Aşkın Gölgesi’nde Bir Anne-Kız Hikayesi

Günebakan Üçlemesinin ilk iki kitabı olan ‘Siyah Nefes’ ve ‘Mavi Dağ’ romanları ile tanıdığımız Gülşah Elikbank, serinin son kitabını yayınlamadan önce bambaşka bir sürprizle çıktı karşımıza. Fantastik roman tarzını bu seferlik bir kenara bırakıp bizi gerçek hayatla ve aşkla yüz yüze getiriyor. Gülşah Elikbank’ın üçüncü romanı olan Aşkın Gölgesi, yüreğinizdeki tellere dokunuyor.

Her ne kadar Elikbank’ın sade, akıcı ve sürükleyici yazım dilinden şüphemiz olmasa da üçüncü romanında gerçekleştirdiği bu keskin tarz değişikliği, fantastik dünyadan gerçek bir aşka geçişi, sizlerde olduğu gibi bende de büyük bir merak uyandırmıştı. Ve tabii ki bu merakımın sonu, bir solukta okunan üç yüz sayfayla ödüllendirildi.

Aşkın Gölgesi, bir aşk romanı. Ama her şeyden önce bir anne kız öyküsü. Bu kitabı okurken, Esma ve Ahmet’in aşkına, kendi ilk aşkınızı anımsayarak dalıp gideceksiniz.

Yazar bu aşkı, ‘…Sen kalbimin kapısını açmadan önce, öylesine yaşıyordum ben… Ne bir umudum vardı geleceğe dair, ne de bir yolum vardı yürümekten yorulduğum…Seni tanıyana dek, adını anmamıştım sevmenin, kapılmamıştım bir insana güvenmenin çılgınlığına…’ diye anlatırken, sizler de gençlik zamanlarınızın ilk aşk heyecanını tekrar hissedeceksiniz ve bazen mutlu olacak, bazen de hüzünleneceksiniz.

Kitap hakkında çok fazla ipucu vermek istemesem de, sizi bekleyen bir aşk üçgeni olduğu doğru. Ama bu kitap hakkında yanlış olan bir şey varsa o da, Aşkın Gölgesi’nin sadece bir aşk romanı olarak nitelendirilmesi olur.

Elikbank o güzel kalemiyle ve kendine has tarzıyla bu aşk hikâyesinin arasına bambaşka konular da eklemiş. Üç kuşağın hikayesini okurken, anneliğin aşkla sınanmasına, pişmanlıkların yaşamımızı sarıp sarmalayan çıkmazından kurtulma yollarına, affetmek ve yola devam etmek üzerine oldukça çarpıcı bölümlere rastlıyoruz romanda.

1980’lerin sonunda kızını; yalnız bir anne olarak üniversitede okutmaya çalışan bir annenin hikâyesi, bu.

Esma yalnız bir anne, kızını hayatın kötülüklerinden korumak isteyen ama bunu yaparken onunla arasındaki bağları tam olarak oturtamayan, kızından tepkiler alan, bir kadın.

Ece, annesini anlamaya, onun kurallarıyla yaşamaya çalışan ama niye sürekli mutsuz ve tepkisiz olduğunu merak eden, babasının yokluğunda onu suçlayan bir genç kız… İşte bu anne kızın sıradan gözüken hayatları, bir gün Ece’nin tavan arasında annesine ait eski bir mektubu bulmasıyla alt üst oluyor.

Roman İçinde Roman
Bir aşk için nelerden vazgeçebiliriz? Çocuklarımız için yaptığımız fedakârlıklarımızın boyutu ne kadar büyük olabilir? Geçmişte yaşanan acılar, bir babanın gidişi kızının geleceğini ne kadar etkiler? Bir anne terk edilişini yaşarken, bunu kızına ne kadar yansıtır veya aşk acısı yaşayan kızına ne kadar destek olabilir? Ve en önemli soru; herkes ikinci bir şansı hak eder mi?

Tıpkı anne kızın arasında geçen konuşma da olduğu gibi;
…‘Ne dersin, herkes ikinci bir şansı hak etmez mi? diye sordu tüm içtenliğiyle. Her şeyin düzelebileceğine, telafi edilebileceğine, dahası aralarındaki tüm kırgınlıkların affedilebileceğine gerçekten inanıyor olabilir miydi?…

Genç kız annesine bakıp sitemle karışık alaycı bir gülümsemeyle ‘Herkes değil’ diye fısıldadı…’

Gerçekten öyle miydi peki? Yazarın da dediği gibi, hayat silgi kullanmadan resim yapma sanatı ise, bizler bu hayata ne katabiliriz?

Daha öncede bahsettiğim gibi Gülşah Elikbank’ın akıcı ve sade anlatım dili, bu kurguyla birleşince elinizden bırakamayacağınız bir romana dönüşmüş.

Aşkın Gölgesi, Elikbank’ı tanıyan okurları kadar, onu hiç tanımayan okurlara da tavsiye edebileceğim romanlar listeme girmiş bulunmakta.

Alkım UYSAL


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: