Hayat Bir Filmse, Başrol Kim?

Anormal Doktor Erkan Sarıyıldız – II. Bölüm

Gazeteci Sevilay Acar’ın Dr. Erkan Sarıyıldız ile yaptığı röportajın ikinci bölümünü okuyacaksınız.

Röportajın ilk bölümü için lütfen tıklayınız.

Aslında her şey bir illüzyon mu?

Her şey bir illüzyon. Bak demin sana ne dedim, kitabı verdin bu bir illüzyon. Bu kitabı benim görmem gerekiyordu sen bana verdin. Ben bunu görmek için seni görevlendirmişim ki sen bana bunu verdin. Çünkü babalık konusunda görmem, öğrenmem gereken bir şey var.

Görevlendirme kısmını açmanızı istiyorum…

Burayı bir realite olarak görebiliyoruz fakat burası kendi kurallarına göre bir realite ve bu aslında gerçeğimizin illüzyonel olarak dünyada olduğunu zannetme alanı.

Matrix gibi yani…

Evet, Matrix gibi gerçekten. Ruhsal alan. Kendini yenilemek için buradaysa, ruhsal alan kendini bir senaryoya atıyor. Anne, babanın yanına koyuyor ve buna uygun anne babaları seçiyor.

Hayat Bir Filmse, Başrol Kim

Düşüncelerimizi ve algımızı zorlayan bir bilgi…

Anne babalarımız yaşam zaman dilimimiz, burada olma zaman dilimimiz hangi ülkede doğacağımız hangi astrolojik zaman diliminde doğacağımızı dahi ruhun kararı belirliyor. Arkasından Her şeyi unutup doğuyoruz ve sıfırdan başladığımızı zannediyoruz.

Ya hatırlamazsak?

Hatırlamak zorunda değiliz.

Aydınlanmak zorunda da değiliz öyleyse?

erkan sarıyıldızHiç öyle bir şey yok.  Her ruh buraya aydınlanmak için gelmiyor.  Herkesin bir aydınlanma hedefi var. Öyle bir kural yok. Aydınlanmış olanı ayrıcalıklı zannediyorlar. Kimse ayrıcalıklı değil, herkes özel. Kimsenin kimseden farkı yok. Sadece oyunları farklı olduğu için kendini farklı zanneden varoluşlar var. Senin içindeki benim içimdeki hiçbiri farklı değil. Hiç kimse birbirinden üstün değil. Hiçbiri birbirinden aşağıda değil.

O zaman bu durumda ben de sizi seçmiş mi oluyorum?

Aynen öyle. Biz portration dediğimiz ikili yaratım içindeyiz şu anda. Birbirimizle alışveriş için buradayız. Ben sana bir şey veriyorum sen bana bir şey veriyorsun, yoksa biz buluşamazdık. Her şey böyle baktığımızda, farkındalık aslında iki soru ile başlar.  Çok önemli bir olay yaşıyorsam her zaman şu soruları sorarım kendime;

  • Bu olayı ya da kişiyi hayatıma niye çektim?
  • Bu olay ya da kişi bana ne gösteriyor?

Bak farkındaysan “niye çektim ve bana ne göstertiyorum?” diyorum, yani sorumluluk bende.

Kendi oluşumuma destek için bazen zıt kutupları da seçmiş olabilirim…

Aynalama bu işte.  Yanılgı nerede biliyor musun; “o kişide gördüğüm bende de var” düşüncesi. Yok öyle bir şey. Herkesteki her şey bende de var.  Ying yang prensibini biliyorsun, dualiteyi biliyorsun.  Ruhlar,  dünya deneyimine girdiklerinde dünya deneyiminin ve kutuplaşmaların içinde kendi deneyimini yaşar. Artı olmadan eksiyi anlayamaz, eksi olmadan artıyı anlayamaz. Güzel olmadan çirkin olmuyoruz. Bu yüzden ruhlar dualitenin içine sokuluyor. Dünya deneyimi başlı başına iki şeyin üzerinde deneyimleniyor; dualite deneyimi ve duygu deneyimidir. Dualitenin içine girdiğinde her şeye sahip olduğunu bilmen lazım. Her potansiyele sahipsin. “Ben iyi bir adamım” diyemezsin, “ben kötü bir adamım” da diyemezsin ama “ben her şeyim “ diyebilirsin.

