Büyük resim ve sorumluluk iğnesi-1

Sorumluluğu; bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda olduğu ya da yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumu diye tanımlıyor, Türk Dil Kurumu.

Yaşadığımız bayrak altında toplumumuzu yani bizi nasıl tanımlarız, tarif ederiz diye düşündüm. Sorumluluğu, kişinin kendisine, ailesine, arkadaşlarına, yaşadığı topluma, ait olduğu sosyal gruplara ve bağlı olduğu devlete dair tanıklığımı büyük resme bakarak sorgulayacağım.

Büyük Osmanlı İmparatorluğunu felakete sürükleyen süreç sadece savaş mağlubiyetleri değildi. Yozlaşan yönetim anlayışı, yönetenlerle yönetilenler arasında giderek büyüyen uçurum, halkın eğitim, sağlık hizmetlerinden yararlanmamasıydı, belki de bu durum yanlış alışkanlıkların başlamasına ve kök salıp bugünlere kadar gelmesinin de gerekçesi oldu.

Aslında, Anadolu ile İstanbul halkı arasında eğitimsizlik açısından fark yoktu. Devlet kurumları ile işiniz varsa ve eğitiminiz hatta okuma yazmanız yoksa işinizi gördürmek için başka ellere ihtiyaç duyarsınız. Cumhuriyet bu ihtiyacı azaltmak için eğitim seferliği yaptı ve bugün ülkemizde okuryazarlık oranı iyi bir orandadır.

Ancak görülüyor ki okuyup yazmak, nerede ne yapacağını bilmek sorumluluk kazandırma konusunda çok başarılı olmadı. Sorumluluktan kaçmanın, acıyı katlamanın, görevini yapmamanın bir seçim olduğunu kabul etmek durumundayız. Sorumluluktan kaçmanın yolu torpil, adam kayırma, bir kereyle bir şey olmaz, bir tanıdık bulma, hemşerim hallederiz biçimine evrildi. Sorumluluktan kaçıp ayrıcalık arayışına girenlerin çoğu eğitim durumu, medeni hali, yakınlık derecesi sonrasında “nerelisin ” diye sorar. Bir yerli olmak, tanıdık olmak, aynı mesleğin mensubu olmak, mezhepdaş olmak, dini bir gruba ait olmak olmaması gerekeni oldurmak, yapılmaması gerekeni yaptırmak için gerekçe haline geldi. Sorumluluk almak gibi erdemli davranışları seçenler için elbette bunu söyleyemeyiz.

O halde birey olarak sorumluluğumuz kurallara, kanunlara, ahlaki değerlere sahip çıkmaktır. Karşımızdakine yapılmasını istemediğimiz torpili, kayırmayı, iltiması kendimize de istememektir. Ev yaparken imza, toprak seçerken uygunluk, çocuğumuzu okula gönderirken öğretmen, doktora giderken hekim, askere giderken görev yeri ayrıcalığından vazgeçmek ve bunu tüm yaşama yayıp kendimizden sonraki nesillere aktarmak büyük resme doğru açıdan bakmak, iğneyi kendimize batırmak ve vatandaşlık sorumluluğunu almaktır.

Daha sorumlu, daha liyakatli toplum isteyenlerin çok olması dileğiyle…

Ayşem Kaya

Önceki İçerikBir Kısa Yazı
Sonraki İçerikRadikal Empati
Daimi şiirinde “Ne olsa kışın sonu bahardır” demiş. Bende İstanbul’da bir Mart ortası dünyaya geldim. İlk, orta lise eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi tüm yaşantımı kapladı.2018 yılında üniversite bölündükten sonra İÜ-Cerrahpaşa ile moleküllerin, reaksiyonların bize söylediği sağlık şifrelerini çözmeye devam ediyorum. Yüksekokulda farklı disiplinlerin akademik eğitimde rol almak keyifli, eğitici ve oldukça öğretici bir süreç olarak hayatımı dolduruyor. Yazmayı, okumayı, neşeli şarkılar söylemeyi seviyorum. Kız çocuklarının eğitimini toplumu yönlendiren kadındır duygusu ile önemsiyorum. Sosyal fayda olarak kız çocuklarının eğitimi ve toplumda satranç eğitiminin yaygınlaşması için dernek çalışmalarına devam ediyorum. Ben kendimi yaşam boyu öğrenen, öğrenci gibi görmeyi seviyorum. Öğrenme yolculuğumda “taşı kıran suyun sürekliliğidir” felsefesi ile hayata ve kendime kararlılıkla yol alıyorum.