Şehrin Ritmi

Şehir hayatında insanların ruh halleri yüzlerine yansır. Neşeli, hüzünlü, yorgun ya da tam tersi. İşte ressam Salih Keleş, şehir insanının hallerini kendine mesele edinmiş ve ortaya Şehrin Ritmi sergisi çıkmış. Sergi, 29 Mart’a kadar Çırağan Sarayı Sanat Galerisi’nde gezilebilir…

Ressam Salih Keleş, ‘Şehrin Ritmi’ ismini verdiği ve Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde yer alan  onuncu kişisel sergisinde, isminde de anlaşılacağı üzere, şehir hayatının ritmini ve bu ritimde yaşayan insanların ruh hallerini anlatıyor.  Yağlıboya tablolardan oluşan sergide, annesiyle deniz keyfi yapan küçük bir kız çocuğundan, dua eden, piknik yapan, caddelerde gezen insanlara kadar pek çok şehirli ile tanışmak mümkün.

Salih Keleş bu sergisiyle ilgili şunları söylüyor. “Şehrin içinde de bir ritim vardır; tıpkı müzik gibi. Mesela zenginlik, fakirlik. Ya da iki farklı iş yapan memurun çalışma halleri. Bir tanesi,  sabah dokuz akşam altı arası rutin bir şeklide çalışır. Vapur kaptanı olan diğeri ise şehri daha çok görür. Elbette her ikisinin ruh halleri farklı olacaktır. İşte bu, şehirdeki insanın ritmidir.  Benim yaptığım da insanları Beyoğlu’nda, Fenerbahçe’de ya da Londra’da yürürken ruh hallerini tuvale yansıtmak.”

Sadece çalışan insanlar değil, şehrin değişiminin yanı sıra her konumda, her yaştan insanı Salih Keleş’in tuvallerinde görmek mümkün. Şehirde yaşanan değişimlerin de kendi içinde bir lezzeti olduğunu belirten Salih Keleş, “Ben şehirdeki farklılıkları işliyorum. Örneğin şehircilik açısından İstanbul’daki değişimi beğenmiyorum ama onun da kendi içinde güzellikleri var. Sonuçta ne yaparsam yapayım şehirde yaşıyorum, köye de gitsem burayı yapacağım” diyor. Sanatçının bu sergisinde neşeli, hüzünlü, çalışan, avarelik eden, çocuk, genç, yaşlı ergen ama tamamen gerçek ve şehirli insanların onlarca hallerine tanıklık edilecek.

Figür ağırlıklı çalışan Keleş’in resimleri insan ruhunu heyecanlandırıyor ve izleyenleri düşünmeye itiyor. Bu dramatik yapısıyla sanatçının yarattığı ekspresyonist resimler insanın acıdan neşeye kadar bütün ruh hallerini anlatıyor. Prof. Kaya Özsezgin, Keleş’in resimlerinin yaşamla kan bağını canlı tuttuğunu, günün yaygın ve geçerli üsluplarına değil, kişisel tercih kriterlerine uyumlu bir yönde geliştirdiğini belirtiyor. Özsezgin “Salih Keleş söyleme vurgu yapmaktan çok, bu söylemin dolaylı yollarla izleyicide yaratacağı görsel etkinin önemini göz ardı etmiyor. Resmin her şeyden önce renk ve biçim olgusunun dışavurumu olduğu gerçeğine tabanda yer veriyor” diyor.

Salih Keleş’le Şehrin Ritmi Üstüne

Bu sergide neler göreceğiz?
Şehrin Ritminde İstanbul, Ankara, Londra gibi şehirler ve bu şehirlerdeki insan hallerini göreceğiz. şehirleri göreceğiz. Bunalar televizyonda izlediğiniz filmlerde gördüğümüz şehirler. Oralarda yaşanan, insanların yaşadıkları olaylar bunlar. Şehirdeki gelişmeleri ve değişmeleri, gözlemliyorum. Dragos’tan denize giriyorduk o zaman da şehirdi ama başka bir şehirdi. Ben şehirdeki farklılıkları işliyorum ve bu farklılıklar da lezzet katıyor. Şehircilik açısından İstanbul’daki değişimi beğenmiyorum ama bunların da kendi içinde güzellikleri var. İşte tüm bu zıtlıkların içinde barınan güzellikleri, farklılıkları göreceğiz.

