Aktarılan Koşullanma

Düşünüyorum öyleyse varım” insanlığın yaşadığı en büyük kabus haline geldi. Yüzyıllardan beri koşullanmış anlayış kalıpları, inançlar düşünce sistemimize hakim durumda. Kültürden kültüre, aileden aileye farklar olsa da koşullanma aynı. İşin en tehlikeli kısmı, bunun farkında olmamız. O kadar çok düşünce ve inanç kalıpları ile özdeşleşme içerisindeyiz ki, bir havuzun içindeyiz ancak kendimizi okyanusta sanıyoruz.

Düşünüyorum kelimesindeki özne kim? Ben kim? Düşünce üreten beynimiz. Beyin düşünceyi olmadık bir yerden üretemez. Üretebilir diye hayal ediyorsanız, bunun üzerinde içtenlikle sorgulamaya devam etmelisiniz. Nörobilim düşüncenin beyinde üretilen bir elektrik akımı olduğunu ispatlıyor. Elektrik akımları ise daha önceden oluşturulmuş otobanları (duygu ve düşünce sistemleri) kullanmayı tercih ediyor. Beyin için bu hem güvenli hem de daha verimli. Kapitalist sistem bu yollara göre stratejiler belirleyerek bizleri ya kontrol ediyor ya da gerçekten ihtiyacımız olmayan bir ürün ve hizmet için çabalamamızı sağlıyor.

Gen bilimi, hastalıklardan mizacımızda kadar geniş spektrumda bir çok özelliği anne ve babamızdan aldığımızı söylüyor. Onlar kimden almış? Kendi ebeveynlerinden… Aile sistemi çalışmalarından görüyoruz ki 7 nesil bizleri etkiliyor. Halk dili ile konuşacak olursak onların kaderlerini bir şekilde yaşıyor veya yaşatıyoruz. Son 200-300 seneye baktığımızda dünyada savaş ve kıtlık olmayan dönem hemen hemen yok gibi.

En önemli görevi bedeni hayatta tutmak için olan beynimizin koşullanmaları burada başlıyor. Önce güven! Güven için endişeli ve karamsar bir bakış açısını öncelik kazanıyor. Ayrıca güvende olmak demek bizi güvende tutacak bir topluluğa ait olmak demek. Ait olmak ise topluluğun oluşturduğu kurallara, geleneklere tamamen bağlanmak demek. Güçlü bir lideri körü körüne takip etmek güdüsünün de arkasında aynı dinamik yatıyor. Oysa amacımız sadece hayatta kalmak mı? Yoksa özgür bir şekilde keyif aldığımız faaliyetlerde bulunup bize hediye edilmiş hayatın tadını çıkarmak mı?

Önce havuzda veya bir akvaryumda olduğumuzu fark etmemiz gerekiyor. Hangi davranışlara, hangi düşünce kalıplarına sahibiz? Sanki mutlu olmak atalarımıza yapılacak bir saygısızlıkmış gibi bir algımız olabilir mi? Ne zamanlar sızlanıyor ne zaman şikayet ediyoruz? Ne zaman harekete geçmemek için birbirinden güzel bahaneler buluyoruz? Ne zaman yargılıyor ne zaman kendimizi başkaları ile kıyaslıyoruz? Ne zaman kendimiz haklı çıkarmak için savaşıyoruz?

Tüm bu sorulara cevap vermek için muazzam bir disipline ihtiyaç var. Hep tetikte izlemek, zihni izlemek. İzleyebildiğimiz şey değilizdir. Mevcut düşüncenin aksine bir davranışı gerçekleştirebiliyorsak, alışkanlıklarımızı kırabiliyorsak bu zihnin başarısı değildir. Zihne rağmen bir başarıdır. Genler mi ne olacak? Merak etmeyen beyindeki otobanlar değişime müsait, genler de açık veya kapalı olabiliyor; bu yeni bilime epigenetik deniyor. Yeter ki kendimize ait veya atalarımızdan gelen düşünce kalıplarını ve inanç sistemlerini keşfedelim. İşte o an hayat değişmeye başlıyor.

“Varım, sadece varım…” 

Deniz Öztaş


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikOkurun Gözünden: Louise Ferdinand Celine’den Gecenin Sonuna Yolculuk
Sonraki İçerik65. Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı Melisa Kesmez’in Oldu
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.