Niki’nin Tarot Bahçesi

0
23

Akıl hastanesinden ressamlığa uzanan hiçbir hayat hikayesi sıradan olamaz. Tıpkı Niki de Saint Phalle’nin hikayesi gibi.

1930’da Paris’te varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Niki, ailesinin New York’a taşınma kararıyla yaşamına devam eder. Babasının cinsel saldırısına uğraması ve annesinin zalim bir kadın olması onun bir girdapta kaybolmasına neden olur. Gençliğinde model olarak çalışır ve daha on sekiz yaşındayken evlilik kararı alır. İki çocuk sahibi olan Niki, bir süre sonra annelikle sınırlandırıldığını hissetmiştir ve belirli bir yere kök salmanın kendisi ile bağdaşmadığının farkına varmıştır. Belki çocukluğunda yaşadıkları, belki de göçebe olan ruhunun bir kafese hapsolduğunu düşünmesi ve ardından gelen çaresizlik hissi daha yirmili yaşlarındayken şiddetli bir sinir krizi geçirip intihar girişiminde bulunmasına neden olur.

Akıl Hastanesinden Ressamlığa Uzanan Yolculuk

Sanatın iyileştirici gücüne Niki’nin şu sözüyle bir kez daha tanıklık ediyoruz. “Zihinsel krizim uzun vadede iyiydi, çünkü akıl hastanesinden bir ressam olarak ayrıldım.” 1950’lerin sonlarında tüfek kullanarak tuvale ateş etmekten, kendine güveni arttıkça boyutu da artan Nanas’ı şekillendirmeye kadar sanat deneylerini geliştirmeye devam etmiştir. Çeşitli kaynaklarda asi bir rock star gibi olduğu söyleniyor fakat kendisi çağın en büyük feminist sanatçılarındandır. Ayrıca sanatçının resim konusunda hiçbir akademik eğitim almaması, yeteneğinin üstüne giderek sanatını var etmeye çalışması takdire şayan.

 

1955’te Barcelona’ya giden Niki, Park Güell’i ziyaret etmiştir. İzlenimlerini şu şekilde açıklamıştır: “Barselona’ya 1955’te gittim ve Gaudí’nin yapıtı olan Park Güell’ı gezdim. Bir yazgıydı sanki karşılaştığım. Derinden sarsılmıştım. Bunun sonunun günün birinde kendi bahçemi oluşturmak olduğunu biliyordum. Bir cennet köşesi… İnsanla doğa arasında bir buluşma yeri…”. Bu buluşmadan yıllar sonra İtalya topraklarında yer alan Toskana’da zeytin ağaçları arasında kendi bahçesini tasarlayacaktı.

Tarot Bahçesi

Niki de Saint Phalle’nin yolu 1979 yılında şans eseri İtalya’nın Capalbio köyüne düşer. Zeytin ağaçlarının arasındaki bu muhteşem arazi hayallerini süsleyen proje için çok uygundur. Arazinin sahibi olan Caracciolo ailesiyle tanışıp, halka açık heykel parkı inşa etme projesini onlarla da paylaşır. Niki’nin heyecanına ve coşkusuna İtalyan aile de ortak olarak projeyi desteklemişlerdir. Bir müddet sonra Capalbio köyünde enteresan iki şey olur. Artık postalar geç gelmeye başlıyordu ve insanlar yakındaki tepelerde yükselen canavarlar hakkında fısıldamaya başlamışlardı. Canavarlar başlangıçta Toskana kırsalından çıkan devasa, şekilsiz demir kafeslere benziyordu. Sonra beyaza dönüştüler. Alçı metalin üzerine yayıldı ve canavarlar baş gösteren, kremsi hayaletler oluverdi. En sonunda göz kamaştırıcı renklere büründüler: Neşe sebebi turuncu, göz alıcı mavi, şok edici pembe…