Nelerden etkileniyorsunuz resim yaparken?
Fotoğraflar ve eski filmler… Onlar eskiye götürüyor, bugüne bağlıyor. Fotoğrafla başlıyorum; bakıyorum sonra bırakıyorum aklımda ne varsa onu yapıyorum. Önce çok gerçekçi başlıyorum sonra onu bozmaya, kendi resmime dönüştürmeye başlıyorum. Ben resimlerimde daha lekesel çalışıyorum ve insanı iç dünyasıyla birlikte yansıtmaya çalışıyorum. Hep figüratif çalıştım, insanı seviyorum, hangi koşulda yetişirse yetişsin insan insandır. Resimlerimde her zaman insanlar yoktur mesela boş fabrikalar var ama onlara bakarken içindeki insanı görmek mümkün.  Biraz aldatmaca gibi ama baktığın zaman insan varmış gibi biraz illüzyon.

Resimlerinizdeki insanlarda çoğunlukla hüzün var…
Dediğim gibi, Salih Keleş resmi figüratif, insanın acılarıyla ilgili. Bunu isteyerek mi yapıyorum, hayır. Çünkü ben neşeli bir insanım. Ama resimlerim böyle. Her insan içinde zıddını barındırır o yüzden belki. Yaptıktan sonra ben de şaşırıyorum, ama  içimden gelenler tuvale yansıyor. Bazı insanlar o gerçeklerle de karşılaşmak istemiyor. Ama bunlar hep içinde yaşadığımız şeyler. Hasta biri yatıyor, mesela ama bir ışık ve parıltı da var;  bir yaşam sevinci bu aslında. Bu olmasa zaten benim resmimi olmaz.

Salih Keleş Kimdir?

Fotoğraf, sinema, kitap, tiyatro ve müziğin resminin temelini oluşturduğunu belirten Keleş 1964 yılında Erzurum’da doğdu. Çok küçük yaşta geldiği İstanbul’da ailesiyle Dragos’a yerleşti ve kırk beş yıldır bu semtte yaşıyor. 1987 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Eğitimi Ana Sanat Dalı Muammer Öner atölyesinden mezun oldu. 1987-1988 yılları arasında İngiltere’de The National Gallery, Tate Gallery, The British Museum ve Hayward Gallery’de araştırma ve etütlerde bulundu.  Keleş’in, 1989-2007 yılları arasındaki çalışmalarını kapsayan ve Prof. Dr. Ayla Ersoy’un metinleriyle yayınlanan bir de kitabı bulunuyor. Sanatçı 1987-2010 yılları arasında birçok grup, karma ve yarışmalı sergilere katıldı. Yapıtları 20 değişik kitap kapağında ve tiyatro afişlerinde kullanıldı. Sanatçı ayrıca 2006 yılında ASPAT Bodrum Sanat Sempozyumu’na katıldı. Eserleri yurtiçi ve dışı koleksiyonlarda yer alan Salih Keleş, çalışmalarına Dragos’daki atölyesinde devam ediyor.

Ayşe Dural

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBirincil Ayna
Sonraki İçerikAyrılmaz İkili: Doğa Ve İnsan
Ayşe Dural
Saint Benoit mezunu. Bu okulda Fransızca ve İngilizceyi öğrendi ve çok sevdi; özellikle Fransızcayı. Sonrasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde devam etti. Çalışma hayatına Garanti Bankası Halkla İlişkiler Bölümü’nde başladı. Sonrasında dergiciliğe adım atarak Gelişim Yayınları’nda çalışmaya başladı. Türkiye’nin ilk “copyright” dergisi Marie Claire’de çalıştı. Suha Arafat’tan Orhan Pamuk’a kadar pek çok kişiyle söyleşiler yaptı, kadın hakları konusunda araştırmalar yaptı, modayı yakından takip etti. AMICA, BIBA gibi dergilerde çalıştı. Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. 2000-2006 yıllarında The Gate dergisinin yayın yönetmenliği yaptı. Koç Holding’in Bizden Haberler dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Daha sonra PR ajanslarında Medya İlişkileri Yönetmeni olarak çalışmaya başladı. Böylece artık haber yapmayacak, ama haberi gazetecilerle paylaşacaktı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin medya ilişkileri yönetmenliğini üstlendi. Yasemin Sungur’la birlikte Kültür Sanat Ajansı’nı kurdular. Kitap editörlükleri yaptı. Dural, basında ve halkla ilişkiler konusunda edindiği tecrübe, bilgi ve deneyimi, danışmanlık, eğitim ve seminerler aracılığı ile yeni nesillere aktarmakta ve martidergisi.com için röportajlar yapmaktadır.