortak olmak gerekmektedir. Bu açıdan 8 Mart kadınların hala karşılaştıkları ayrımcılık, eşitsizlik, şiddet gibi konularda bir duruş sergilemeye olanak sağlayabilir. Sözlerimi yine bir alıntıyla bitiriyorum.

Kadın hakları, kadınların erkeklere eşit şekilde sahip olduğu sosyoekonomik, siyasi ve yasal hakların tamamına verilen isimdir. Kadının insan hakları, insan hakları kavramının kadın hakları kavramı ile de tamamlanması gereğinden doğmaktadır (Yard. Doç. Sevda Yaşar Coşkun, Türkiye’de ve Dünyada Kadının İnsan Hakları, 2022).
Önceki İçerikGölgenin Gücü Adına: Kadın Dayanışması
Sonraki İçerik8 Mart: Neden Kadınlar Günü?
Nurhayat Kayar
Nurhayat Kayar Eğitimci yazarım. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Biyoloji öğretmenliği mezunuyum. 30 yıldır biyoloji öğretmeniyim. Aynı zamanda AÖF Yönetim Bilişim mezunuyum. Bunun yanında AÖF felsefe öğrencisiyim. Profesyonel koçluk eğitimleri aldım. Son dört senedir yazarım. Genesis ve Saklı Gerçekler (kişisel gelişim), Zamanı Uyandıran Saat (ortaokul roman), Varoluşun Sesi(yetişkin roman), Nefs Cevher (Deneme), Filozof Narval (ilkokul hikaye ) kitaplarım yayınlandı. Eğitim her yerde sitesinde Deliler Teknesi dergisinde yazarım. Yazarlık serüvenim Luna yayınevinde başladı. Daha sonra Aydın Şimşek yaratıcı yazarlık atölyesi ile Kanguru yayınevinde devam ettim yazarlığa. Halen çeşitli deneme, çocuk ve yetişkin kitapları yazmaya devam ediyorum. Geçtiğimiz yıl Gelişim Enstitüsü kurucusu, eğitmen, yazar Yasemin Sungur’dan Kitap ile Sohbet Liderliği eğitimi aldım. Martı Dergisinde yazılarım yayınlanmaya devam ediyor.