Tüm bu sanatsal çalışmalar devam ederken postacı Ugo Celletti, canavarları yaratmaya yardım ediyordu, Toskana’nın bereketli topraklarında büyüyen muazzam heykeller… Mozaik çalışmaları sırasında içindeki tutkuyu keşfetti ve canavarlara aynalı cam şeritleri uygularken bazen posta yolunu unuttu.  Onlarca yıl önce bir akıl hastanesinde kilitli kaldığı süre boyunca hayal ettiği heykel bahçesini inşa etmek için İtalya’ya gelerek Celletti gibi bölgedeki bir çok insanın hayatını değiştiren kişi  canavarların annesi Niki de Saint Phalle’den başkası değildi. Bir tür adanmışlıkla, metal iskeletlerin üzerine inşa ettiği kulelerini, garip yaratıklarını, Nuh’un Gemisi’nden kaçmış yılanlarını ve tombul kadınlarını boyadı. Harcını karıştırdı, kırık cam ve aynalar yapıştırdı.

Tarot falındaki kartların adını verdiği ve onlara yeni anlamlar yüklediği yirmi iki tane heykelle bahçeyi donatan Niki, onları Akdeniz esintisinin kıyısında, düş dünyasını çevreleyen zeytin ağaçlarının arasına yerleştirdi. Ortaçağın büyülü dokusunu içinde taşıyan Capalbio’nun hemen yanında, modern sanatın başyapıtlarından birini ayağa kaldırdı. Fantastik bir dünyanın kapılarını aralayarak, gördüklerimiz karşısında bizi hayrete düşürdü. Tarot bahçesine çocuk eli değmiş gibi uçsuz bucaksız bir hayal gücünün yansıması ile buluşturdu. Cam ve seramik parçaları, ayna kırıkları, tuhaf figürler ve gerçeküstü bir bakış açısıyla birleştirilmiş malzemelerden oluşan bir renk cümbüşü sanki. Üstelik içinde yürüyebiliyor, merdivenlerinden çıkabiliyor, pencerelerinden uzaklara kadar giden kır manzarasına bakabiliyorsunuz. Sınırsız hayal gücünün izinden gidildiğinde bambaşka sanat eserlerinin ortaya çıkabileceğini Niki de Saint Phall bizlere bir kez daha ispatlamış oldu.

Yolu Toskana’dan geçenler acılarını sanatına katan Niki’nin çocukça bir hayalin izdüşümünü bize neşe olarak yansıtan bahçesine bir selam verirler belki…

Rabia Çolak

Önceki İçerikEdebiyata Adanmış Bir Ömür: Yıldız Ecevit
Sonraki İçerikKonuşmak Mı, Konuş Mak Mı?
Hayatımın en güzel iki eylemi yazmak ve okumak. Yazarken ve okurken dünya bir süreliğine sessizliğini koruyor. Dünya sessizlik anını yaşarken ben hayallere dalıyorum. Hayal kurarken de bir şeyler öğrenebileceğimi biliyorum çünkü. Bu yüzden var olduğum süre boyunca hep öğrenci kalmaya talibim. Sanat ,edebiyat ,flamenko , tarih, arkeoloji ilgi alanlarım arasında yer alıyor. Çok yönlü bir kişiliğim olsa da tek bir alanda, finans alanında uzun yıllar sektör deneyimi elde ettikten sonra sanat tarihi üzerinde araştırmalar yapmaya başladım. Şu an Gebze Teknik Üniversitesi’nde ekonomi yüksek lisansı yapıp, eş zamanlı olarak İtalya’da bulunan Bari Üniversitesi’nde Prof.Mariantonietta Intonti’ nin yürüttüğü ‘Sürdürülebilirlik Finans’ çalışmalarında gönüllü araştırmacı olarak yer alıyorum. Sanat tarihine olan ilgimi ekonomi eğitimimle harmanlayarak araştırmalarıma sanat ekonomisi üzerinden devam etmek hayallerim arasında. Pablo Picasso’nun da dediği gibi ‘Hayal ettiğiniz her şey gerçektir.’