Benim bu ay yazacağım yazı Hatay ile ilgili olacaktı. Deprem’den bir hafta İskenderun’a 2 günlük eğitime gidecektim. İzmir’den uçaklar çok sık olmadığı için erken gidip bir kere daha Hatay’ı gezmek istedim ve doya doya gezdim. Hatay-İskenderun ve Adana’dan oluşan 4 günlük seyahat sonrası döndüğümde günlüğüme not düşmüşüm: Müthiş bir haftaydı Minnetarımmm!
O yüzden deprem olduğundan beri hep çektiğim yüzlerce fotoğrafa bakıyorum. Dostlarım, arkadaşlarım hayatta. Evlerini, işlerini, iş arkadaşlarını kaybedenler oldu. Her birimizin yası farklı.
Depremler sonrası yine halkta büyük bir dayanışma ile çalışmalar başladı. Bu yazıyı yazarken bile, bir yandan iş ilanları paylaşıyorum, diğer taraftan yardım kolileri için destek topluyorum herkes gibi. Süreç uzun. Gönlüm yıkılan şehirlerimizin, sağlam temeller üzerine kurulu, bilimin ışığı ile yeniden inşa edilip Cumhuriyetimizin 100.yılını layık olduğumuz medeni ülkeler seviyesine adım atarak karşılamaktan yana…
Bunun için her birimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Ben kendi üzerime düşenleri, #aktifvatandaşlık görevlerimi, oy vermekten ileri seviyede sürdürme için kendime söz verdim. Yapılacak çok şey var ama önce Empati. Ama sadece seni anlıyorum seviyesinde kalandan öte bir empati…
Daniel Goleman ve Paul Ekman empatinin 3 parçası olduğunu söyler bize: Bilişsel, Duygusal ve Şefkatli
Yani; seni duyuyor, duygularını anlıyor ve sana yardımcı olmak için aksiyon alıyorum. Her birimiz farklıyız o yüzden kimse kimseyi %100 anlayamaz bana göre ama çabalayabilir.
Aslında yeni yeni konuşulan RADİKAL EMPATİ’ ye doğru gitmek ilk adım.
Radikal empati, din, din, cinsiyet, ırk vb. tüm farklılıkları da dikkate alıp harekete geçmek. Sadece kendim ve kendim gibileri için değil. Aynı dili konuşmayıp bu ülkenin vatandaşı olanlara da empati kurabilmek.
Defalarca Hatay’a gittim son ziyaretimde Musa Dağı’ndaki Ermeni köyünü ziyaret ettim. Bu köyde, farklı din mensubu vatandaşımızla sohbet ettim. İbadethanelerinde dua ettim. Bu topraklarda o kadar farklı geçmişlerden canlar olarak bir aradayız ki, bunu birbirimizi ziyan etmek yerine, birbirimizi desteklemek için kullansak, ben değil, biz diyebilecek, orta bir akıl ile hareket edebilsek belki de bunca yıldır bu kadar hasar görmeyecektik.
Yıllardır empati kelimesi dilimize pelesenk oldu ama yıllardır bu ülkede bir EMPATİ AÇIĞI (tıpkı bütçe açığı gibi) yaşıyoruz. İçine farkına varmadan dahil olduğumuz ayırımcılık o kadar derin ki… Aynı olmak zorunda değiliz, aynı görüşü benimsemek zorunda değiliz ama bu topraklarda, bu dünyada birlikte yaşayabilmek adına biraz ben haklıyım, ben biliyorumdan öteye gidebilmeye davetim. ORSC (organizational relationship systems coaching) eğitiminde öğrendiğim ve hep hatırlamaya çalıştığım gibi: Neyin iyi neyin kötü olduğunu kim bilebilir? (lütfen bu cümleyi deprem ve kayıplarımızla özdeşleştirdiğimi düşünmeyin.) Bu açıklama bile anlaşılamama endişesinden.
O yüzden ilk davetim Radikal Empati…
Ece Süeren Ok





















