İyi Hissetmeyi Öğrenmek

Bir sabah   uyanırsın; hava güneşli, gökyüzü masmavi, aydınlık, enerjin yüksek. Ve tabi ki iyi hissediyorsun. Ertesi gün uyanıyorsun; hava yağmurlu, biraz kasvetli, biraz karanlık ve o dünkü enerjiden eser yok ortalıkta.

Peki hal böyle iken hislerini nasıl tanımlayacaksın?

‘İyi hissetmek’ senin için ne anlama geliyor?

Her şey yolunda hissi

Kasvetli bir günde de, yani kalbin uçuş uçuş, enerjin kıpır kıpır olmadığında da, iyi hissetmek mümkün bana göre. Coşkulu hissetmekle iyi hissetmek arasında fark var.

İyi hissetmek, sevinçli anlarımızın, bomba gibiyim diyebildiğimiz zamanların yanı sıra daha stabil, daha sakin ruh hallerini de kapsayan bir tanımı hak ediyor bence.

İyi hissetmekle ilgili bugüne kadar duyduğum ve kendime en uygun bulduğum tarif  ‘her şey yolunda hissinde olmak’.

Coşkulu anlarımızda, ani mutluluklar da zaten her şey yolunda hissiyle dopdolu oluruz. Ancak daha dengeli, belki iç huzuruyla ifade edebileceğimiz bir hal var ki, işte tam da ‘her şey  yolunda’ diyebileceğimiz bir alan burası. Ve çok büyük bir yer kaplıyor hayatımızda.

İyi hissetmek öğrenilebilir mi?

Burada şöyle bir soru gelebilir akıllara: Hayatımızdaki o stabil, huzurlu, her şey yolunda hissiyle dolu olan alan büyütülebilir mi? İyi hissetmek öğrenilebilir mi?

Bu sorunun bendeki cevabı EVET. Ve yine benim yorumuma göre, bunun yolu yeni şeyler edinmek değil bazı şeyleri bırakmaktan geçiyor.

Yani soracağımız soru; iyi hissetme becerisini edinmek için ‘Ne yapmalıyım?’ değil de  bunun için “Neyi bırakabilirim?”  olmalı belki.

Cevabı birlikte sorgulayalım.

Günlük hayatını düşündüğünde iyi hissetmeni engelleyen en büyük faktör nedir sence?

Çok da düşünmeye gerek yok değil mi? Tabi ki STRES.

Sorunlarımızın altındaki gizli düşman olarak genelleşen geçilen ve aslında arkası dolu dolu konuşulabilecek bir kavram.

Savaş veya Kaç Tepkisi

Son dönemlerde çok bahsi geçen “Savaş veya Kaç tepkisi”ni duymuş olabilirsin.

Walter Bradford Cannon

İlk olarak Amerikalı fizyolog Walter Bradford Cannon tarafından, 1915 tarihli ‘Acı, Açlık, Korku ve Öfkede Bedensel Değişiklikler’ kitabında tanımlanmış bu olgu. Cannon, vücutta hızla meydana gelen bir reaksiyon zincirinin, tehdit edici koşullarla başa çıkmak için vücudun kaynaklarını harekete geçirmeye yardımcı olduğunu far ketmiş. Bu durumu ‘Savaş ya da Kaç mekanizması’ olarak tanımlamış. Akut Stres Tepkisi olarak da bilinen bu refleks, avcı toplayıcı dönemlerde yaşamış atalarımızdan bize miras kalmış. Bizi hayatta tutmaya programlı sürüngen beynimizin bir fonksiyonu aslında.

İlkel dönemlerde vahşi hayatta her an ölüm kalım savaşı verildiğinden, beynimizin akut stres oluşturması çok haklı bir tepki idi. Günümüzde gerçek bir hayati tehlike olmamasına karşın, beynimiz pek çok uyaranı tehdit olarak algılayıp bizi sıklıkla savaş veya kaç moduna sokuyor. Bu modda salgılanan kortizol ve adrenalin hormonları, bizi yay gibi gerilmiş bir bedenle ve fakat karşımızda savaşacak fiziki bir tehlike olmaksızın bırakıveriyor. İşte günümüzde sürekli stresli ve gergin halde olmamızın sebebi doğru yerde doğru zamanda çalışmayan bu mekanizma.

Stresin nasıl ve neden oluştuğu zihnimizde netleştiğine göre, günlük hayatımızda bizi en çok hangi durumlar strese sokuyor bir düşünelim mi? İş yerinde projelerimizi anlatmamız gereken toplantılar mı?  İlişkimizde kendimizi ifade etmekte zorlandığımız atışmalar mı? Trafik mi? Maaşımızın yeteri kadar zamlanmaması mı? Aldığımız kilolar mı? Oğlumuzun karnesindeki kırık not mu? Hangisi hayat memat meselesi? Hangisi savaşmayı veya kaçmayı gerektiriyor? Burada yanlış anlaşılmak istemem, bunların her biri olumsuz duygu üreten, üzen, acıtan, zorlayıcı deneyimler olabilir. Fakat hiçbiri bedenimizi kaskatı edecek sürekli bir stres halini de hak etmiyor gibi.

Bu durumda tekrar aynı soruya dönersek.

İyi hissetmeyi öğrenmek için neyi bırakabilirim?

İyi hissetmemizi engelleyen ve tüm bedenimizi gerginlik haline sokan bu stres yükünü vücudumuzdan bırakabiliriz. Bunun için günümüzde uygulayabileceğimiz, bizi rahatlatabilecek, gevşetecek birçok yöntem mevcut. Düzenli ve istikrarlı uygulamayla stresi yönetmek mümkün olabiliyor.

