Mutlu Olmayı Geleceğe Bırakmayalım

İşte geldin, gidiyorsun 2018. Hangi umutları vaat etmiştin? Neleri gerçek kıldın? Neler neden olmadı? Ya beklemeden, istemeden getirdiklerin, götürdüklerin… Her giden yılla olduğu gibi seninle de hesaplaşacağız gitmene az kala. Hesaplaşacağız ki senden sonra gelecek olana neler kaldı bilelim. Yeni umutlara yelken açmadan ayaklarımızı suya bir değdirelim.

Yeni yıla girmeye günler kala, geride bırakmak üzere olduğumuz yıl ile hesaplaşmamız sürerken gelecek ile ilgili beklentilerimiz de birer birer zihnimize düşmeye başladı. Her yeni yıl, yeni bir umut bizim için. İnsan olmanın doğasında var umut etmek. Gerçekleşmesi bize bağlı ya da değil, hiç düşünmeden sıralayacağız isteklerimizi. En çok da mutlu olmayı isteyeceğiz, daha mutlu olmayı dileyeceğiz.

Peki, mutluluk gelecekten beklenilmesi gereken bir umut mudur?

“Hayatımızı mutluluk umuduyla geçirmemiz, sadece mutlu olma koşuluyla yaşamamız kuşkusuz en iyi yolu mutsuz olmamızın. Mutluluğa ulaşmanın yolu, der filozof, onu aramamaktır.”

2018’in uyandığım her sabahında kendime şu soruyu sordum: Mutlu muyum? Beni ne kadar mutlu ettin 2018? Mutluluğun kısmen şansa ve tesadüflere kaldığını unuttum sanma. Bana o şansı verdin mi? Evde oturdum bekledim. Bana mutluluğu getirmeni bekledim. Düşüncelerim biraz geçmişte çokça gelecekte dolaşırken mutlu olmayı bekledim.

Mutluluğun çağırmakla, beklemekle, ummakla gelmeyeceğini pekâlâ biliyoruz. Mutluluk ne geçmişte ne de gelecekte. Mutluluk yaşadığımız anda. “Mutlu muyum?” sorusunu sorduğumuz anda aslında hayatımızda bizi mutsuz edecek bir şeyler yoksa eksik olan sadece biraz sevinç. Şimdiki zaman içinde yaşamadıkça mutlu olamayız.

“Sabah kalkarsınız ve sevincin her an içinize doğabileceğini hissedersiniz: Mutlusunuzdur. Bu bazen tasalanmanızı, kaygılanmanızı, üzülmenizi engellemez. Kime olmaz ki bu? Ama ömrünüzde en az bir kez gerçekten mutsuz olduysanız, aradaki farkı gayet iyi görürsünüz! Mutsuz olmamak ne kadar da güzeldir. Sevincin her an gelebileceğini bilmek ne kadar da güzeldir.”

Hakkını vermeliyim 2018. Üzüntülerin kadar sevinçlerin de oldu. En güzeli de üzüntünün hemen ardından getirdiğin sevinç. Hiçbir şey sürekli, kalıcı değil. Bak sen bile değilsin. Sahip olmak, var olmak geçici. Hareket halinde tüm evren. Hal böyleyken hareketsiz kalmak, en büyük düşmanı insanın! Kenara çekilip kalmak, dünyayı uzaktan izlemek… Böyle böyle mutsuz ediyoruz biz modern insanlar kendimizi. Hep sana yüklenecek değilim, biraz da özeleştiri yapmak gerek değil mi? Her şey üzerinde düşünmek gerek. Mutluluk üzerine de…

“Gidin odanıza, yirmi dört saat parmağınızı bile kıpırdatmadan oturun. O zaman anlarsınız var olmak olgusunun tek başına mutluluk getirmediğini. Aksine insanı sıkıntıya, kaygıya, tatminsizliğe, hüzne sürüklediğini… Mutluluğun yolu ne sahip olmaktan geçer, ne de var olmaktan. Onun kaynağı eylemdir: İnsan sadece yaptığı şeyden gerçek anlamda haz duyar. Biricik insani mutluluk iştedir, eylemdedir.”

Artık vedalaşalım 2018. Seni mutlu olmakla ilgili güzel bir farkındalıkla uğurluyorum. Mutluluğu bir umut nesnesi yapmayacağım, oturup gelmesini beklemeyeceğim. Mutluluk eylemdedir! Mutsuz olmadığım için mutluyum! diyebilmektedir.

Ve hoş geldin 2019! Senden bazı isteklerim olacak şüphesiz. Ancak ne dilemeyeceğimi de biliyorum artık. Senden daha mutlu olmayı istemeyeceğim. Çünkü mutluluk geleceğe bırakılamayacak kadar değerli ve ben bu duyguyu yaşadığım anda tutmak ve onun farkında olmayı tercih ediyorum. Beni mutsuz eden durumlar olacaktır, yaşamak böyle bir şey. Biliyorum ki o sevinçli halin gelmesi an meselesi. 

Kaynak: Mutluluğun En Güzel Tarihi / İş Bankası Kültür Yayınları

Alev Türkkan / Aralık 2018


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBunlar Hep mi Beni Bulur?
Sonraki İçerikYeni Yıl ve Beklentilerimiz
Alev Türkkan
Hayat seçimlerimizden ibaret… Ben de 2014 yılında 18 yıldır sürdürdüğüm kurumsal iş hayatımı bırakmayı seçtim. Kendimi en iyi hissettiğim yer olan doğanın içinde, bir denizin kenarında en keyifli anlarım olan kitap okumakla geçirmeye başladığım yeni yaşamıma böylece geçmiş oldum. Kendimi bildim bileli içimde taşıdığım öğrenci ruhu beni hiç terk etmedi. Okumaya ve öğrenmeye aşık biri olarak öğrendiklerimi paylaşmanın tadını da çok seviyorum. “Hayata ne verirsek hayat bize onu verir” sözüne inanırım ve bu dünyaya gelme amacımı sıklıkla sorgularken aslında tek isteğimin yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan geriye ufak bir iz bırakarak, değer yaratacak bir şeyler yapmış olmak. Şimdi ilgi alanlarıma daha fazla zaman ayırarak ne kadar mümkün tartışılır ama kendimi tanımaya çalışıyorum. Felsefeye olan merakım bana yardımcı oluyor. Doğa yürüyüşlerinde hem kendimi hem doğayı dinliyorum. Sokak hayvanlarına düşkünüm. Onlarla arkadaşlık etmeye, konuşmaya onlardan daha çok ihtiyaç duyuyor olmama şaşırmıyorum. Çünkü var olmanın temeli “paylaşmak”; bilgiyi paylaşmak, sevgiyi paylaşmak, yemeği paylaşmak, mutluluğu, acıyı paylaşmak… kısaca yaşamı paylaşmak. Okumakla ve paylaşmakla kalalım.