Dünya’nın Sonundaki Salıncak

gokyuzu

 Bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkartamamış. Sanırım bu söz tam da ona göre…

Latin Amerika gezisi için hazırlanırken araştırdığım şeylerin başında macera ve adrenalin tutkunları için görülmesi gereken yerler vardı. En çok ne mi ilgili mi çekti?

Çocukken sallanmayı çok seven ve büyüdükçe artık parklarda ki salıncaklar küçük geldiği için sallanamayan birisine söylenebilecek en güzel şey tabi ki…‘‘Swing End of The world’’, Dünya’ nın sonunda ki salıncak. Salıncakları bu kadar seviyorsan rotan oradan geçmeden olmaz. İyi de kim bir uçurumun eteğine salıncak yapar? Koruması olmayan, ipleri ağaca sadece bir metal ile tutturulmuş bir salıncak. Kaç akıllı gidip orda sallanır?

Ekvator’ un Amazonlara açılan kapısı olarak bilinen Banos şehrinde yer alan Tungurahua volkanı, Güney Amerika’ nın en aktif volkanı kabul ediliyor. Onun sismik hareketlerini ölçebilmek için yakınlarında bulunan bir dağın eteği seçilmiş. Ve en uç noktasında yer alan ağacın üzerine de tek odalı bir ev yerleştirilmiş. Buraya kadar her şey normal gözüküyor… Ama nedendir bilinmez bu ağacın dallarından birine de bir salıncak kurulmuş. Hem de herhangi bir koruması yok.

Evin adı La Casa Del Arbol, Türkçe adı ile ‘‘Ağaç ev’’. Sallanın ya da sallanmayın pek çok meraklı turistin uğrak noktası. Banos’ un amazonlara açılan kapı olarak bilinmesinin yanı sıra şehirde raftingden tırmanışa, yürüyüşten tehlikeli salıncağa kadar birçok aktivite bulmak mümkün. Ne için gelmiş olursanız olun, oraya kadar gitmişken o salıncağı görmeden dönmek istemeyeceksinizdir.

La Casa Del Arbol’ a nasıl gideceğim derseniz? Banos’ tan öğlen (14:00’da) kalkan tek otobüse binip 25 dakikada gidebilirsiniz ya da 4-5 saat sürecek bir yürüyüş yapabilirsiniz. Genelde otobüs olduğunu kimse bilmiyor ama kaldığınız yere ‘Del Arbol’ ve otobüs dediğinizde size nerden kalktıklarını gösteriyor. Otobüs yukarıdaki kasabaya giderek geri dönüyor. Eğer dönüş içinde otobüs düşünüyorsanız indiğiniz yere dönmek için sadece 40 dakikanız olduğunu unutmayın. Ben otobüs ile gidip yürüyerek inmeyi tercih edenlerdenim.

Otobüsten iner inmez inanılmaz bir heyecan kapladı içimi. Önümde ki tepeye çıkar çıkmaz görecektim evi. Deli miyim? Diye sormadan edemedim kendime. Ne işim vardı orda. Ya sallanırken denge mi kaybedersem ne olacak? Bu kadar heyecana gerek var mı? Gibi birçok soru uçuyordu kafamda. Bir taraftan o kadar tehlikeli olabileceğini düşünmüyordum diğer taraftan öyleyse sallanacak mıyım diyordum.

Sonunda tepeye ulaştım ve fotoğraflarda gördüğüm ev karşımda duruyordu. Çok insan vardı etrafta ama sallanan kimse yoktu. Salıncağa yaklaştım aşağıyı görmek istiyordum ama ne mümkün! 30 dakika önceki güneşli hava gitmiş ve yerini göz güzü görmeyen bir sis kaplamıştı. Bırak karşıda, aşağıda ne var 5 metreden sonrası kayıp. Tek düşündüğüm bindin bindin yoksa yapamayacaksın. Arka bahçede ki salıncakta sallandığını düşün ne olacak! İyi de salıncakta gerçekten koruma yok ki!

Salıncağa oturdum ve bıraktım kendimi boşluğa. Nerde sallandığımı bilmeden. Sis bulutlarının arasında gidip geliyordum. Çocukluğumu hatırladım. Neden salıncakları bu kadar çok sevdiğim aklıma geldi. Beni rahatlatıyorlardı. Derslerin sınavların streslerini atıveriyorlardı üzerimden sadece gülümse oluyordu yüzümde. Ve o anda da aynı duygular kaplamıştı içimi işte. Salıncaktan indiğimde hissettiğim tek şey ‘yaramaz kız geri geldi’ oldu.

Benim gibi orada olan kişilerle başladık sohbete. Hem yeni kişilerle ile tanışmanın keyfini yaşıyordum hem de bir yandan sis bulutlarına gidin diye söylenip duruyordum. Bir süre sonra zar zor İspanyolca konuşmaya çalıştığımız bir arkadaşın isminin Mehmet olduğunu öğrenmek ve o noktada tanışmak ayrı bir keyifti. Yaklaşık 2 saat sonra güneş yeniden o güzel yüzünü gösterme başladı. Bulutlar yavaş yavaş çekiliyordu. Şimdi ne olduğunu görebilecektim ve cesaretim varsa öyle sallanacaktım.

Salıncağa bindim ve bıraktım kendimi. İşte özgürlük kelimesinin anlamı tamda buydu benim için! Ayakların boşlukta ve neredeyse gökyüzünde sallanıyorsun yavaş yavaş yüzüne vuran o rüzgarı hissediyorsun ve karşında yeşilin her rengine bürünmüş muhteşem bir manzara. Geçmişi ya da geleceği yaşamıyorsun, düşünmüyorsun sadece o an var sende. Başarıların aklından geçiyor, yapmaktan vazgeçtiklerin ve neden ertelediklerin. O 5 dakika belki de 5 yıl gibi… Oraya nasıl gittiğimi düşünüyorum ve yaşadığım mutluluğu… Anlıyorum ki daha yapmam gereken çok şey var.

O gün orda o salıncağa kaç kere bindiğimi hatırlamıyorum ama her seferinde özgürce ayaklarını gökyüzüne doğru uzatmak yukardan aşağıya bakmak öyle güzeldi ki. Yüzünde şaşkın gülümseme, içinde garip bir mutluluk ve heyecan. Özgürce bulutların üstünde tam da hayal ettiğin gibi….

Çocuklar salınmayı ne çok severler değil mi? Büyüdükçe o salıncaklar küçük gelir, hatta eskisi kadar keyif vermez. Öyle düşünüyorsanız birde La Casa Del Arbol’ u deneyin. Ordayken cesur kızdan çok yaramaz kızdım. 5 yaşındayken bindiğim salıncakta hatırladığım heyecan ve keyif kadar heyecanlı ve keyifliydim.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: