Yalnızlığa Çadır Kurmak

Her gün bir saat kitap okumak için gittiğim parka bu defa İskender Pala’nın Kitab-ı Aşk kitabını götürüyorum. Okumak için seçtiğim dört tarafı ağaçlarla çevrilmiş bu park, zamanda yolculuk yapmak için oldukça ideal bir yer. Sırt çantamda bulundurduğum örtümü özenle sererken çimenlerin üzerine, hep o aynı heyecanı yaşıyorum; kafamı meşgul edecek, dikkatimi dağıtacak ve hikayenin içinde rahatlıkla çadır kurabileceğim muazzam bir yalnızlık halinin içindeyim işte.

Anneler ve çocuklarla ilgilenen tüm ebeveynler bilir, biraz kendinle baş başa kalmak dünyanın en değerli etkinliğidir. Bu etkinliğe birilerinin sizi göndermesini beklerseniz yanılırsınız. Öncelikler ve siz olmazsanız hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği düşüncesi, tüm zamanları soluk soluğa geçirmenize neden olur. Acaba çocuğa bakabilirler mi? Bana ihtiyacı olduğunda yanında olamazsam? Ya hiçbir şey yetişmezse?

Bu tempo ve kaygılarla geçen saatler ve gece çocuk uyuduğunda, “tüm zamanlar benimdir” dediğiniz anda kendinizi yorgunlukla onunla uyurken bulduğunuz nice geceler…

Anne değilim. Okuyanlar bilir, uzun zamandır hala-anneyim. İki buçuk yaşındaki yeğenimle ilgileniyorum. Ondan çok şey öğreniyorum. Hayatıma ve bakış açıma çok büyük zenginlikler kattı. Onunla geçirdiğim zamanda fark ettim anneliğin ve bir çocuk sorumluluğu almanın ne kadar önemli bir iş olduğunu. Yirmi dört saat molasız yaşamak mucize bir özveriyle yorgunluğun üstesinden gelebilmek.

Çocuklarla ilgilenip aynı zamanda kendine zaman ayıran ve sosyal olabilen her kadına hayranım. Bu bazen oldukça güç olabiliyor.

Son zamanlarda fark ettim ki, eğer biz kendimiz için gerekli olan o zamanı ayarlamazsak, kimse bize “haydi şimdi git biraz dinlen, biraz soluk al” demeyebilir. Bu nedenle bir yolunu bulup bir saat de olsa o zamanı kendimize ayırmamız gerekiyor. O bir saat sonrasında aldığınız enerji ve yüzünüzdeki tebessüm inanın çocuk da dahil hayatınızdaki herkese yansıyacak. Bunu yaşadığım ve deneyimlediğim için özellikle yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim. Hatta farklı önerileriniz varsa, keyifle dinlerim. Bu saat içinde bir kafede kahve içmek, biraz yürüyüş yapmak ya da bir parkta hiç kıpırdamadan sessizce oturmak, ihtiyacınız o anda neyse onu yaparak nefes almak ruhunuzun besin kaynağı olacak.

Küçük ama çok önemli bir etkinlik planı bu.

Kendinizle birlikte olduğunuz etkinliğe kendinize davetiye çıkarmak için lütfen acele edin. Randevunuzu çok önemli bir şey olmadığı sürece de ertelemeyin.

Kendimle randevumu okuyarak geçiriyorum. Dikkat dağınıklığı yaşadığım şu dönemde o kadar iyi geliyor ki, yazılanları anlayarak okumak. Bu anı her koşulda yaşamayı hedef edindim. Kendine zaman ayıramayanlar çok iyi bilir, bu hedef basit gibi görünse de bir zirveye ulaşmak kadar önemlidir. Evdeki büyüklere ya da babasına emanet edip çıktığınız her an geriye döndüğünüzde, bu zamanı neden hep ertelediğinize şaşıracaksınız. Siz olmadan da bir şeylerin gayet yolunda gittiğini görmek, etkinliklerinizi çoğaltmanızı bile sağlayabilir.