Hepimizin birçok şeyi yapabilme potansiyelimiz var yani…

Seçimlerinle sen yolunu belirliyorsun. İçinde yüz bin potansiyel var ve sen yolculuğunu kendi seçimlerinle yapıyorsun. O kimliğe bürünüp, o kimlikten yürüyorsun veya o anda o seçimi yapıp, o deneyimi yaşatıyorsun. Bunların hepsi sana hizmet için kurulmuş şeyler.

İlişkilerimiz bize neyi anlatıyor?  Bu anlattıklarınızdan yola çıkarsak, ilişkilerimizi, eşimizi sevgilimizi de biz belirliyoruz. Peki, şiddet dolu ilişkiler yaşanıyor. Ya da seçtiğimiz bize zulmediyor… Bunu neden istiyoruz o zaman?

Tek başına deneyim çok zor. İlişki olması için tek başına deneyim çok zor. İçi boş deneyimler. Sıkılırsın, mutlu olursun, içinde bir şeyler yaşarsın ama ikili ilişkilerde milyonlarca olasılık vardır. Bu nedenle de ruhlar, kendi deneyimlerini, kendi geçmek istedikleri yolculuklarındaki basamakları kolaylaştıracak birçok figüranı hayatlarına seçmek zorunda. İlişki o yüzden önemli.

Biz seçiyoruz yani…

Yanlış anlaşılan bir şey var, seçen kişi dediğimde demin dediğim alanları da unutmazsak; ego beden alanından bakmıyorum ben. Ben dediğimde ben oradan konuşmam. Ben Erkan’ın özü olarak konuşuyorum. Ben seçtim dediğimde buradaki Erkan kimseyi seçemez ki, buradaki realite alanı çünkü. Üst düzeyden seçip geldim. Bu yüzden karşımdaki varlık üst düzeyden verdiğim kararın bana bir şey yaşatması için karşıma koyduğum kimliktir. Ve onun yaşattığı buradaki alanımın hoşuna gitmeyebilir, insanı sıkıştıran bu. Kadın diyor ki; “kocam beni hiç özgür bırakmıyor, çalışmama izin vermiyor, neden böyle birini seçeyim ki? “ Mantık olarak baktığında kim hayatını zorlaştıracak biri ile olmak ister? Buradaki alanımızın hoşuna gitmez. Ama aslında bu deneyim onun ruhsal tekamülsel süreci için çok büyük bir basamak olacaktır. Büyük resim ve küçük resim diyoruz ya, buradaki alan küçük resimden görür. Buradaki alan o anki konforu düşünür, der ki; “bu niye adım atmıyor.  Niye yaşıyorum, deli miyim ben bunu yaşıyorum” der. Buradaki alan bunu anlamaz. Bu yüzden arka taraftan konuştuğumuzu belirtmek zorundayız.  Buradaki alan bizim arka tarafımızın kendini ifade etme yeridir. Bu nedenle de karşımıza biri geliyorsa ve zorluyorsa o anda düşünmemiz gereken şu;

-Bu zorluk bana ne gösterecek?

-Ben neden bu zorluğu hayatıma soktum ki ben saçmalıkları yaşatıyorum kendime?

Farkındaysan bireysel konuşuyorum, yaşatıyorum, soktum…

O yaptı, onun yüzünden demiyorsunuz…

Dışarıda hiçbir şey yok, her şey benim. Onun gözünden benim hikâyem. Şöyle düşün ben senin filmindeki bir figüranım.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: