Toplum mu Yoksa Genler mi?

İnsanı kötü yapan toplum mu? Yoksa genlerimiz mi?

Bu sorulara cevap vermeden önce kötü ve iyi kavramlarını incelemek gerekir. Çoğu kavram tek başına net bir şeyi ifade etmez veya fazlasıyla görecelidir. İyi veya kötü tamamen görecelidir; kültürden kültüre, zamandan zamana değişebilir. Hindistan’ın bazı bölgelerinde inekler kutsal hayvanlar olarak görülür ancak ülkemizde biz bu hayvanların etinden faydalanırız. Geçmişte bazı ülkelerde boşanmak bile yasa dışı sayılır ve eşinizden ayrılmanıza izin verilmezdi. Öte yandan, ne kadar örnek verirsek verelim, bazı davranışların tüm zamanlarda ve herkes için kötü olduğunu kabul ederiz. Kötü olarak nitelendirdiğimiz hareketlerimiz genellikle başkalarına bir şekilde zarar verecek davranışlarımızdır.

Çevremizdekilerin bize karşı davranışları hoşumuza gitmediğinde bunu inceleriz. Sebep ve sonuç ilişkisi ararız. Genellikle bu sebep oldukça yüzeyde ve bariz olur. Tüm sebeplerle beraber önyargılar geliştiririz. Ailesi, yetiştiği çevre, okulu ve arkadaşları onu böyle yaptı deriz. Oysa hemen hemen benzer ortam ve çevrede büyüyenler ve hatta aynı anne ve babadan doğma kardeşleri bile birbirinden farklı mizaçlara ve kaderlere sahip olabilmektedir. Benzerliklere odaklanmak yerine farklılıklara bakıldığında, her koşul aynı gibi olsa da davranışlar farklı olmaktadır.

Her bireyin kendine has bir gen dizilimi vardır. Kardeşlerin de birbirinden farklıdır. Her çocuk kendi anne ve babasından 23 kromozom çifti alır ve nesiller boyunca genler karışa karışa kimseye benzemeyen yaklaşık 22,000 gen ile yaşama geliriz. Genler vasıtası ile atalarımızdan kalan hastalıklar, davranış ve inanç kalıpları bize miras bırakılır. Çevrenin etkisini anlamak için bilim insanları tek yumurta ikizlerini – tamamen aynı gen dizilimine sahip – incelerler. Bir şekilde ayrı büyüyen ikizlerin tamamen farklı ortamlarda da yetişseler de büyük oranda benzer mizaçlara, benzer ilgi alanlarına sahip olduğu ortaya çıkar.

Birçok aile sistemi çalışmasında da ortaya çıktığı gibi kendi aile dinamiklerimiz, ailenin ve ataların yaşadıkları olaylar bizleri derinden etkiler. Bu olayları ve kişileri bilsek de bilmesek de bağ oradadır. Çok azını bildiğimiz iç dünyamızı dışarıya projekte ederiz. Örnek verecek olursak: Ailemizde haksızlığa uğramış bireyler varsa babamız, dedemiz veya başka aile bireyleri. Böyle bir durumda hep haksızlıkları üzerimize çekeriz, ‘kötü’ olarak tabir edilen insanlar ve olayları başımıza gelebilir. Belki meslek olarak da avukatlığı seçeriz. Tüm bu olayları yüzeyde sadece toplum olarak yargılayabiliriz ancak yaşananlar derindeki aile dinamiklerimizin bir sonucudur.

Genlerin tutsağı mıyız?

Yeni bir bilim dalı Epigenetik’tir. Anlamı genlerin ötesi demektir. Eğer birey olarak aile dinamiklerini anlarsak, aile sisteminde bir rahatlamanın gerçeklemesine imkân sağlarız. Özdeşleştiğimiz aile bireylerinden özgürleşmeye başlar ve bazı genleri emekliye ayırabiliriz. Genler hala oradadır ancak işbaşı yapmazlar.

Hayata bakış açımız değiştikçe genlerin verdiği komutlar da değişmektedir. Dolayısıyla hayatımıza doğrudan olmasa da bir yön verebiliriz. Geçmişi olduğu gibi görmek ve kabul etmek ile elde ettiğimiz derin anlayış, yetişkin olup kendi hayatımıza adım atmamıza yardımcı olur.

Referanslar:
Seninle Başlamadı- Mark Wolynn, Yayınevi: Sola Unitas – 2016
Gen – Siddhartha Mukherjee, Domingo -2018


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikMarkalar Sarsılmaz Bağlılık Hikayelerini Nasıl Yaratır?
Sonraki İçerikBugünkü Sen, Geçmişteki Sana Ne Tavsiye Eder?
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.