Ana Sayfa Gelişim Kendi Hayatının Kahramanı Olmak

Kendi Hayatının Kahramanı Olmak

Bir kitabın kapağını açmadan önce, adıyla sohbete başlarız. Bazı adlar bir anıyı çağırır, bazıları ise itirazımızı uyandırır. Gülcan Özer’in Herkes Kendi Hayatının Kahramanı adlı kitabı da ilk karşılaşmada sorusunu önümüze bırakıyor: Kendi hayatımızda nasıl bir yer tutuyoruz? Karar veren, bekleyen, uyum sağlayan, başkasının beklentilerini kendi isteği sanan… Peki, bu başlıkta hangi hâlimizle karşılaşıyoruz?

“Kahraman” sözcüğünü duyunca aklımıza çoğu zaman güçlü, kararlı, güçlüklerin üstesinden gelen biri geliyor. Buna karşılık, yorulunca ne yaptığını pek düşünmüyoruz. Örneğin yardım istiyor mu, yanlış bir kararın ardından nasıl yaşıyor, bazen neden susuyor? Oysa kendi hayatımız üzerine konuşacaksak kahramanlığın bu gösterişsiz yanlarına da bakmamız gerekiyor.

Bir Sorunun Yanında Durmak

Kitap ile Sohbet’te önemsediğim sorulardan biri şu: “Okurken hangi sorunun yanında daha uzun kaldınız?” Çünkü okuma deneyimimizi, bitirdiğimiz sayfalar kadar üzerinde durduğumuz düşüncelerle de kuruyoruz. Bazen bir cümleyi yeniden okuyor, kenarına soru işareti koyuyoruz. Ardından kitabı kapatıp kendi hayatımızdaki bir konuşmayı hatırlıyoruz.

“Kendiyle baş etmek, önce hangi duygudan kaçtığını, hangi beklentiye tutunduğunu fark etmeyi gerektiriyor.”

Durduğumuz yerde kimi zaman merak, kimi zaman huzursuzluk ya da itiraz duyuyoruz. Bir düşünceyi çok tanıdık bulduğumuz için yavaşlayabiliyoruz. Bazen de o düşünceyi kabul etmekte zorlanıyoruz. Bu nedenle kendimize neden durduğumuzu sormak, okurluğumuzu derinleştiriyor. “Bu cümle çok doğru” dediğimizde, bir adım daha atabiliriz: Hangi deneyimim bana böyle düşündürüyor?

Kitaptan tek bir sözcük seçmek de benzer bir kapı açıyor. Örneğin bir okur “seçim” üzerinde dururken bir başkası “ilişki”yi, bir diğeri “geçmiş”i konuşmak isteyebilir. Sonra o sözcüğü okuduğumuz sayfaya döneriz. Böylece hem yazarın düşüncesini hem kendi çağrışımlarımızı daha dikkatli inceleriz.

Aynı Sayfada Farklı Hayatlar

Birlikte okumanın sevdiğim yanı, kendi yorumumuzun yanında başka yorumları da duyabilmek. Örneğin bizim cesur bulduğumuz bir davranışı başka bir okur aceleci bulabilir. Benzer biçimde, bizim yakınlık gördüğümüz yerde bir başkası sınırların belirsizliğini fark edebilir. Böyle anlarda hemen kimin haklı olduğunu belirlemeye çalışırsak sohbetin en verimli yerini kaçırırız.

Bunun yerine, “Hangi ayrıntı sana bunu düşündürdü?” diye sorabiliriz. Bu soruyla yeniden sayfaya döner, yazarın gözlemiyle kendi yorumumuzu karşılaştırırız. Bazen de metnin söylemediği bir şeyi kendi geçmişimizden getirip cümlenin içine yerleştiririz. Böylece yazarın anlattıklarıyla bizim eklediklerimizi ayırt etmeye başlarız.

Bir ilişkiyi yalnızca tek kişinin anlatımıyla düşünmeye alışmış olabiliriz. Oysa bakış açımızı değiştirdiğimizde daha önce fark etmediğimiz ihtiyaçları, duymadığımız itirazları keşfedebiliriz. Bu yüzden anlamak için bazen kendi sandalyemizden kalkıp başka bir yere oturmamız gerekir.

Kahramanlığın Getirdiği Yük

Kendi hayatının sorumluluğunu almak düşüncesi insana hareket alanı açabilir. Bununla birlikte şu soruyu da sormalıyız: Hangi koşullarda, hangi imkânlarla seçim yapıyoruz?

Geçim kaygısı, bakım sorumluluğu, yaşadığımız çevre ve ulaşabildiğimiz destek, kararlarımızı etkiliyor. Bu nedenle aynı öneri iki ayrı hayatta bambaşka karşılıklar bulabiliyor. Örneğin birinin kolayca attığı adım için bir başkası uzun süre hazırlanıyor. Dolayısıyla ilişkiler üzerine okurken bireysel cesaret kadar hayatın somut koşullarına da bakmayı önemsiyorum.

“Kahraman” sözcüğü bizi her şeyi tek başımıza yapmaya zorluyorsa ona yüklediğimiz anlamı yeniden düşünebiliriz. Çünkü yardım isteyerek, bir yanlışımızı kabul ederek ya da kararımızı gözden geçirerek de hayatımıza yön veririz. Ayrıca kendi hikâyemizde başkalarına yer açtıkça kendimize ayırdığımız yeri daha iyi anlayabiliriz.

İtiraz Etmeye Yer Açmak

Bir yazarı dikkatle okurken söylediklerini de sorgularız. Örneğin katıldığımız bir düşüncenin hangi durumda geçerliliğini yitirebileceğini araştırabiliriz. Bunun yanında, bir genellemenin dışında kalan insanları ve yeterince tanımadığımız yaşamları merak edebiliriz. Böylece düşünceyi farklı deneyimlerle sınarız.

“Karşımızdaki insanla mı ilişki kuruyoruz, yoksa bir gün dönüşmesini umduğumuz kişiyle mi?”

Yazarın uzmanlığına duyduğumuz güven de okuma biçimimizi etkiler. Ancak bu güvenin yanında kendi sorularımızı da korumalıyız. Bizi düşüncenin dayanağı mı, anlatımın gücü mü, yoksa söyleyen kişinin kimliği mi ikna ediyor? Bu ayrımı araştırdığımızda hem yazarı daha dikkatli dinler hem kendi yargılarımızı daha açık görürüz.

Yanımızda Götürdüğümüz Soru

Kitap sohbetinde herkesin kişisel hayatını anlatması gerekmez. Çünkü bir sayfanın üzerinde durarak da kendimiz hakkında çok şey düşünebiliriz. Kimi sorulara topluluk içinde, kimilerine ise eve dönerken cevap buluruz. Bazı soruları da uzun süre yanımızda taşırız.

Bu kitabın başlığından hareketle yanıma almak istediğim soru şu: “Bugün kendi seçim alanımı nasıl tarif ediyorum?” Bu soruyu yanıtlarken önce hayatın içindeki küçük bir yere bakıyorum. Örneğin söylemeyi ertelediğim bir cümleyi, yeniden düşünmek istediğim bir beklentiyi, yardım isteyebileceğim bir insanı hatırlıyorum.

Belki kendi hayatımızın kahramanı olmayı konuşmaya, önce kendi sesimizi duymaya zaman ayırarak başlayabiliriz. Ardından birlikte yaşadığımız insanların seslerine kulak verebiliriz. Böylece hem kendi isteğimizi hem ilişkilerimiz içindeki yerimizi daha açık görebiliriz.

Kitabı Okurken Kendine Sor

Herkes Kendi Hayatının Kahramanı üzerine düşünürken bu yedi soruyu kendimize yöneltebiliriz. Önce her sorunun yanında biraz durabilir, ardından kitaptaki düşüncelerle kendi deneyimlerimizi birlikte değerlendirebiliriz. Ayrıca yanıtımızı destekleyen ya da sorgulamamıza yardım eden bir cümlenin sayfasını not edebiliriz. Böylece yeniden okumak istediğimizde o düşünceye kolayca döneriz.

“Birlikte bir hayat kurarken ailelerimizden öğrendiğimiz yakınlık biçimlerini, susma alışkanlıklarını ve tartışma dillerini de yanımızda getiriyoruz. Peki, bu mirasın hangi parçalarını korumayı seçiyoruz?”

  1. İlişkilerime geçmişimden neler taşıyorum? Örneğin ailemde öğrendiğim hangi davranışları sürdürüyorum? Hangi beklentileri ise bugün yeniden değerlendiriyorum?
  2. Aşktan ve birlikte olduğum insandan ne bekliyorum? Öncelikle kendi beklentilerimi ne kadar tanıyorum? Ardından bunları karşımdaki insana ne kadar açık anlatıyorum?
  3. Yakın ilişkilerimde kendime ne kadar alan açıyorum? İsteklerimi, ihtiyaçlarımı ve sınırlarımı ifade ederken neler hissediyorum? Peki, bu duygular davranışlarımı nasıl etkiliyor?
  4. Tekrarlayan ilişki sorunlarında kendi payımı nasıl görüyorum? Hangi davranışlarımı değiştirebilirim? Bunun yanında, karşımdaki kişinin sorumluluğunda olanları nasıl ayırt ediyorum?
  5. Bir ilişkiyi sürdürme ya da bitirme kararımı neler etkiliyor? Sevgim, alışkanlıklarım, korkularım ve yaşam koşullarım bu kararda nasıl bir yer tutuyor? Özellikle hangisine daha fazla ağırlık veriyorum?
  6. Geçmişteki seçimlerime bugün nasıl yaklaşıyorum? O zamanki ihtiyaçlarımı ve koşullarımı hesaba kattığımda kendim hakkında ne fark ediyorum? Bu deneyimden bugün ne öğrenebilirim?
  7. Bugün kendi hayatımda hangi küçük seçimi sahiplenebilirim? Bunun için hangi somut adımı atabilirim? Ayrıca kimden, nasıl destek isteyebilirim?

Yanıtlarımız zamanla değişebilir. Bu yüzden bir süre sonra aynı sorulara yeniden dönmek, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi anlamamıza yardım eder. Belki bir zamanlar sustuğumuz yerde artık konuşuyor, acele ettiğimiz yerde biraz duruyoruz. Böylece hem hayatımızdaki değişimleri hem kendi emeğimizi fark ederiz.

Keyifle ve keşifle okuyalım, sohbet edelim, hayatımıza katalım…

Önceki İçerikZafer, “Başaracağım” Diyenlerin Yoludur
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...