“Ruhumuzu bir kaya parçası gibi karşımıza almalı ve onu kalabalıklarından, fazlalıklarından yontmalıyız.” Eflatun’a ait bu sözle karşılaştığımda bu kendi başımıza geçirdiğimiz yalnızlıklarımızı daha da çoğaltmamız gerektiğini düşündüm. Düşünmekten alıkoyan her şeye biraz ara vererek, hayatın, yazarların, düşünürlerin, ağaçların, yaprakların, toprağın, çimenin, kuşların fısıltılarını duyamadığımız her an ruhumuz biraz daha ağırlaşıyor sanki…  Her gün onlarca ton ağırlıkla sesleniyoruz en sevdiklerimize. Oysa biraz hafiflemeye ihtiyacımız var. Üzerimizdeki ağırlıkları görmeye ve onları parça parça bırakmaya. İşte böyle anlarda kalbinin sesini daha iyi duyuyor insan.

İskender Pala’nın Kitab-ı Aşk adlı kitabı insana sevgiyi, aşkı hatırlatıyor. Aslında her satırda üzerimden bir parça yük daha bırakıyormuşum gibi hissettim. Güzel sözlere, gönül gözüyle görenlere ve gördüklerini anlatanlara ihtiyacımız var. Oraya bakmaya, orayı görmeye ve hissetmeye. Bazen kitabı kapattığınızda satır satır her şeyi hatırlamazsınız ama siz de bıraktığı etki, ruhunuzu sonsuza kadar saracaktır bilirsiniz. Artık sizin için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır anlarsınız da, cümle cümle anlatamazsınız ya hani, işte öyle hal edersiniz okuduklarınızı.

Bazı hikayeler içeriden dokunur  ve ruhunuzdaki kalın bir parçayı nezaketle yonttuğunu sonradan fark edersiniz. Bir kere sevgiye, ilgiye, şefkate, hakikate çekecek yalnızlıklar yaşamaya başladığınızda, içinizdeki o ruhu yalnız bırakmak istemeyeceksiniz. Bırakırsanız, ona kim gözü gibi bakar?

“Ruhlar incelmeden incelikleri aşkla göremez” diyor İskender Pala, kendimizle baş başa geçireceğimiz ve her şeyi bir tarafa bırakıp pür dikkat ruhumuzu dinleyebileceğimiz, başka dünyaların içinde aşkla gezinebileceğimiz etkinlikler oluşturmaya ihtiyacımız var.  Okudukça, hissettikçe, düşündükçe, dikkatimizi toparlayıp netleştikçe, kendimize zaman ayırıp havayı içimize çektikçe kalbimiz daha güçlü nefes alacak. Çocuğa, eşe, dosta, arkadaşa, yoldan geçen teyzeye, amcaya, mahalle sakinlerine, kediye, kuşa ağaca ince bir tebessümle yansımak güzel olmaz mı?

“Nefes alamıyorum ama nasıl olacak bu iş, hiç zaman yok” dediğiniz an elinize kahvenizi, çayınızı tutuşturun ve “hadi sen merak etme, çık dışarı artık” diyerek dışarı atın kendinizi. Beklemeyin, beklemeyin, beklemeyin. Kimse size yoruldun hadi biraz çık da dinlen demeyecek, bunu siz kendinize söylemediğiniz sürece. Ve bir müddet sonra o beklediğiniz şey, beklemediğiniz şekilde normal karşılanacak. Ben çıkıyorum dediğiniz an, çocuğunuz bile arkanızdan bay bay yapacak.

Dinlenmek, bunu unutmak üzere olan herkesin en büyük ihtiyacıdır fakat ben bu satırlarımı kadınlar için yazdım. Hayatının büyük bir bölümünü soluk soluğa yaşayan ama kendisi için aksiyon alamayan annelere küçük bir hatırlatma olsun bu yazım.  Koşarken kendimizi arkada bırakabiliyoruz çünkü.

Dinlenmiş ve ruhunu beslemiş bir kadın, mutlu ve huzurlu bir çocuk demektir.

Bu anı ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak için notlarımı alıp, çadırımı topluyorum. Artık kalabalığa karışabilirim. Buraya geldiğim gibi değilim. Huzura boyanmış bu yerde içimden şarkılar yükseliyor. Eve gitmek ve hatta burada bizim ufaklıkla zaman geçirmek için can atıyorum. Kaldığım bu ana koyuyorum bu defa ayracımı ve kulaklığımdan yükselen bir şarkıya eşlik ederek yürüyorum.

Önümde harika bir gün en iştahlı haliyle gülümsüyor bir şarkının içinden. Karışıyor notalara ruhum. O an fark ediyorum, şarkıyı söyleyen şarkının kendisi olmuş meğer. Ben de dokunuyorum o ana, baştan aşağıya şarkı oluyorum.

Sevilay Acar


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: