Aynı Ruhun Mayalarıyız

Ne zaman iyiliğe birleşen bir topluluk görsem, yüzyılar öncesine gider ruhum. İçimde hiç görmediğim çok tanıdık bir dokunuş hissederim. Tüylerim diken diken olur, hislerimle bulduğum o coşku alanından çıkmak istemez ruhum. Ne zaman biri birine candan sarılsa, yüz yıllar önceye yol alır zaman makinem.  Elif kağnısını yeder  geceden geceye, çocuklarının üzerinden battaniyelerini alıp, kağnılarında korumaları gereken yüklere saran kadınlar koşar telaşla el le, omuz omuza.  200 küsur kiloluk mermiyi sırtlanan Seyit Onbaşı, “komutanım… Vatan evlattan daha mukaddestir, gidemem… Kızımın adını Didar koysunlar.” diyerek, vatan için canını feda eden Üsteğmen Hasan Hulusi, siperleri yuva yapan askerlerimiz ve nice kahramanlar, kahramanlık hikayeleriyle umut aşılar içimdeki tüm zamanlara… 

Kurtuluş, Sakarya, Çanakkale Savaşları ve ardında bıraktıkları cesur yürekler… Zaferin sonunda bir yanları eksik birbirine sarılan yorgun ancak mutlu bir halk gelir… 

Ne zaman iyiliğe birleşen bir topluluk görsem, aynı duyguyla birbirine uzanan eller görürüm. Biri birine dokunsa içindeki tüm iyilikle, yıllar yıllara, anılar anılara dokunur. Birbirini hiç görmemiş ama çok iyi tanıyan, bilen milyonlarca ruh tek yürek olur zihnimin içinde.

Yüzyıllık bir hafızadır genlerimiz, tüm zamanlarda dokunur, değer kuşaklar birbirine. Farklı olsak da, farklı düşünsek de, konu can, konu vatan olunca aynı çizgi üzerinde kalp hizalanır birbirine. Namaza dururken nasıl safları sıkılaştırırsa cemaat, araya şeytan girmesin diye, inançlı olsun olmasın, dinleri dilleri, ırklarıyla değil, ruhlarıyla aynı safta bir olan atalarımız gelir aklıma.  Aynı gökyüzünün altında nefes alan, aynı güneşin altında çamaşırlarını kurutan komşular… Birbirlerini tanımasalar da, kardeş, yar, anne, baba gibi yaraları saran insanların sesleri yankılanır kalbimin tam ortasında.  

Kayıpların, yoklukların, yoksunlukları bilgeliğe dönüştüren, imkansızı tarihten silen, içinde olmayacakları bir geleceği, hesapsızca , canla başla ve büyük bir öz veriyle kuşaktan kuşağa ulaştıran atalar ve Ata-türk gelir aklıma. Ne zaman 18 Mart’ı gösterse tarih, o gün bugün olur tüm hücrelerimde. 

Ve bugünlerde 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketine karşı bir olan halkı, aynı duyguyla kenetlenen elleri, vakur duruşları, bilge bakışları gördüğümden bugüne hissettiğim duygu hep aynı:  merhamet ve sevgi ruhumuzda var. 

O ruhun üzerinde duruyor içimdeki zaman. Bir felaketin ardından yükselen sevgi, yaşanan birlik ve beraberlik, yaraları sarmak üzere  seferber olan Türk halkı.  Sizce de aynı ruh ile eşlik etmiyor muyuz  acıyla, hüzünle yanan ülkemize? Çocuğu, genci, yaşlısı bir olup tüm farklılıkları ortadan kaldırıp, hepimiz bir olduk yine..  

En umutsuz zamanlarda, umudunu hiç kaybetmeyen ve  yorgunluktan  umutsuzluğa düşenin de  koluna girip zafere yürüdüğü bir neslin evlatlarıyız biz.  O zaman da önümüzde engeller vardı, aştık. O zaman da fırsatçılar vardı, o engele çelme taktık. O zaman da bir gözü insanların çorbasında, aşında olanlar vardı ve utanç  yaşayana mahsustu, yapanı kendi haline bıraktık. En güzel cevap bir olmaktı, aynı gözlerle umuda bakmaktı, o an ihtiyacı olana şifa olmaktı, aynı geleceği hayal etmekti, biz olalım olmayalım yapan yaptığını bulacaktı, inandık. O inançla mucizeleri sırtımızda taşıdık, o mucizelerden cesaret yaptık, sevdiklerimizi ardımızda bırakıp, acımızı bağrımıza basıp başkalarının sevdiklerini kurtardık. 

Belki ayağımız takıldı, düştük, çok düştük, çok öldük biz.  Ancak içimizdeki inancı hiç yitirmedik biz.  Düştüğümüz  yerde yüreğimizle ayağa kalkıp inandığımız o geleceğe zaferle imza attık.  Ruh aynı ruh, kalp aynı kalp. Sinmiş içimize bir kere;  istemeyiz elbette ancak istesek de kayıtsız kalamayız biz, içimizde hep aynı ülke ve aynı ilke:  Acıları birlikte aşmak, yaralara merhem olmak, vatana, yanana kardeş, can olmak, karanlığa karşı bir olmak ruhumuzda var. Ve bizler o ruhların mayalarıyız. 

Tüm şehitlerimize sevgi, saygı ve minnet duygusuyla…  

Ruhunuz şad olsun.

Sevilay Acar

Önceki İçerikİyileşmek…
Sonraki İçerikYeni Yollar
Öğrenim Üyesi / Okur- Yazar. En büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller oldu. Her ne yapıyor olursam olayım, iki etken her zaman yolumu belirler: hayaller ve dualar. Çocuk merakı ve heyecanıyla öğrenmeye çalışıyor, okuyor, yazıyorum. Babalardan Babalara adlı bir röportaj kitabım var. Babaların ayak izlerinden oluşan ve hikayeleriyle iç dünyaya yolculuk yaptıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yolculuğu seviyorum çünkü her şeyin yolda şekillendiğine inanıyorum. Bu yolda en çok da öğrenciyim; kapsayan, içine alan, öğrendikçe çoğalan ve var olan. Karşılaştıklarımı, hissettiklerimi, öğrendiklerimi yazarak paylaşmaya çalışıyorum.