Ağustos Güneşi Müzik Ateşi

image kopyaYazın sıcak günleri, müzik dünyasını ve etkinlikleri de ısıttı. Temmuz ayı birbirinden farklı, eğlenceli ve renkli konserlerle geçti. Sadece İstanbul’da değil, Londra’da da notalar, şarkılar ve yıldız isimler bana eşlik etti. Ben de onların peşine düştüm. Londra’ya uçmadan bir gece önce, 9 Temmuz’da, bu yılki İstanbul Caz Festivali’nin en merakla beklediğim ismi Hugh Laurie Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Sahnesi’ndeydi. Ertesi gün seyahate çıkacak olmama rağmen oradaydım.

Hugh Laurie, ülkemizde de çok sevilen “House” dizisinde canlandırdığı “Dr. House” karakteriyle hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip. İşte o kitle, o gece, mekanı merdivenlerine kadar doldurmuştu. Grubu The Copper Bottom Band’le birlikte sahneye çıktığı andan itibaren, büyük bir sevgi ve ilgiyle karşılandı. Zaten konser öncesi mekanda en çok duyduğum cümle; “müziğini hiç bilmiyorum ama adamı çok sevdiğim için geldim” oldu. Hugh Laurie de sahneye adım attığı andan itibaren seyirciyi avucunun içine aldı. Canlandırdığı huysuz ve ketum karakterin aksine, karşımızda komik, sımsıcak, sempatik ve konuşkan biri vardı. Yaptığı esprilerle konserin yanı sıra, adeta bir stand-up gösteri sundu. Müziğine gelince, seslendirdiği caz ve blues şarkılarla, Amerikan blues listelerinde boşa bir numara olmadığını kanıtladı. Kendisine eşlik eden The Copper Bottom Band üyeleriyse, her biri ayrı ayrı alkışı hak eden müthiş müzisyenler. Çok eğlenceli, müzikalitesi yüksek bu konser yazın unutulmazları arasında yerini aldı bile. Binlerce kişi Hugh Laurie’yi dakikalarca ayakta alkışladı ve tekrar gelmesi için fırsat yaratmış oldu.

Daha bu konserin tadı damağımdayken ertesi gün Londra’ya uçtum. Çünkü orada da beni, bu yıl canlı dinlemek istediğim isimler listesinde yer alan Robbie Williams bekliyordu. 11 Temmuz Cuma akşamı heyecenla Londra’nın en ünlü konser arenalarından O2’nun yolunu tuttum. O2 dışarıdan dev bir çadıra benzeyen, içi konser alanının yanı sıra restoranlar, kafeler ve barlarla dolu bir mekan. Birkaç saat öncesinden mekana gelen izleyiciler buraları hınca hınç doldurup, vakit geçirmeyi tercih ediyor, bir başka deyişle; “demleniyorlar”. Konserin gerçekleştiği alanın içi İstanbul’daki Ülker Sports Arena’ya çok benziyor.

Robbie Williams’ın sahneye çıkma anı geldiğinde, dışardaki mekanlarda bulunan binlerce kişi salondaki yerini çoktan almıştı. Sahneyi örten dev perdeye yansıyan yazılar, görüntüler ve müzik başladığında heyecan ve coşku doruğa ulaştı. İngilizler Robbie Williams’ı kendi ülkesinde, sanki ilk kez izliyormuşcasına bir enerjiyle alkışladı. “Swing Both Ways” isimli turne, adına yakışır bir sahne ve görsel şölenle tasarlanmıştı. Üç katlı dev sahne bazen gemi, bazen bir tiyatro salonu, bazen renkli bir çiçek olarak, her şarkıda şekilden şekile büründü. Şahane bir orkestra ve dansçıların eşlik ettiği şov, rengarenk bir kabare havasındaydı. Tüm bunların yanı sıra neşeli sürprizler bekliyordu izleyicileri. Robbie Williams, sahneye kurulan kiliseyle ve Guy Chambers’ın rahip kılığında sahneye çıktığı bir törenle, bir hayranına teklifte bulunup, “şov evliliği” gerçekleştirdi. (Guy Chambers, yapımcı ve söz yazarı olarak Robbie Williams’ın kariyerindeki en önemli isimlerden birisi.) Bir hayranıyla yanına inerek fotoğraf çektirdi, bir başkasına tüm salona “happy birthday” söyleterek doğum günü kutlaması yaptı. Ve kendisini izleyen anne-babasını selamlayarak, babasıyla birlikte şarkı söyledi.

 

Zaman zaman atılan konfetilerin ortamı daha da şenlendirdiği bir atmosferde iki saatten fazla sürdü konser. Zaman zaman kendi şarkılarını söylese de ağırlıklı olarak unutulmaz swing ve caz parçalar seslendirdi. “Hit the road jack” ve “I will survive” konserin en unutulmaz şovlarına eşlik etti Robbie Williams yorumuyla. Smokin ve takım elbiseyle de pop yıldızı olunabileceğini görmüş olduk. Geldiği gibi büyük bir coşkuyla uğurlandı. Tıpkı unutulmaz Michael Buble konseri gibi, Robbie Williams’ın da en kısa sürede ülkemize gelmesini diliyorum.

image kopya 3

Ertesi gün 12 Temmuz Cumartesi akşam üzeri, Londra Hyde Park’daki “British Summer Time” etkinliğine katılmak için yola koyuldum. Şansımıza hava diğer günlerin aksine sıcak ve güneşliydi. Hyde Park’da toplanan onbinlerce kişi dev sahneye çıkan ünlü sanatçı ve grupları dinledi çimenlerin üzerine yayılarak. Ben genç yıldız Tom Odell ve Neil Young & Crazy Horse’u dinleme fırsatı buldum bu efsanevi yerde. İstanbul’a döndükten hemen sonraysa, Neil Young & Crazy Horse, Avrupa turneleri kapsamında bu kez Küçükçiftlik Park’da konser verdi. Şansa bakın ki Londra’da güneşli havada dinlediğim sanatçı, İstanbul’da yağmur altında sahneye çıktı. Ama hava, konsere gelen hayranlarını pek etkilemedi. Tıpkı Hyde Park’da olduğu gibi İstanbul’da da en çok ilgi gören şarkılar; “Heart of Gold”, “Rockin’ in the free world” ve Bob Dylan cover’ı “Dust in the wind” oldu. Sadece üç, dört cümle konuşan Neil Young, tıpkı Eric Clapton ve Bob Dylan konserlerinde olduğu gibi, dinleyiciyle pek iletişim kurmadan şarkılarını söyleyip gitti..

 

Yaz boyunca ve sonbaharda yine şahane konserler bizi bekliyor. Kaçırılmadan ve biletleri tükenmeden takip edilmesi gerekenlere bakacak olursak:

 

2 Ağustos Emma Shapplin / Cemil Topuzlu Harbiye Sahnesi

4 Ağustos Megadeth / Küçükçiftlik Park

6 Ağustos Monica Molina / Cemil Topuzlu Harbiye Sahnesi

6 Ağustos Blondie / Black Box İstanbul

9 Ağustos Iyeoka / Cemil Topuzlu Harbiye Sahnesi

17 Ağustos Beirut / Küçükçiftlik Park

20 Ağustos Portishead / Küçükçiftlik Park

29 Ağustos George Dalaras / Cemil Topuzlu Harbiye Sahnesi

31 Ağustos 2CELLOS / Cemil Topuzlu Harbiye Sahnesi

7 Eylül Pharrell Williams, Rita Ora, Inna / İTÜ Stadyumu

16 Eylül Lady Gaga / İTÜ Stadyumu


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: