Psikolog Çiğdem Toksoy ile Evlilik ve Boşanma

37 yıllık mutlu bir evliliği var. Oğlu, gelini ve ikiz torunlarıyla huzurlu bir yaşam sürüyor. Uzun yıllar aile mahkemelerinde görev almış, gay ve lezbiyenler de dahil tüm çift ilişkileri üzerine çalışmalar yapmış bir psikolog Çiğdem Toksoy.

Kendisi, küçük, ergen çocuklu aileler, evlat edinme, boşanma ve aldatma üzerine de çalışmalar ve araştırmalar yapıyor. Çiğdem Hanım ile konuşmak istememin en önemli nedenlerinden biri de uzman kimliğine artı bir ek olarak; mutlu bir ilişkinin, birlikteliğin yollarını bizzat kendisi yaşayarak deneyimlemesi. Yeni dönem evliliklerinin birkaç yıl bile sürmediğini düşünecek olursak, yılları devirmiş ve sevgi dolu bir evliliği yönetenleri görünce, “Bu işin sırrı nedir?” diye sormadan edemiyor insan…

Çiğdem Hanım’ı ilişkiler, evlat edinme ve aldatmalar üzerine katıldığı televizyon programlarından da hatırlayacaksınız. Kendisini editörlüğünü yaptığım kadın programlarında da bu konu ile ilgili birçok kez konuk ettik. Özellikle boşanmalar ve aldatmalar ile ilgili bu işin duayeni bir uzman ile söyleşi yapmak ve bu konuda çiftleri ve çift olmaya karar verenleri bir nebze de olsa aydınlatmak istedim. Çok verimli bir söyleşi gerçekleştirdiğimizin altını çizmeliyim.

Eğer kafanızdan “Acaba, başka biri olsa nasıl olurdu?”, “Boşanırsam çocuklar ne olur?”, “Terapiste gitsek, ilişkimiz kurtulur mu? diye kara kara düşünenler varsa, bu söyleşi size bir çözüm yolu olabilir. Öncelikli olarak boşanma ve ilişkiler üzerine konuşalım dedik. Çünkü bu konu o kadar önemli ve üzerine uzun uzun konuşmak gereken bir konu ki, birkaç sayfa ile sınırlı kalamazdı. Biz de röportajımızı iki bölüme ayırdık. Bu sayımızda boşanma nedenlerini ve bu sorunun çözümlerine ışık tutacağız, bir sonraki söyleşimizde ise aldatılma ve aldatma nedenlerini, çözümlerini konuşacağız.

Sevgili Martıdaşlar, giderek yalnızlaştığımız şu dönemde, Çiğdem Hanım’ın evlilik kurumu ile ilgili söylediği sözlerin altını çizerek tekrar tekrar okumak ve kendimize ve çevremize hatırlatmamız gerekiyor belki de. Çiğdem Hanım’ın özellikle, “evlilik ne değildir?” sorusuna verdiği cevap, oldukça düşündürücü. Benmerkezciliğin arttığı ve sadece kendi beklentilerimizi ve mutluluğumuzu düşündüğümüz şu zamanda “değişmesi gereken kim?” sorusuyla da karşılaşacağınızın da uyarısını yapmalıyım.

Tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak, istediğimiz her şeyi yapabileceğiniz mutlu bir evlilik yapmayı düşünüyorsanız, yanlış ve yalnız bir yoldasınız. Neden mi? İşte bu sorunun cevabı Psikolog Çiğdem Toksoy ile yaptığımız söyleşimizin içinde gizli.

Gerek sosyal sitelerde, gerek dost sohbetlerinde “yalnızlığa övgüler“ şeklindeki paylaşımlarımıza dikkat çekmek istiyorum. Yalnızlık, psikolojik hastalıklara yol gösterdiğimiz bir tabela gibi gerçeklerin üzerinde asılı duruyor sanki…

Tamam, sizi daha fazla meraklandırmadan, sizleri Sevgili Çiğdem Toksoy ile gerçekleştirdiğimiz bu yola, yani söyleşimize yönlendiriyorum.

NEDEN BOŞANIYORUZ?

Psikolog Çiğdem Toksoy

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri Türkiye’de evliliklerin azaldığı, “boşanmalarda artış” “evliliklerde azalış” olduğunu gösteriyor. Siz Aile mahkemelerinde çalıştınız ve bunu daha yakından gözlemleme imkanınız oldu. Boşanmalara neden arttı sizce?

Öncelikle bilinenden farklı olarak boşanmaların ağırlıklı olarak köken aile sorunlarından kaynaklandığını söyleyebilirim. Ailelerin bağımlı çocuklar yetiştirmesi ailesinden ayrışamayan yetişkinler ordusunu büyütüyor. Bu bağlamda çekirdek aile sınırları ile ilgili yaşanan sorunlar boşanma nedeni olabiliyor. Kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanması, insanların giderek bireyselliklerine daha fazla önem vermesi, artan şiddet olgusu (en önemlilerinden birisi) ve sosyal medya kullanımı (sanal ortamda başlayan aldatmalar ve sosyal medya bağımlılığı)da diğer nedenler.

Aile mahkemelerinde çalıştığınız süre içinde sizi çok etkileyen / şaşırtan nasıl hikayelerle karşılaştınız?

Çok fazla hikaye var ama ilk aklıma gelenler eşine şiddet uygulayan bir psikiyatrist, yüksek eğitimli anne babanın kızlarının evliliğine yaptığı müdahalenin bir erkeği eşinden boşanma durumuna getirdiği medyatik bir dava, çocuklara büyü yapıldığı iddialarını ispatlamak için sınıf öğretmeninden rehber öğretmene bir dolu insanın dahil edildiği senaryolar. Çocuğunu babasına göstermemek için katılmadığım gerekçeleri raporuma koydurmak isteyen, çocuğun birinden tamamen vaz geçip diğerini de babaya göstermeyen anneler, yine çocuklar üzerinden birbirinin canını yakmaya çalışan ebeveynler. Kısaca bilirkişilik yaptığım sürecin benim için ciddi bir eğitim olduğunu söyleyebilirim.

Çiftlerin boşanma sebeplerini sıralamaya koyacak olursak, ilk sırada neler var? Sosyal sitelerin boşanmaları hızlandıran etkileri oldu mu?

Resmi istatistiklere göre ilk sırada şiddetli geçimsizlik var ama bu çok genel bir kavram. Bana göre şiddet, aile baskısı ve aldatmalar ve ekonomik nedenler diyebiliriz. Sadece siteler değil akıllı telefon bağımlılığı bile neden olabiliyor. Eşler birbiri için ‘Benimle konuşurken bile gözü telefonda’ diye şikayet edebiliyor.

Boşanmaların nedenleri arasında, toplum kuralları ve ezber davranışları gösterebilir miyiz? Bir insan doğar, büyür, okur ve evlenir sıralamasının yanlış evlilikler yapmaya yönlendirdiğini söyleyebilir miyiz?

Sosyal beklentiler ve çocuk sahibi olma ihtiyacının insanları hazır olmadıkları bir ilişki biçimine zorladığını söylemek mümkün. Buna karşın büyük aşkla başlayan evliliklerin de bittiğini görüyoruz.

Bir başkası için kendi konforundan vazgeçmekten korkanlar çok!”

Bir de son dönemlerde bireysel yaşam tercih ediliyor. Bu konuda çok çelişkili buluyorum bizi. Sosyal paylaşım sitelerine, TV programlarına ve çevreme baktığım zaman yalnızlıktan şikayet eden ama beraberlikten de uzak duran birçok insan görüyorum. Bunun temelinde nasıl bir duygu var sizce?

Öncelikle insanların yalnızlıktan şikayet etmesini şaşırtıcı bulmuyorum. Çünkü araştırmalar yalnız insanların (özellikle de erkeklerin) psikolojik ve somatik hastalıklara daha fazla yakalandığını söylüyor. Buna karşın belli bir yaştan sonra evliliğin gerektirdiği ortak sorumluluklardan, bir başkası için kendi konforundan vazgeçmekten korkanlar çok. Zaten bu kişiler evlendiklerinde de mutsuz oluyorlar. Evlilik bireyin mutluluğunun eşini mutlu etmekten geçtiği kuralına dayanan bir kurum. Bu da günümüzün ben merkezci öğretilerine çok ters düşen bir şey. Yani insanlar ikilemde kalıyorlar.

Ulaşılamaz, imkansız, uzak … Bu kelimeler de en sık paylaşılanlar arasında hep bir “olmayana” özlem, hasret var sanki… Bu arayış evli olanın da, bekar olanın da bir düşü gibi adeta… Bu hastalıklı bir durum değil mi? Sebeplerini nasıl yorumlarsınız?

Doğru anladıysam burada bir iletişim engelinden bahsediyorsunuz. Herkesin eşi veya sevgilisi tarafından anlaşılmadığı, karşı tarafın ulaşılamaz olduğu, özellikle kadınların erkeklerin onları dinlemediğinden şikayeti var. Tabii burada doğruluk payı da var. İnsanlar kendi ihtiyaç ve beklentilerine o kadar odaklılar ki karşılarındakini dinlemeye pek de tahammülleri yok. Bu 50 yaş altı insan grubu için daha fazla söz konusu bir durum.

Gerçekçi beklentiler, düş şatolarının yerle bir olmasından daha sağlıklı”

Biz doğduğumuz günden bugüne biraz filmlerin, masalların , dizilerin büyüsüyle de düş kurduk. Düşle gerçek birleşmediği / buluşmadığı için de biraz hayal kırıklıkları yaşıyoruz sanırım. Yoksa toplum olarak “evlilik formatına” bir format atmak mı gerekiyor?

Düşle gerçek birleşmiyor çok doğru bir tanım. Zaten evliliğin ilk yıllarında yaşanan sarsıntıların temelinde karşılanmayan beklentiler var. Evlilikle ilgili mitler bizi yanlış yönlendiriyor. Beklentilerimiz yüksek ve sevgimizin her şeyi çözeceğine inanarak bazı ön sinyalleri göz ardı ederek evleniyoruz . Evlilik öncesinde bir uzmana başvurmayı bu nedenle çok önemsiyorum. Gerçekçi beklentiler düş şatolarının yerle bir olmasından daha sağlıklı bence.

Beraberlik, evlilik ne demek değildir? Evlilik kavramına ülkemizde nasıl bakılıyor?

Beraberlik, evlilik insanın bekar ya da tek başına yaşarken yapabileceği her şeyi yapabiliyor olmasını olanaksız kılar. Ev arkadaşlığı bile kurallar ve sorumluluklarla tanımlandığına göre gönül bağının olduğu bir ilişkide bireyselliğin azalması kaçınılmazdır. Buna karşın bireysel alanların hiç olmadığı ilişkilerde sorun yaşamaya mahkumdur. Dolayısı ile sizin tüm ihtiyaçlarınızın bir başkası tarafından karşılandığı ama sizin özgürce istediğinizi yapabileceğiniz bir ilişki evlilik değildir. Ama bunu böyle sananlar var.

Kendimizi tanımadan, başkalarını tanımlıyoruz. İlişkilerde biraz ben merkezci ve önyargılı mıyız?

Biraz mı? Biraz önce de söylemeye çalıştığım gibi günümüz insanı epeyce ben merkezci ayrıca uzlaşma toplumundan uzaklaştıkça daha fazla önyargılı olduğumuz da insanlar üzerine düşünmeden yapıştırdığımız etiketlerin nedeni diye düşünüyorum. Kolay tüketme ile de bağlantılı bir konu bu.

Biz, sadece kendimizi değiştirme gücüne sahibiz. “

Erkek ve kadın iyi bir birliktelik yaşamak için / evlenme öncesi ve sonrası kendini nasıl hazırlamalı?

Bu sorunun cevabı pek sevimli değil. Öncelikle eşinin evlendikten sonra değişmeyeceğine, tam aksi olumsuz olarak gördüğü özelliklerin artabileceğine hazırlıklı olmalı. Biz sadece kendimizi değiştirme gücüne sahibiz, bu unutulmamalı. Evlilik terapistlerine başvuranlarda sık rastladığımız yakınma önceleri eşlerinin olumlu olarak algıladıkları bir özelliğinin çatışmalar arttıkça olumsuz olarak ifade edilmesidir (koruyucu kollayıcı x dominant baskıcı) Özgürlüklerinin kısıtlanacağını, bireysel alanlarının azalacağını, eşlerine haber vermeden (onayını almadan) gidecekleri bir arkadaş toplantısının sorun yaratacağını bilmeleri gerekiyor. Buna karşın hala evlilik çok güçlü bir kurum ve birisine sırtımızı dayayabilmek, duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanması da önemli kazanımlar.

Erkek evlenmeden önce “sevgilim” diye hitap ettiği kişiye evlendikten sonra “karım” diyor. Bununla ilgili özellikle bir deneme yaptım. Evli arkadaşlarıma “sevgilinle görüşebilir miyim?” ya da “sevgilin nerede?” diye sorduğumda “o benim sevgilim değil, karım” diyor. Oysa eşin de sevgilin… Bu anlayış ve bakış açısının altındaki nedenleri bir uzman gözüyle sizden alabilir miyiz?

Burada bir mülkiyet duygusu söz konusu; sevgili sizin sahip olduğunuz biri değildir, bir anda hayatınızdan çıkıp gidebilir. Eşiniz ise kanunlarla size bağlıdır ve üstünde daha fazla hakkınız olduğunu düşünebilirsiniz. Ayrıca bunun sadece erkeklere özgü bir durum olduğunu düşünmüyorum. Kadınların da evlenmeden sevgililerine kocam dediği durumlar oluyor. Sanırım insanlar böyle daha güvende hissediyorlar.

Depresyon, evli kadınlarda daha yüksekken erkeklerde bekar hastalığı olarak görülüyor.”

Evlilik konusunda kadından tabiat ötesi bir beklenti var. Bazen uzmanlar da bu beklentileri tetikleyebiliyor. “Erkek ne yaparsa yapsın, kadın pozitif olmalı ve yuvayı idare eden dişi kuştur” düşüncesine siz nasıl bakıyorsunuz? Bu erkeği ilişkide tembelleştiren bir durum yaratmıyor mu?

Burada size katılıyorum. Üstelik evlilik kadını korur gibi görünürken erkeği koruyan bir kurum. Depresyon evli kadınlarda daha yüksekken erkeklerde bekar hastalığı olarak görülüyor. Başka hastalıklarda da böyle oranlar var. Buna karşın böyle bir rol atfedilmesinin pozitif bir yorumu da olabilir. Kadınlar daha esnek ve güçlü olabildikleri için onlardan daha fazla şey bekleniyor. Aslında bunun cinsiyetçi bir yaklaşım olduğu ve söz konusu uzmanların da geleneksel rol tanımlarının etkisinde kaldığını söyleyebiliriz.

“ ‘Bu da işe yaramadı’ demek için terapiye gelenler var.”

Türkiye’de boşanma öncesi “terapi süreci” nasıl gelişiyor? Genelde ilişki kurtarmak konusunda çiftler “sorun sende, sen git” tartışması yaşıyorlar ya da bir taraf istiyor diğer taraf istemiyor. Bu konuda ileriye gidebildik mi? Ve sizin önerileriniz neler olur?

Söylediğiniz gibi gelişebiliyor. Sorun sende diyenler genelde erkek ve kadınlar terapi almayı daha fazla tercih eden taraf. Yine erkeğin terapi için ısrar ettiği kadının direndiği durumlara da rastladım. Genelde erkekler boşanmak istemediklerinde terapiye razı oluyorlar. Bazen de sırf ‘Bu da işe yaramadı’ demek için gelenler var. Yine de ileriye gittiğimizi düşünüyorum. Daha fazla çift terapi için başvuruyor. Benim önerim gidecekleri kişinin aile sistemi ile çalışma konusunda uzman bir Çift ve Aile Terapisti olmasına dikkat etmeleri ve eğer o kişiye güven duyuyorlarsa terapi sürecini yarım bırakmamalarıdır.

Ülkemizde kadına şiddet ve kadın cinayetlerine baktığımızda “boşanmak isteyen kadın” genelde şiddet görüyor ve öldürülüyor… Böyle çıkmazda olan bir kadın için Türkiye’de alınan önlemler, (kadını korumak vb.) sizce yeterli mi? Erkek için kadının boşanmak istemesi onun iç dünyasında nasıl bir açılım anlamına geliyor? Erkekte öfke yaratan ve onu öldürmeye iten temel nedenler arasında neler var? (Mesela bu bir hastalık mı yoksa erkeğin kadına malıymış gibi bakmasından mı kaynaklanıyor. Toplumsal kültür yansıması mı?)

Tedbirler yeterli olsa her gün bu kadar cinayet işlenmezdi. Boşanmayı isteyen tarafın kadın olması erkeğin erkekliğine bir hakaret olarak algılanıyor sanırım. Kültürel bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Şiddet ve kişilik bozuklukları benim uzmanlık alanım olmasa da şiddet gösteren her erkeğin ciddi öfke kontrol sorunu yaşadığını söyleyebilirim. Genelde baktığımızda cinayet işleyenlerin başka suçlara da karışmış olduğu görülüyor. Bu durumun çözümünün polisiye tedbirlerden çok ailelerin çocuklarını yetiştirirken cinsiyetçi yaklaşımlardan uzak durmaları olduğunu söyleyebilirim.

Ebeveynlerin birbirleri ile bitmemiş işlerini çocuklar üzerinden sürdürmemeye özen göstermeleri gerekir.”

Bu durumda olan ve boşanmak isteyen kadın ne yapmalı? (sizce nasıl bir yol izlenmeli?)

Boşanmanın da bir travma olduğu üzerinde bu kadar çok tartışılmasından anlaşılıyor ve ben kolay ve güvenli bir yol bilmiyorum. Hoş olmasa da kadınlara önerim eşlerine kızgınlıklarını bir süre için dışa vurmaktan vazgeçip uzlaşmacı bir tutumla yaklaşmaları olabilir. Boşanma maddi manevi bir sürü kaybı içerir ve ortada şiddet unsuru varsa maddi beklentiler bunu genelde tetikler. Zor da olsa karşı taraftan bir şey talep etmeden kısa sürede boşanmak bir çözüm olabilir belki.

Sağlıklı bir boşanma süreci nasıl olmalı?

Sağlıklı boşanma süreci kısaca anlatılması zor bir konu. Mümkünse bir uzmandan yardım alarak maddi ve manevi süreçleri az zararla atlatmak mümkün. Burada en çok zarar gören taraf çocuklar, dolayısı ile ebeveynlerin birbirleri ile bitmemiş işlerini çocuklar üzerinden sürdürmemeye özen göstermeleri gerekir. Boşanmaya karar veren kişi için bir an önce bu işin bitmesi hedef iken buna hazır olmayan taraf süreci uzatmaya çalışır. Bu da her iki taraf için öfke, hayal kırıklığı, kırgınlık gibi bir sürü olumsuz duygu ile baş etmek demektir. Bu süreçte avukatlar genelde kazan kaybet prensibi ile hareket ettikleri için dosyalarda tarafların aslında amaçlamadığı bir sürü ağır suçlama yer alır. Bu tuzağa düşmekten kaçınmak çok önemli unsurlardan birisidir. Bütün bu nedenlerden dolayı boşanma alması kolay uygulaması zor bir karardır. En kolay boşanmalar her iki tarafında hazır olduğu önceden uzanma yardımı ile yapılmış bir protokol çerçevesinde olanlardır.

1331643367Çiftler ne zaman, hangi durumlarda “işte şimdi boşanmalıyım” demeli?

Bence devam eden şiddet, çocukların önünde yıkıcı kavgalar ve tekrarlanan aldatma varsa, çift birbirine öfke dahi duymayacak kadar yabancılaşmışsa, aynı evde ayrı hayatlar yaşıyorsa , cinsel terapiye rağmen cinsellik tamamen bitmişse o evliliği yeniden yapılandırmak mümkün olmayabilir.

Boşanma süreçlerinde ve sonrasında en çok etkilenenler çocuklar oluyor. Boşanma çocuğa nasıl anlatılmalı ? Çocuğa yansıtılmaması gereken şeyler ne olmalı?

Kesinlikle öyle oluyor, üstelik de birçok ebeveyn en yapılmayacak şeyleri kendilerince çocuğu koruma adına yapıyorlar. Daha önce de söylediğim gibi birbirlerine karşı duydukları öfke, aralarındaki bitmemiş işler, gelecekle ilgili kaygıları çocuklara yansıtılmamalı.

Nasıl anlatılacağı konusunda söyleyebileceğim şey; eğer mümkünse anne baba birlikte iken onlara karşı sevgilerinin azalmadığı, bu ayrılığın çocuklarla hiçbir ilgisi olmadığı özellikle vurgulanarak (birçok çocuk bir şekilde kendini suçlar), anne babanın birbirine hala değer verdiği ama birlikte yaşamakta zorlandığı söylenebilir. Çocuklara tutamayacakları sözler vermek güven duygusunu daha da sarsacağından çok sakıncalıdır. Yine bu süreçte kararları kesin olan çiftlerin önemli günler dışında çocukla birlikte mutlu aile tablosu sergilemeleri kafa karıştırabilir.

Boşanma sürecinde olumsuz etkilenen çocuklarda en sık görünen akademik başarının düşmesidir.”

Boşanma sürecinde çocuklar olumsuz olarak etkilendiğinde gelecekleri nasıl şekilleniyor?

Boşanma sürecinde olumsuz etkilenen çocuklarda en sık görünen akademik başarının düşmesidir. Bunun yanı sıra bir grup çocuk da bir güven ve onay arayışı ile derslerine daha sıkı sarılır, aniden yükselen bir başarı grafiği çizerler. Hırçın davranışlar, kendine ya da başkalarına yönelik zarar verici tutumlar sergilerler. Bunlar ilk dönemlerde yaşadıkları sorunlardır. Uzun dönemde kadın erkek ilişkisi ile ilgili güvensiz tutumları, uygunsuz kişilerle (kendisinden yaşça çok büyük, bağımlı vb.) duygusal ilişki yaşamaları, genel olarak düşük öz değer ve düşük özgüvene sahip olmalarından söz edebiliriz.

Röportaj: Sevilay Acar


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikÇocuklar için 10 Yaz Tatili Etkinliği – 3
Sonraki İçerikBüyükteki Küçük, Küçükteki Büyük…
Sevilay Acar
Öğrenim Üyesi / Okur- Yazar. En büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller oldu. Her ne yapıyor olursam olayım, iki etken her zaman yolumu belirler: hayaller ve dualar. Çocuk merakı ve heyecanıyla öğrenmeye çalışıyor, okuyor, yazıyorum. Babalardan Babalara adlı bir röportaj kitabım var. Babaların ayak izlerinden oluşan ve hikayeleriyle iç dünyaya yolculuk yaptıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yolculuğu seviyorum çünkü her şeyin yolda şekillendiğine inanıyorum. Bu yolda en çok da öğrenciyim; kapsayan, içine alan, öğrendikçe çoğalan ve var olan. Karşılaştıklarımı, hissettiklerimi, öğrendiklerimi yazarak paylaşmaya çalışıyorum.