Engeller Aşılmak İçindir – II

Sesin çok hoşuna gitmişti. “Evlat birinci soruyu geçtin aferin şimdi biraz dinlen” dedi ve meyveyi bana verdi. Bir an meyveyi alıp dişlemek istedim ama o an aklıma anneannem geldi bu meyveyi onun sayesinde kazanmıştım onun hakkıydı aldım ve çantamın içine koydum.

Ses tekrar geldi: “Evlat 2. soruya hazır mısın diye sordu. ‘’Evet’’ diye cevap verdim.

“Bu nehrin adı başarısızlıktır ama onun içinde bir çiçek var ki ona ümit diyoruz onu bana al getir’’.

Bu sefer işimin çok zor olduğunu düşündüm. Nehrin suyu bulanıktı, ve ayağımı onun içine uzatmaya korkuyordum. İçinde ise insan yüzleri vardı başarısızlığa uğramış ve kendine olan inançlarını yitirmişlerin sesleri yankılanıyordu. Ya ben de onlar gibi olursam diye düşünmeye başladığım sırada çok tanıdık bir ses kulaklarımı tıkamamı söyledi. “Sadece yüreğinin sesini dinle , sakın denemeden başaramayacağını asla söyleme. Hatırla Thomas Edison ampulü keşfederken defalarca başarısızlığa uğradı ama ümidini hiç yitirmedi, başarısızlığın kendisine verilmiş bir armağan olduğunu düşündü. Hatırlıyor musun mitolojide Pandora’nın kutusu açıldığında içeride yalnızca ümit kalmıştı. Sakın güzel kızım ümidini hiç yitirme ve sağduyunla o çiçeği alabileceğine eminim. At adımını göreceksin ki senin yapabilirim, başarabilirim düşüncenle o nehir ortadan ayrılacak ama yeter ki kendine olan inancını, güvenini asla yitirme.“
“Simyacıdaki Santiago gibi kendi menkıbeni yaşamak istiyorsan “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varırsın ve neye ihtiyacı varsan onu elde edebileceğini bilirsin. Unutma ki Tagore’nın dediği gibi yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar. Sen de bir yıldız ol ve nehrin o karanlık, engel dolu sularını geç, ışığın sürekli seninle olsun, yolunu aydınlatsın.”

Sesin bana verdiği destekle birden kollarımın kanat şekline döndüğünü hissettim artık ben de bir peri idim ve nehrin suları üstünde yüzebiliyordum. Aşağıda ise başarısız olma korkusunda içinde kabuğuna çekilmiş insanlar vardı ve ellerini uzatıp beni yakalamaya çalışıyorlardı kendi girdaplarına çekmek için.

Sonunda nehrin ortasında bulunan eşsiz güzellikteki çiçeğe ulaştım ve biran onu koparmaya kıyamadım ama Ses’e kanıtlamam lazımdı o anda çiçek dillendi: “Merak etme ben senin ümidinim, her canlının bir ümidi vardır ama gelip araması lazım, çünkü uzak bir hedefimdir ben. Bu yüzden hep benim peşimde koşarlar yorulmadan. Çünkü hayatı sevdiren benim. Bir at arabası için at ne ise, bir motor için benzin ne ise,insan için de ben oyum. Arabayı nasıl at çekiyorsa insani da ümit yani ben götürürüm. Benzin nasıl motorun enerji kaynağı ise ben de insan için yasam kaynağıyım. Ben öyle bir tohumum ki, beni bir gönle atıp da biraz suladınız mı tıpkı arsız otlar gibi çabucak yeşeriveririm; hele ki hayallerle beslenen, bereketli bir tarla ise orada pek kısa bir zamanda, yalnız yeşermekle kalmam, dallanıp budaklandığımı fark edemezsiniz.“

Haydi küçük peri geç kalmadan giden Ses’e.

Akşam olmadan Ses’e çiçeği sundum. Çok memnun olmuştu:Aferin sana küçük kız dedi. Biraz dinlen bu arada çiçeği bana geri verdi .Ama diye tam söyleyecekken gitti. Ben mataramın içine çiçeğimi yerleştirdim. Bunu, bana yol gösteren meleğime verecektim.

Sabah Ses tekrar geldi.’’Küçük kız ilk iki isteğimi yerine getirdin sıra sonuncuda. Bana mutluluğun anahtarını bul ve getir.

Şaşırıp kalmıştım. Ama mutluluğun anahtarı olmazdı ki. Yüzümü avuçlarımın arasına aldım başladım kara kara düşünmeye başladım. Nerede bulunurdu acaba mutluluğun anahtarı. Masallardaki gibi Kaf dağında mı yoksa kötü cadının şatosunda mı? Nereye gideceğimi ne yapacağımı bilmiyordum.

Oturdum bir taşın üstüne,çıkardım flütümü başladım çalmaya. Nağmeler ortama yayıldıkça kendimi evimdeymiş gibi hissettim. Canım evim, nasılda burnumda tütüyordu. Annemi,babamı,ağabeyimi çok özlemiştim. Keşke onların yanında olsaydım. Annemin sesini duyar gibi oldum. ‘’kızım mutluluğu ne dağda ne taşta ne yerde ara. O ,senin yüreğinde. Yeter ki iste, bak ve gör.

O an düşündüm ve baktım. Mutluluk, bir şeye bağlı olmadan yürüyebilmek, nefes alabilmek, suyu içebilmek, görebilmek, bakabilmek, hissedebilmek, tadabilmek, sevmek ve sevilebilmektir. Mutluluk küçük bir çocuğa uzatılan şekerin onun gözlerinde oluşturduğu pırıltılardır. Mutluluk toz toprak içinde oynayan çocukların şen kahkahalarıdır. Mutluluk yere düşen bir kişiye uzatılan eldir. Mutluluk, tadı tuzu yerinde olan bir yemeği keyfiyle yiyebilmektir. Mutluluk, minik bir elin uzattığı çiçektir. Mutluluk, yılların yorgunu, elleri öpülesi bir annenin şefkatli dokunuşudur. Mutluluk, hatırlamaktır, hatırlanmaktır. Mutluluk, sabahın ilk ışıklarında kuşların cıvıltılarını duyabilmektir. Mutluluk, engellere rağmen başarıya ulaştığımızda hissettiğimiz hazdır. Mutluluk sevdiklerinizle birlikte olabilmek, onlardan uzak bile olsanız seslerini yüreğinizde duyabilmektir.

Ben mutluydum çünkü beni seven ve sevdiğin bir ailem vardı. İşte benim için mutluluk buydu.

Ben, mutluluğum dedim ve o anda altın bir anahtar gökyüzünden avuçlarımın içine düştü.

Ses’e gittim .İşte ‘’mutluluğun anahtarı’’dedim.

Ses güldü: ‘’aferin küçük bilge kız. Senden istediğim şeyleri bana getirdin.
peki ya şehre girmene izin vermezsem gene mutlu olur musun?’’

Derin bir nefes aldıktan sonra yanıtladım: “Tabii ki üzülürüm. Benden istenileni yaptım, şimdi de siz vaadinizi tutmalısınız. Ama izin vermiyorum derseniz ben de bir tecrübe yaşadığımı ve tüm engellere karşın ailemin ve sevdiklerinin her an sevgisinin ve desteğinin benimle olduğunu bilmenin mutluluğunu tatmış oldum.”

Bunu üzerine Ses bana anahtarı uzattı. Ben de hemen çantama koydum.

“Aferin bilge küçük kız şehrime girebilirsin” dedi. “Ancak son bir sorum var sana. Verdiğim meyve, çiçeği ve anahtarı neden çantana koydun? Onlar senin hakkındı.”

“Bilgelik meyvesini anneannemin, ümit çiçeği koruyucu perimin ve verdiğiniz anahtarı da annemin yüreği sayesinde kazandım. Bunlar onların hakkı” dedim.

Artık sırtımda çantam, bir elimde sopam diğer elimde anahtarla sevgili şehrime doğru zafer kazanmış bir komutan edasıyla gidiyordum.

Matilda Levi – Selin Zakuto


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: