İclâl ve Raşit – 3

Zaman içinde gerçeği kabullendi İclâl. Kalbi soğudu, merak üstün geldi.

Acaba o çocuk ne oldu?

Yaşıyor mu?

Yaşıyorsa herhalde evlenmiştir bile, kızıyla yaşıt olduğuna göre.

Ancak 11 yaşına kadar para göndermiş Raşit, sonra ne oldu? Çocuğa bir şey mi oldu acaba?

Acaba onu bulsa yüzüne bakabilir mi ?

Baksa Raşit’i mi görür?

Raşit’e benziyor mu, yoksa o ruhu buz gibi olan Almanlardan mı?

Sonra her akil insanın yaptığını yapmaya karar verdi.

Ali Raşit ve Zeliha’ya soracaktı. Madem hikayeyi onlar biliyordu, belki çocuğu da takip etmişlerdir diye düşündü İclâl.

İçinde binbir duygu çarpıştı. Bakmayın siz uzmanların dediğine, duygular sayılıymış, sayısı azmış. O anda İclâl’in içinde hepsi bir cehennem ateşi yarattı. Öfke, kin, üzüntü. Ancak hepsinden baskını “merak” çıktı.

Bir ömür aynı yastığa baş koyduğu, kokusunu içine çektiği Raşit’in yatağını paylaşan kadını, onun çocuğunu merak etti.

Zeliha, gözleri önde, hüzün bulutu yüzünde anlatmaya başladı.

“Bizim haberimiz olduğunda, rahmetli Raşit abi bize yemin ettirdi, kimsenin bilmemesi, duymaması için.”

“İclâl öğrenirse beni boşar” demişti Raşit.

“Evlatlarımdan ayrılmak zorunda kalırım buna dayanamam” demişti. Oysa iki çocuğundan ayrılmak korkan Raşit, hiç babalık edemediği oğlundan bir ömür boyu ayrı kalacak, o hasret onun için her daim kavuracaktı.

Ezgi Nur Akıncı
Ezgi Nur Akıncı

Raşit bunu yıllar sonra fark edecekti. İçinde hep bir özlem, hep bir merak savrulup duracaktı hayat koşuşturmasında.

Zaman içinde Alman anneden doğan çocuk büyüdü, 11 yaşına geldi. Onun varlığından haberdar olan ve onu uzaktan gören, seven Raşit duyduğu haberle bir kez daha sarsıldı. Evladının Alaman anası amansız bir hastalığa yakalanmış ve bu dünyadan göçüvermişti. Bir bilinmez daha. O evlat ne olacak? Ne yapacak? Kim bakacak?

Binbir deli soru Raşit’in kafasında dolanıp duruyor. Bu düşünce, bir sel gibi, önüne geçen ne varsa akıp götürüyor. Geleceğe ait hayaller, düşler, mutluluk kırıntıları. Ne varsa önüne alıp götürüyor.

Almanlar da insan sonunda, bu yetimin de yüzünü güldürecek bir hayırsever vardır. İşte o güzel insan, yetimin teyzesi oluveriyor.

Bir Alman deniz subayıyla evli olan Helga, yeğenini kanatları altına alıveriyor. Hep beraber yaşamaya başlıyorlar. Ancak teyze, olanlardan haberdar, Raşit’den nefret ediyor, onu görmek bile istemiyor.

Derken, bu ölümün tez sonrası Helga’nın kocası görevli olarak Amerika’ya gönderiliyor. Alman subay, karısı, çocuğu ile birlikte baldızının oğlunu da götürüveriyor uzaklara. Artık Raşit’in bilinmeyen oğlu için yeni bir dönem başlıyor.

Raşit’in içinde kor ateşler hiç sönmüyor. “Hadi bir halt ettin, güneş saçlını aldattın, bari o pişmanlık dolu geceden oğlunu niye sahiplenmedin?” diyen iç sesi ile habire kavga ediyor. Hem zaten insan, en çok iç sesi ile konuşmaz mı?

Kimi vicdan der ona, kimi iç ses. Ancak insan en çok onunla konuşur.

Aslında o iç ses ezer seni.

Hele pişmanlıkların varsa hiç bırakmaz peşini, sürekli hesap sorar sana.

Ve Raşit bu dünyadan göçtükten sonra, o iç yakan gerçeği öğrenince İclâl, sevdiği adamın başka kadından olan oğlunun Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Raşit evladını uzaktan takip etmiş, izini hep sürmüştü.

Devamı için tıklayınız.

Anıl Akın

Raşit: Dürüst, güvenilir.

İclâl: Büyüklük, kudret, saygı, ikram.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: