Aynı Yıldızın Altında

photo_5Aynı Yıldızın Altında; John Green’nin çok satan romanından sinemaya uyarlanan, kanserli iki gencin etkileyici hikayesi. Kitabını da okumuş biri olarak filminin açık ara daha güzel olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, yazar kitabın başında bu hikayenin tamamen uydurma olduğunu da belirtiyor. Bu durum içime su serpmişti, yoksa film sonu ağlamalarıma mendiller yetişemezdi. Gerçek ve saf bir aşkın hayata (burada hayatın bize attığı çelmelerden bahsediyorum) ragmen yaşanılması, hayata yüklediğimiz anlamlar hakkında güzel diyalogları bulunan anlamlı bir film. Ayrıca; Hollanda Amsterdam’a yaptıkları yolculukta kendi ayak izlerimin geçtiği yerlerde bulunmaları filmden daha da etkilenmeme sebep olmuş olabilirJ Almanya’daki Yahudi soykarımının simgesi haline gelmiş, genç yaşta ölen Anne Frank her zaman etkilendiğim aydınlanmış karakterlerden biri olmuştur. Amsterdam’a giderseniz Almanlardan saklanmak için yaşadıkları, şu anda bir müze olan Anne Frank Evi’ni görmeden dönmeyin derim.

Filme dönersek; kitabında gelişi güzel olarak geçilen bazı diyalogların filmde daha bir anlam kazandığını da fark ettim. Film; aşk kadar anlamlı diyaloglar üzerine kurulmuş bir tiyatro adeta.

Kendin olmakla o kadar meşgulsün ki ne kadar emsalsiz olduğuna dair hiçbir fikrin yok.” Augustus Waters

Filmin erkek kahramanı olan 19 yaşındaki Augustus, hayata gerçekçi yaklaşımıyla olgun bir şekilde bakan, ölmekte olduğu gerçeğiyle yüzleşen 16 yaşındaki Hazel Grace’e kendini farkettirme adına çok güzel dokunuşlarda bulunuyor. Kitabı okurken ve filmi izlerken Augustus’un Dünya görüşüne sahip olmayı diledim gerçekten. Hepimiz kendimiz olmakla o kadar meşgulüz ki kendi sınırsızlığımızı ve değerimizi görmüyoruz. Özellikle her şeyin jet hızıyla ilerlediği ve bizim yetişmemiz gereken bir yer varmışçasına koşturduğumuz içinde bulunduğumuz dönemde, kendimizin gerçekten ne kadar farkındayız? Augustus gibi bizi bunu hatırlatacak biri var mı çevremizde? Varsa eğer gerçekten insan ruhundaki o ışıldayan güzelliği görüyor demektir, sakın kaybetmeyin.

Filmin bir diğer can alıcı noktası ve etkilendiğim cümleleriden biri; “Acı hissedilmeyi talep eder.” Sözü. Hangimiz gerçekten acıyı hissetmeye gönüllüyüz? Hepimiz acıdan kaçmaya, onu görmezden gelmeye , hemen bitsin, gitsin demeye çalışırız. Onu hissedip, onunla yüzleşmek yerine ondan kaçmayı, mucizevi bir şekilde iyi olmayı isteriz. Ama acının da bizden bir isteği var diyor filmde. Acı da hissedilmeyi hakeder, o da var olduğunun kabullenilmesini ister. O yüzden bize kendini zaman zaman hatırlatır. Hele ki filmdeki gibi kanserli bir durum içinde bulunan gençler için. Yüzünüzde hafif bir tebessümle izleyeceğiniz Hazel&Augustus’un hikayesine siz de ortak olun, eminim çok şey öğreneceksiniz.

“…Gus, sevgilim , kendi küçük sonsuzumuz için sana ne kadar teşekkür etsem az . Yaşadıklarımızı hiçbir şeye değişmem. Sayılı günler içinde bana bir sonsuzluk verdin ve bunun için sana müteşekkirim.”

 

 

 

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: