Şiir ile Sohbet’ten Yeniden Üniversite Sıralarına

Yasemin Sungur’la #şiirilesohbet toplantılarımızın beşincisini 17 Kasım tarihinde akademisyen Yalçın Armağan ile gerçekleştirmiş, Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı üzerine aydınlatıcı, çok keyifli bir sohbet yapmıştık. Bu sohbetin tadı damağımızda kaldığı için üniversitede verdiği şiir dersine misafir öğrenci olma talebinde bulunduk. O günden itibaren beş şiir sever bugünün heyecanı ile yaşadık. Hocamızın gönderdiği makaleleri okuduk, araştırdık ve hazırlandık. Sonunda büyük gün geldi. Havanın muhalefetine aldırmadan İstanbul’un uzak köşelerinden düştük yollara. Kucağımızda kitaplarımız, kalbimizde yeniden öğrenci olmanın heyecanıyla buluştuk. Tek eksiğimiz vardı, aynı heyecanı taşıyan, şiir aşığı Yasemin Sungur katılamıyordu aramıza. Biz de notlarımızı paylaşacağımıza söz vererek, seneler önce ayrıldığımız sıralara oturduk tekrar. Sözümüzü tutmak bize yakışır diyerek, özetliyorum bugünkü dersimizi.

 

siir-ile-sohbetten-yeniden-universite-siralarina

Konumuz Türk şiirinde İkinci Yeni ve Cemal Süreya. 1950’li yılları kapsayan Akım, Garipçiler ve Toplumcu Gerçekçiliğin edebiyatımızda yoğun olarak kullanıldığı bir dönemde varlığını başlatmıştır. Akımın öncü şairi Ece Ayhan’ın deyimiyle “Sivil Şiir”dir.

 

yalcin-armagan-siir-dersi

 

Cemal Süreya der ki, şiirde asıl olan ‘hikâye etmek’ değil, kelimeler arasındaki ‘şiirsel yüktür’. İkinci yeni şairleri bütün klişelere, kalıplara sırt çevirdiler. Kelimeler bizde de yontuluyor artık, yerlerinden yarı yarıya koparılıyor, anlamlarından ufak tefek saptırılıyor, yeni yükler yükleniyor kelimelere. Böylece bir kavramın değişik görüntü ya da izlenimleri elde edilerek yeni imajlara, yeni mısralara varılmak isteniyordu.

Sözcükler (gösteren) aynı gösterilene hitap etmiyordu artık. Başka bir deyişle; şair ‘ağaç’ dediğinde farklı anlamlara varabiliyordu okur. Folklor deki donmuş ve tek yönlü kelime bloklarının yerini, derinleşen ve farklı çağrışımlar yapan sözcükler alıyordu.

yalcin-armagan

Cemal Süreya’nın 1954 yılında yazdığı ve Yeditepe Dergisinde yayınlanan ‘Gül’ şiiri İkinci Yeninin başlangıç şiiri olarak kabul edilir. Akımın adı ise Muzaffer İlhan Erdost tarafından konmuştur. Ankara Siyasal Bilgiler merkezli bir şiir hareketidir. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Gülten Akın ve Sezai Karakoç bu üniversitedendir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla yeni başkentin aynı zamanda kültürün de merkezi yapılması amacıyla yola çıkılmıştır. 1957 yılında edebiyat dünyasında İkinci Yeni Akımı ilk defa tartışılmış ve 1958 de Cemal Süreya Üvercinka kitabını yayınlamıştır. İkinci Yeni’nin şairleri:

-Cemal Süreya

-İlhan Berk

-Turgut Uyar

-Edip Cansever

-Sezai Karakoç

-Ece Ayhan

-Ülkü Tamer

-Gülten Akın (Tek kadın şair)

-Kemal Özer

-Özdemir İnce

-Hilmi Yavuz

-Ahmet Oktay

Cemal Süreyya, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan İkinci Yeni ile ilk defa şiir yazan şairlerdir. Acemilik dönemini hiç yaşamamışlar, edebiyat hayatlarına doğrudan ustalıkla başlamışlardır.

Hocamız, İkinci Yeni hareketinin neden 2. Dünya Savaşının bitiminden sonra başladığını açıklayan mevcut tezler konusunda bizi bilgilendirdi. Birçok etken ve nedenleri konusunda konuştuk. Dünya ülkelerinin yeniden şekillendirildiği bu dönemde, dünyanın yeniden tanımlanmasına sanat akımları da farklı tepkiler vermişlerdir. İkinci Yeni’ de mevcut toplumsal normlara karşı çıkarak bunları yeniden şekillendirmiştir, bu nedenle devrimcidir. Türkiye’nin mevcut siyasal ortamı içinde böyle bir hareketin başlaması ilginç tezleri de doğurmuş.

İkinci Yeni Şairleri bilinç akışı tekniği kullanmış ve bu nedenle şiirlerinin anlaşılması zorlaşmıştır. Değişik imge ve soyutlamalarla gerçeküstücü bir yönde içerir. Okurun süzgecindeki birikimler algıyı da farklılaştırmaktadır. Muzaffer İlhan Erdost’un dediği gibi ‘güzellik duygusu yaratıyor, fakat bunu açıklayamam’ cümlesi bazen imdata yetişir. Cinsiyet teması ağırlıklı olarak işlenmiş, bir tabu gibi duran ulaşılamayan kadın artık sevişen, dokunan ilişkinin tarafı olarak bir bedene, kişiliğe sahip olmuştur.

Cemal Süreya der ki, sanatı besleyen insan doğası ile kültür (üst kurumlar, ahlak, hukuk, vb.) arasındaki çatışmadır. Doğa sanatla, kurulu düzene baş kaldırıyor. Şiir alışkanlıklara karşı bir yaylım ateşidir. Bu yaylım ateşi şiirin konusunda olduğu kadar, diyalektiğindedir. Günümüz insanı uygarlığın labirentlerinde sıkıştıkça, şiir kültürü kovacaktır. Bugün şiirin bir ucu toplumsal planda insan haklarını kolluyor. Kültür insan doğasına ne kadar aykırı ise çatışma da onca sert olacaktır. Şiir bütün çağlarda onun için vardır.

Yalçın Armağan Hocamız bizi bilgileriyle zenginleştirirken, öğrenme heyecanının hayatımızdan hiç eksik olmaması ve daha çok öğrenecek konumuz olduğunu bir kez daha hatırlattı. Dersimiz bitti ama İkinci Yeni Akım henüz bitmemişti.

Teşekkür ederiz Yalçın Armağan.

İlknur Kayhan Karapolat 

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: