“Birlikte Mümkün”
Biz bu topraklarda birlikte doğduk, birlikte yürüdük.
Aynı toprağın, aynı gökyüzünün çocuklarıyız.
Aynı ekmeği bölüştük, aynı türküyle ağladık.
Ve şimdi aynı ağır yükü taşıyoruz: Adaletsizlikleri, suskunlukları, görmezden gelmeleri… (*Kendini BİZ hisseden herkes için düşüncelerim, duygularım)
Biz; otel yangınında evladına sarılıp vedalaşan bir babanın sessiz duasındayız.
Biz; bir madenin karanlığında umutla çalışan işçinin yanındayız.
Biz; tren raylarında sevdiklerini kaybeden annenin gözyaşındayız.
Biz; bir meydanda bombayla paramparça edilmiş bir genç kızın yarım kalmış düşlerindeyiz.
Biz; enkazın altındaki çocuğun elini tutmaya çalışan komşunun çığlığındayız.
Biz; atanamadığı için hayallerinden vazgeçen gençlerin içindeki buruk sessizliğin yanındayız.
Biz; adaletin yalnız güçlüye değil, herkese eşit şekilde işlememesi karşısında içi yananlarız.
Biz; demokrasinin yalnız seçimle değil, her gün, her alanda halkın sesiyle yaşaması gerektiğine inananlarız.
Biz; sokak ortasında şiddete uğrayan kadınların, bir türlü duyulmayan çığlıklarındayız.
Biz; köy okullarında deftersiz, sobasız, umutsuz büyüyen çocukların yarım kalan cümlelerindeyiz.
Biz; evladını yitirmiş bir bir annenin, bir öğretmenin kalbindeki tarifsiz boşluğun tanığıyız.
Biz; geçim derdiyle sabahlara dek çalışanların, asgari ücretle yaşamaya çalışanların alın terindeyiz.
Biz; genç yaşta yurt dışına gitmek zorunda kalanların, “burada nefes alamıyoruz” diyenlerin sessiz vedasında, kalp sızısındayız.
Biz; deprem çadırlarında aylardır yaşamak zorunda kalan ailelerin bitmeyen bekleyişindeyiz.
Biz; yalnız yaşlanan yaşlılarımızın, hiç çalmayan kapılarında, sessizliğin içindeki bekleyişteyiz.
Ve biz; her felakette hayatlar yitip giderken, hesabı hiç kimsenin vermediği bir düzene artık sessiz kalmıyoruz.
Ve biz; sorular hep kayıplara sorulurken, sorumluların sessizliğe gömüldüğü o suskunluğa artık katılmıyoruz.
Ve biz; acıların sahiplerini hep bulup, sebep olanları asla göremediğimiz bu hikâyelere artık susmuyoruz.
Ve biz; ölümle yüzleşen halkın, hesap vermeyenlerin gölgesinde bırakıldığı bu düzene artık boyun eğmiyoruz.
Ve biz; canlar toprağa düşerken, sorumluluğun havaya karıştığı bir ülkede artık sessiz değiliz.
Ve biz; hep bedeli ödeyenleri biliyor, ama bedel ödetilmesi gerekenleri göremediğimiz bu adaletsizliğe artık ses çıkarıyoruz.
Çünkü biz bu ülkenin ortak hafızasıyız.
Ortak acılarıyız.
Ortak umuduyuz.
Çünkü biliyoruz:
İnsan hayatı, siyasi hesaplara, ekonomik çıkarlara, ideolojik çıkarımlara feda edilemez.
Hiçbir sistem, insan onurunun üstünde değildir.
Hiçbir iktidar, bir çocuğun gülüşünden daha değerli değildir.
Çünkü görüyoruz:
Bir avuç kayrılanın konforu, milyonların alın terinden, emeğinden, uykusuz gecelerinden çalınarak inşa ediliyor.
Birileri servet üstüne servet koyarken, birileri çocuklarına süt alamıyor.
Birileri devlet olanaklarını ayrıcalıkla kullanırken, birileri adalet ararken kapı kapı dolaşıyor.
Çünkü hissediyoruz:
Bu düzen, kimsenin yazgısı değil.
Bu tablo değişebilir.
Yeter ki birlikte duralım.
Yeter ki aynı vicdanda buluşalım.
Ve işte bu yüzden:
Bizim tepkimiz bir kişiye, bir partiye, bir olaya değil…
Sistemli bir vicdansızlığa.
Yıllara yayılan ihmale.
Toplumu içine çeken duyarsızlığa.
Görmezden gelinen adaletsizliğe.
Derinleşen toplumsal körlüğe.
Artık susmayalım.
Çünkü suskunluk, bir ortaklıktır.
Çünkü susmak, onaylamaktır.
Çünkü sessizlik; yanlışın kanıksanmasına, kötülüğün sıradanlaşmasına neden olur.
Artık alışmayalım.
Çünkü alışmak demek, unutmaktır.
Alışmak, yok saymaktır.
Ve unutmak; bir toplumun geleceğini karartır.
Artık korkmayalım.
Çünkü korku bizi olduğumuz yerden daha kötü bir yere götürür.
Korku bizi yalnızlaştırır, küçültür, sessizleştirir.
Ama birlikte durduğumuzda, korkunun hükmü son bulur.
Artık hatırlayalım.
Her hayatın kutsallığını.
Her çocuğun hakkını.
Her annenin duasını.
Her babanın emeğini.
Her insanın insanca yaşama arzusunu.
Ve en önemlisi…
Sorumluluk alalım.
Yalnızca izleyen değil, katılan olalım.
Kalemimizle yazalım.
Sözümüzle savunalım.
Duruşumuzla gösterelim.
Çünkü bu yalnızca bir serzeniş değil.
Bu yalnızca bir tepki değil.
Bu bir vicdan manifestosudur.
Bu bir farkındalık çağrısıdır.
Bu, zamanın hükmüne inananların ortak sesidir.
Çünkü biliriz:
Şahıslar geçicidir.
Koltuklar, unvanlar geçicidir.
Ama vicdan yitmez.
Hakikat kalıcıdır.
Zamanın hükmü sonsuzdur.
Ve biz;
Her zaman insanın, hayatın, adaletin, vicdanın tarafında olalım…




















