Çavdar Tarlasındaki Çocuklar Neden Kült Bir Roman?

Tüm zamanların en çok satan ve en ünlü romanlarından biri.

Asi ergenliğin ve çektiği azapların sembolü  bu roman her dönemden okuru çok etkiledi. Peki neden Çavdar Tarlasında Çocuklar kült bir roman oldu? Çavdar Tarlasında Çocuklar, İngilizce orijinal ismiyle The Catcher  in the Rye, Amerikalı yazar J.D. Salinger’ın 1951 yılında yayınlanan romanı. 17 yaşındaki duygusal,  asi ve Noel’den çok az önce okuldan atılan Holden Caulfield isimli gencin kendini başka bir yerde bulma durumu olan psikoloji de füg olarak adlandırılan kaçışını anlatıyor. Evine gitmemek için üç gün boyunca Manhattan sokaklarında başı boş bir şekilde dolanıyor Caulfield.

Bu gezisi ya da kaçışı sırasında insanlarla düşüncelerini paylaşıyor.

Aslında Holden, çocukları uçurumdan düşerken yakalayan, onların düşmelerini engellemek isteyen bir kurtarıcı olmak istiyordu, yani bir Gönülçelen. Tabii metafor olarak yetişkinlerin dünyasına düşmelerini engellemek istiyordu. Birinci tekil şahıs ağzından yazılan romanın dili kaba olarak da nitelendirilebilir. Hatta argo bile denebilir. Sarkastik tonundan ve romanda yer alan toplum kurallarına aykırı olarak kabul edilen konulardan dolayı skandal olarak nitelendirildi hatta bazı kütüphanelerde yer alması da yasaklandı. Ama binlerce okuyucu içinse bir referans kitabı haline geldi. Bu başarısına rağmen J.D. Salinger kendini  toplum hayatından soyutladı ve New Hempshire’daki evine kapandı. 1965 yılında da yazmaya son verdi. Ve bu romanı üzerine de hiçbir zaman konuşmadı. Ancak Çavdar Tarlasında Çocukları popüler kültürün içinde bazı şarkılarda yer aldı; mesela Guns and Roses’ın The Catcher’in the Rye şarksını hatırlayanlar var mı? Woody Allen ve Stanley Kubrick’in filmlerinde gönülçelene rastlamak mümkün

Salinger sırlarıyla birlikte 2010 yılında hayata gözlerini kapadı.

Ve tabii ölümüyle Çavdar Tarlasında Çocuklar romanındaki şu soru da asla yanıtlanamayacak?

“Central Park’taki gölün suları kışın donunca ördekler nereye gidiyor?”

Cultureprime sitesinden derlenmiştir…
Önceki İçerikGörülmemiş Bir Çiçek Açma: Yannis Ritsos’un Şiirinde Sessiz Çığlıklar
Sonraki İçerikNezaket: Çocukların Seçimi, Hepimizin İhtiyacı
Ayşe Dural
Saint Benoit mezunu. Bu okulda Fransızca ve İngilizceyi öğrendi ve çok sevdi; özellikle Fransızcayı. Sonrasında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde devam etti. Çalışma hayatına Garanti Bankası Halkla İlişkiler Bölümü’nde başladı. Sonrasında dergiciliğe adım atarak Gelişim Yayınları’nda çalışmaya başladı. Türkiye’nin ilk “copyright” dergisi Marie Claire’de çalıştı. Suha Arafat’tan Orhan Pamuk’a kadar pek çok kişiyle söyleşiler yaptı, kadın hakları konusunda araştırmalar yaptı, modayı yakından takip etti. AMICA, BIBA gibi dergilerde çalıştı. Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. 2000-2006 yıllarında The Gate dergisinin yayın yönetmenliği yaptı. Koç Holding’in Bizden Haberler dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Daha sonra PR ajanslarında Medya İlişkileri Yönetmeni olarak çalışmaya başladı. Böylece artık haber yapmayacak, ama haberi gazetecilerle paylaşacaktı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin medya ilişkileri yönetmenliğini üstlendi. Yasemin Sungur’la birlikte Kültür Sanat Ajansı’nı kurdular. Kitap editörlükleri yaptı. Dural, basında ve halkla ilişkiler konusunda edindiği tecrübe, bilgi ve deneyimi, danışmanlık, eğitim ve seminerler aracılığı ile yeni nesillere aktarmakta ve martidergisi.com için röportajlar yapmaktadır.