Basit ve Sade Yaşa – 4 – İlişkilerde Sadeleşme

Şimdiye kadar minimalizm ve sadeleşmeyle ilgili olarak genellikle somut olarak planlayıp, azaltacağımız, hafifleyeceğimiz şeylerden bahsettik: Hayatta sadeleşme, alışverişte sadeleşme ve sosyal medyada sadeleşme nedir ve nasıl yapılır dedik.

Peki ya insan ilişkileri? Bizi yoran, yıpratan ve her seferinde kafamızın içinde dönüp duran bir buluta dönüşen ilişkilerimiz… Gerçekten bunları, üzerimize kendimiz yük etmiyor muyuz?

Öyleyse nereden başlamak lazım hafiflemek için?

Enerjinizi Emen İnsanlar Her Yerde!

Şöyle bir düşünün: Enerjimizin çoğunu insan ilişkilerine harcıyoruz. Bir günümüzü ele alalım. Sabah kalkıp işe, okula gitmek için hazırlanıyoruz. Evdeki sürede ailemizle ilgileniyoruz. Bunu elbette severek yapıyoruz. Daha sonra iş için yola koyuluyoruz. Eğer şirket servisi veya özel aracımızla gitmiyorsak, toplu taşımalarda ve sokakta karşılaştığımız insanların çoğu, sabah enerjimizin bir kısmını götürmüş oluyor. Lakayt ve hızlı giden, uyarıları dikkate almayan bir minibüs şoförünü, metrobüsün mahşer yerini andıran kalabalığını, yol vermeyenleri, yer vermeyenleri, ayağınıza basanları, sizi itenleri, otobüs kuyruklarındaki sıra kavgalarını geçerek işimize varmış oluyoruz belki ama sabah enerjimizin yarısını yollarda harcayarak.

Daha sonra işimizi yapmaya, çalışmaya koyuluyoruz. Çalıştığımız yerde de enerjimizi tüketen insanlar yok mu? Elbette var. Masanızın başına gelip dakikalarca boş boş konuşup, sizi alıkoyanlar, gereksiz telefonlar, ortada ciddi birşey olmadığı halde aşırı tepki ve telaş gösterenler (biz ona telaşe müdürü diyoruz), yaptığı işi abarta abarta bitiremeyenler, sürekli övünenler, sürekli sıkılanlar, meraklı Melahatler, hiçbir şeyden memnun olmayanlar, karamsarlar…. Say say bitmez. Mutlaka çalıştığınız yerde ya da görev aldığınız alanda bu insan tipleriyle karşılaşmışsınızdır. İşte bunlar da o günkü enerjinizi alıp götürüyor, siz farkında olmadan. Akşam eve dönüş yolunda işin yorgunluğunun yanı sıra kafanızda uçuşan “çocuğun sınavı nasıl geçti acaba, musakkanın yanına pilav yapsam mı, internet faturasının son ödeme tarihi neydi” gibi sorulara ve cevaplarına da doğru dürüst yer kalmıyor haliyle. Çünkü yorgunsunuz. İlişki yorgunu!

Hayır Diyebilmenin Önemi

Fark ettiyseniz henüz eşinizle, arkadaşınızla yaşadıklarınızdan bahsetmeye başlamadık. Çünkü henüz sıra gelmedi. Sabah yollara dökülürken hemen her gün benzer insan manzaralarıyla karşılaşarak işimize varmış oluyoruz. Ve ister istemez güne yorgun başlıyoruz. Bizim dakikalarımızı alan, yoran, huzursuz eden insanlara da fırsat vermiş oluyoruz. O halde ne yapmak lazım?

“Hayır” demek… Çok sevgili Yasemin Sungur’un bir mottosu vardır: Hayır de, mutlu ol. İşte ilişkiler açısından bunu yapmak önemli. Çok konuşan ofis arkadaşınıza, her daim her şeyinizi merak eden komşunuza, gecenin bir vakti telefon edip “Ay çok bunalıyorum, hayatımda hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor. Hafta sonu düğüne gideceğim ve hiçbir şeyim hazır değil” diye arayan arkadaşınıza “Dur” demenin vakti gelmedi mi?

Bahsettiğim türdeki insanların yanından ayrıldığınızda, bitmek bilmeyen telefonları kapattığınızda, kendinizi enerjiniz alınmış gibi hissetmiyor musunuz? Hissettiğiniz halde, “sürdürmek zorunda” olduğunuz şey ne peki? Şüphesiz hayatımızı şekillendiren ilişkilerimiz yaşantımızın da her alanını etkilemekte. Aile bağları, arkadaşlıklar, iş ilişkileri, ikili ilişkiler…. Bunların hepsi de gerekli ve önemli. Bir karar aldınız diyelim, ancak karşınızdaki insan, o kadar sizi ele geçirmiş ki, ona karşı hayır diyemediğiniz için, kendi kendinize çelişmiş oluyorsunuz. Bir tartışma esnasında aklınıza gelenleri o an söyleyemiyor, sonradan, keşke şöyle deseydim… demeye başlıyorsunuz. Sonuçta size yapılanlara da yapılmayanlara da sinirleniyor, güceniyor ya da üzülüyorsunuz. İşte bu noktada bir nebze olsun ilişkilerde bir sadeleşmeye ve rahatlamaya ihtiyaç duyuluyor. İlişkilerde sadeleşmenin ilk yolu ise hayır demeyi öğrenmek ve uygulamaktan geçiyor.

“Hayır de, mutlu ol.”

Önce şunu hatırlamak lazım: Herkesi mutlu etmeye çalışmayın. Her davete katılmak, her arayana detay vermek, her yere yetişmek zorunda değilsiniz. Bunun farkına varın. “Ayıp olur” düşüncesinden kurtulduğunuzda, eskiden başınıza giren o ağrılar artık girmeyecek. Böyle düşünün. Başlangıçta hayır derken kendinizi yadırgasanız da, sonradan bunun kendiniz ve psikolojiniz için ne kadar iyi olduğunu görünce, yadırgamaktan ve “ayıp olur” endişesinden de kurtulmuş olacaksınız.

Zamanını İyi Kullan!

Bir sıkıntı veya problemle karşı karşıya kaldığınızda, bunun kendiliğinden çözülmesini veya karşı tarafın çözmesini beklemeyin. Çözüme ulaşmak için uzun zaman aralıkları koymak yerine, küçük adımlar atarak yapıcı çözümler getirmeye çalışın. Böylece problem, tarafların kafalarında büyüterek dev bir hal almadan önce, çözüm sürecine girmiş olacaktır.

Kimseyi Değiştirmeye Çalışma!

İnsanlar, başkalarının istekleriyle kolay kolay değişmezler. Değişim, insanın kendisi isterse, kendiliğinden olur. Dolayısıyla sizin  meraklı Melahat komşunuza “Başkalarının özel hayatıyla bu kadar ilgilenmesen daha iyi olur, değişmen lazım” demeniz pek bir işe yaramayacaktır. Bu yüzden kendinizi yormaktan vazgeçin ve çevrenizdekileri olduğu gibi kabul edin. Sizi çok mutsuz ve tedirgin ediyorsa eğer, o kişiyi hayatınızdan çıkardığınızda hangi ihtimalleri yaşayarak mutlu olacağınızı bir düşünün.

Kendin İçin Hareket Et!

Attığınız adım, başkalarını etkilemek veya takdir görmek için değil, “kendiniz için birşeyler yapmak” amacıyla olsun. Herkes tarafından sevilmek ve sayılmak elbette hepimizi mutlu eder ancak kendimizi sevdirmek için, farklı davranışlara girmek, yine bizi yıpratacaktır.

Bazı İnsanları Hayatınızdan Çıkarın!

Aslında çoğumuz bize iyi gelmeyen, bizi yoran insanlarla vakit geçiriyor, bunun farkında olsak bile bazen mecburiyetler, bazen de kırmamak, gücendirmemek için katlanmak durumunda kalıyoruz. Oysa yanlarından  ayrıldığımızda kendimizi tükenmiş ve mutsuz hissediyoruz. Siz de bu etkilere fazlasıyla maruz kalıyor, tahammül sınırlarınızı zorluyorsanız, bu insanları hayatınızdan çıkarmaya çalışabilir, en azından ilişkinizi çok sınırlı düzeyde tutmaya gayret edebilirsiniz.

Bunlar, ilişkilerde sadeleşmenin sadece ön adımları. Zamanla ve uyguladıkça, kimlerin sizinle aynı yola devam edeceğini, kimlerle yolları ayırmanız gerektiğini deneyimlemiş olacaksınız.

Göreceksiniz, o gereksiz kalabalıktan kurtulup, doğru insanlarla yola devam etmek size çok iyi gelecek.

Zeynep Kıyak


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikCorona Günlükleri 2: Salgınla İlgili Haberlerin Özeti
Sonraki İçerikYeni Cool: 50 Yaş Üstü İnsanlar İlham Veriyor!
Zeynep Kıyak
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…