Ancak daha derin bir iyilik hali için bizi strese yani Savaş veya Kaç moduna sokan, dışarıda olan biteni bir tehdit olarak algılamamıza yol açan unsurları da irdelememiz gerekiyor.

Çocukluğumuzdan itibaren duyduklarımız, gördüklerimiz, deneyimlediklerimizle yani öğrendiklerimizle bir düşünce yapısı oluşturuyoruz. Ve dış dünyada bu düşünce ve duyguları tetikleyen uyaranlarla karşılaştığımızda, bunu bir tehlike olarak yorumlayabiliyor ve hemen stres tepkisine girebiliyoruz. (Dış etken vahşi bir aslan değil yapılacak bir sunum olsa bile)

Demek ki iyi hissetmenin önündeki engel en derinde ‘düşünce yapımız’ diyebiliriz.

Zihin Yapısı ve Bilişsel Çarpıtmalar

Dr.David D.Burns ‘İYİ HİSSETMEK’ adlı kitabında zihin yapımızda yer alan sağlıksız yani bize iyi gelmeyen, hayatımıza hizmet etmeyen ve strese yol açan düşünce kalıplarını ‘BilişselÇarpıtmalar’ olarak tanımlıyor.

10 çeşit Bilişsel Çarpıtma türünden bahsedilmiş kitapta. Bunlar:

Ya Hep Ya Hiç Düşünme, Aşırı Genelleme, Zihinsel Filtre, Olumluyu Geçersiz Kılma, Sonuçlara Atlama (zihin okumak ve falcılık yapmak), Aşırı Büyütme, Duygusal Karar Verme, -Meli, -Malı Cümleleri, Etiketleme, Kişiselleştirme

Her biri uzun uzun detaylandırılabilir ancak şöyle bir başlıklara baktığımızda da az çok hayatımızda sıklıkla hangilerini kullandığımızı fark ediyoruz değil mi? Mesela sen hayatı çok mu siyah beyaz görüyor ve esneyemiyorsun? (ya hep ya hiç düşünme) veya hayatında sorumluluklar, zorunluluklar arasında tükenmiş mi hissediyorsun? (meli, malı cümleleri), onlarca seçenek arasından hep en kötü senaryoyu mu yazıyorsun zihninde? (zihinsel filtre)

Gördüğün gibi neredeyse hepsini zaman zaman uyguluyor, bazılarına daha baskın olarak hayatımızda yer veriyoruz. Böyle olunca aslında objektif gerçeği bu filtrelerle (sağlıksız düşüncelerle) yorumluyor ve bu yoruma göre olan biteni tehdit olarak algılıyoruz. Hayatımızı büyük oranda stres mekanizmasında geçirmemiz bundan kaynaklanıyor.

İyi Hissetmek öğrenilebilir bir beceri!

Şimdi bir toparlayalım:

Neticede ‘İyi Hissetmek’ öğrenilebilir bir beceri!

Bunun için çalışabileceğimiz 2 alan var:

1-) Bedenimizde oluşan günlük stresi birikmeden boşaltmak ve kendimizi rahatlatmak için Stres Yönetimi egzersizlerini hayatımıza sokmak.

2-) Daha derinde stres tepkisi vermemize yol açan sağlıksız düşünce kalıplarını keşfetmek ve dönüştürmek için kendi üzerimizde çalışmak.

Her 2 madde için de pek çok yöntem mevcut. Bu tekniklerden bazıları hakkında bilgi vermek ayrı bir yazının konusu olsun.

Şimdi yazımızın başındaki yağmurlu ve karanlık güne dönecek olursak diyebiliriz ki, bugün bizi sevinçten uçuracak şeyler başımıza gelmeyebilir. Hatta günlük hayatın rutin koşuşturma ve zorluklarıyla devam etmek durumunda olabiliriz. Sakin, stabil bir ‘her şey yolunda’ hali yine de mümkün. Hava ister güneşli ister  kasvetli,  günümüz ister eğlenceli ister çalışmalı ister dinlenceli olsun, yine de iyi hissedebiliriz ve aslında bu tamamen bizim kontrolümüzde.

Önceki İçerikKişisel Gelişim Ne Kadar Gerekli?
Sonraki İçerikGörme Engelliler Satranç Turnuvası Başladı
Pınar Aykol
Okumak çocukluğumdan bu yana zihinsel ve ruhsal besin kaynağım, yazmak orta yaş sorgulamalarımı içine akıttığım, hayatta anlam ve şifa bulduğum en kıymetli alanım, okuduklarımı kitapdaşlarımla paylaşmak ise son yıllarda tadına vardığım hayattaki en büyük zenginliklerimden oldu. 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirip ardından 24 sene süresince kurumsal şirketlerde çalıştıktan sonra hayatın benden beklentilerini karşılamayı bırakıp ‘ben bu hayatta gerçekten ne istiyorum?’ sorusuyla ilgilenmeye karar verdim. Bu sorunun beni çıkardığı yolda bir yandan kendi bireysel ve ruhsal dönüşümümle ilgilenirken son 4 senedir koçluk ve mentörlük çalışmalarımla benzer sorgulamalarda olan yol arkadaşlarıma da rehberlik etmeye çalışıyorum. Aynı zamanda kıymetli hocam Yasemin Sungur’dan aldığım eğitimle Martı Kitap Kulübü - Şile Liderliğini ve Martı Dergisi Aylık Yazılarını da hayatıma katmış bulunuyorum. Kitapdaşlarımla, Martıdaşlarımla sevgiyle birbirimize ilham olmak niyetiyle…