Zihinden Özgürleşmek ve Yaratıcılık

Hepimizin ruhuna Tanrı’nın ruhundan üflenmiştir. Zihnimizin bize oynadığı oyunlardan özgürleşirsek içimizdeki yaratıcılık ortaya çıkacak ortama kavuşacaktır. Çoğu zaman verimli çalışarak bedeni hayatta tutamaya çalışan zihnimiz bu otomatik çalışma düzeni ile yaratıcılığımıza bir engel oluşturur. Zihin değişim istemez; sabitlik ve rutinlik onun için güvenlik anlamına gelir. Dolaysıyla “konfor alanı” dediğimiz koltuğu pek sever. Elindeki deneyim ve bilgi ile işleyerek kendini korur. Oysa deneyim ve bilgi geçmişe dayalıdır ve yeni olamaz.

Yeniyi yaratmak için, otomatik pilottan çıkıp zihnin sakinleşmesini ve bir an için olsa da farklı bakmasını sağlamak gerekir. Bir özdeşleşmeden kurtulmak için, önce onu fark etmek gerekir. Zihni gözlemleyerek bu mekanizmayı çözmeye başlarız. Bu kolay gözükse de zihin kurnazdır. Bizi her başka bir duygu ve düşünce ile oyaladığında tekrardan ve sabırla gözlemlemeye devam etmek gerekir. Bir süre sonra dalgaların kendi kendine azalması gibi, zihnimiz de durulmaya başlayacaktır. Bu meditatif hale alışa kadar pratik olarak yapılacaklarla daha yaratıcılığa uygun ortamı hazırlamak için neler yapabiliriz?

Hiçbir Kısıtlama Olmasaydı Ne Yapardık?

Para, zaman ve diğer tüm kısıtlamalar ortadan kalktığında neler yapabileceğimiz hayal etmek iyi bir başlangıç olacaktır. Özellikle de her ihtimali yazmak, çizmek yaratacaklarımızın ilk bebek adımlarını oluşturur. Olup olmayacağını düşünmeden başlamak işin püf noktasıdır.

Yeni bir işe atılacaksak, sanki dünyaya yeniden geldiğimizi hayal edebiliriz. Neler yapardık? Nelerden keyif alırdık? Hangi yeteneklere sahibiz? Neler bize kolay gelir?

Geleni Yazmak ve Birleştirmek

Birbiri ile ilgisiz gibi gözüken ne varsa yazmak ve daha sonra bunları eşleştirmek zihnin alışık olduğu düşünce yapısına terstir. Bazen anlamsız gibi gözüken durumlar bir avantaja veya bir yeniliğe kapıları aralar. Yapışmayan ve başarısız bir yapıştırıcının formülünü çöpe atmayan 3M firmasından başka bir çalışan bu ürünü herkesin bildiği ismiyle Post-it  olarak bambaşka bir ürün haline getirmiştir.

Gelen her şeyi yazmak ve devamlı eşleştirmek…

Kişilik Özelliklerimiz Sabit Olmasaydı?

Kişilik kelimesinin İngilizcesi olan Personality sözcüğünün köken Latice Persona’dan gelir. Persona, maske demektir. Genlerle ailemizden getirdiğimiz bazı özelliklerin yanı sıra, büyürken bizi hayatta tutacak, bulunduğumuz ortama uyum sağlayacak taktikler geliştirerek bir kişilik yaratırız. Bir süre sonra zihnimizde kalıplaşan davranış biçimleri – bunları otoban olarak hayal edebiliriz – alışkanlıklarımıza dönüşür. Otobandan çıkıp da hiç kullanılmayan yollara daldığımızda otopilot devreden çıkar. Yaratıcılık için bir umut doğar.

Hiç yapmadığımız şeyleri yapmak, her gün yapılan rutinleri değiştirmek, bize zıt gibi gözüken bir karakteri canlandırmak, sanki oymuşçasına harekete geçmek, oynamak bizi yepyeni bir boyuta taşıyacaktır. Tapduk Emre’nin deyişiyle: “Her insanda tüm insanlığın sûreti vardır.

Tersten Düşünmek

Baştan sona doğru ilerlemek için tıkanmışsak, işe sondan geriye doğru başlamak alışılan yapısı değiştirecektir. Elde etmek istediğimiz sonuç veya çözüm neyse, o durumu hayal etmek ve oradan adım-adım geriye gelmek daha etkili olabilir. Eğer bir ekiple çalışıyorsak her adım için başka bir kişi sorumluluk alabilir. Kişiler adımlar arasında değişebilir ve bakış açısı zenginliği sağlanır.

Tersten bakmak, eldeki mevcut durumun sıkışıklığından bizi çıkartır. Apollo 13 Uzay Mekiğinde çıkan sayısız problemle kontrol çıkan ekibin başındaki lider Gene Kranz, herkesi susturur ve onları sadece hedefe odaklar: Astronotları sağ salim geri getirmek. Her ekip çalışmaya başlar. Farklı amaçlarla hazırlanmış malzeme ve ekipmanlarla yepyeni çözümler bularak başarıya ulaşırlar.

Çocuğa Sormak

Çocuk beyninin neo-korteks kısmı yirmi yaşına kadar tam anlamıyla gelişmez. Mantıklı düşünce ile anılan bu kısım henüz çocukları düşünce kalıpları ile bağlamamıştır. Çocuklar yetişkinlerin çoğuna göre daha yaratıcıdır.

Bazen bir çocukluğumuzu hayal etmek, bazen çocuklarla çalışmak bizi kalıplardan uzaklaştırır. Yoğun bir görüşme veya toplantı öncesinde oyun oynamak – özellikle de rekabetin olmadığı bir oyun – zihnimizi rahatlatır, sakinleştirir.

Star Wars filminde Obi Wan, Yoda’da sorar: “Arşivlerimizde olmayan bir gezegen yok. Nasıl olur da olmayan bir gezegenden sinyal gelir?”. Yoda çocuklara sorar ve öğrencilerden biri şöyle cevap verir: “Usta Yoda, biri gezegenin kayıtlarını silmiştir.”

Deniz Öztaş


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikHoş Geldin
Sonraki İçerikGezegenimizin Büyümeyen Bilge Prensi: Küçük Prens
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.