Yeryüzündeki Cennet: Zanzibar

Aylardır okuyup, araştırıp, planladığım seyahat için yola çıkma vakti geldi çattı. THY’nın direk uçuşuyla Tanzanya’nın başkenti Dar Es Salaam’a doğru havalanıyoruz. Yaklaşık 7 saatlik bir uçuşun ardından oradayız. Uçağımız rötarsız 2:45’te iniyor Dar Es Salaam’a. Türkiye ile Tanzanya aynı saat diliminde olduğundan saat farkı yok burada. Uçakta dağıtılan ve doldurduğumuz formların arasına kişi başı 50 dolar vize ücretini de koyarak, bankoların önündeki kuyruğa giriyoruz. Havaalanı beklediğimden daha iyi; küçük ve eski model ama boğucu değil. Yaklaşık yarım saat sonra vizemizi de alıyoruz. Biz vize alırken valizlerimiz de gelmiş. Dar Es Salaam’da kalmadan, Zanzibar adasına gideceğimizden ücretsiz wifi’ın da olduğu havaalanında beklemeye karar veriyoruz. Uçağımız sabah saat 7’de. Feribotla da gidebiliriz ama 2,5 saat denizde sallanarak, kalabalık bir feribotla gitmek yerine (kişi başı 35 dolar), küçük pır pır uçaklardan biriyle 25-30dk.lık bir uçuşla gitmeyi tercih etmiştik (kişi başı 75-80 dolar). Bu arada yanımızdaki dolarların bir kısmını havaalanında yerel para birimi olan şiline çeviriyoruz. Herhangi bir sebebi yok ama ilginç bir biçimde 2003’den önce basılan dolarları kabul etmiyorlar. Daha önce bundan haberdar olduğum için hazırlıklıyız, yanımızda eski tarihli dolar getirmemiştik.

Yeryüzündeki Cennet Zanzibar

Zanzibar uçağı için saat yaklaşınca birkaç dakikalık bir yolculukla ve bir taksiyle iç hatlara geçiyoruz (10 bin şilin, yaklaşık 5 dolar) Burası ufacık bir havaalanı, pır pır uçaklara kapıdan çıkıp, pistte görevli eşliğinde yürüyerek ulaşıyorsunuz. Uçakları ilk gördüğümüzde biraz tedirgin olmadık dersem yalan olur. Alışık olduğumuz o büyük uçaklardan sonra pek güven vermiyor insana. Ama bunun da farklı bir macera olması hissi güzel. Uçak gürültüyle havalanırken heyecan yerini, şehri böylesine net yukarıdan görmenin merakına bırakıyor. Zanzibar adasına yaklaşırken manzara, Hint Okyanusu’nun muhteşem rengi sayesinde bir göz ziyafetine dönüşüyor. Sırf bu manzara için bile bu uçaklara binmeye değer.

2

Zanzibar Havaalanı’na inince yeni bir form daha doldurup, görevlilere vermek gerekiyor. Ama ayrıca bir vize ücreti ödenmiyor. Havaalanı çıkışında sizi taksiler karşılıyor (tabi eğer önceden rezervasyon yaptığınız otelinizden bir araç istemediyseniz) bu taksilerden biriyle anlaşıp, Nungwi’ye doğru yola koyuluyoruz. Burada herşey pazarlıkla yapılıyor. Buna hazırlıklı olmak gerek. Taksi ücreti olarak da adanın gideceğiniz bölgesine göre 25-35 dolar vermek yeterli. Ama ilk sorduğunuzda size yaklaşık iki katını söyleyeceklerdir;) Eğer otelinizden bir araç isterseniz vereceğiniz ücret yine iki katı olacaktır. Yaklaşık bir buçuk saatlik sarsıntılı bir yolculuğun ardından otelimize varıyoruz. Buralarda yol değince, asfalt olsa bile delik deşik ama çoğunlukla da toprak yollara hazırlıklı olmalı. Otele vardığımızda karşılaştığımız manzara tüm yorgunluğumuzu unutturuyor. Eşyaları odaya bırakıp, hazırlanarak otelin önündeki o şahane plaja koşuyoruz. Nungwi’nin neden dünyanın en güzel 10 plajından biri seçildiğini de hemen anlıyoruz. Bembeyaz yumuşacık kumların, daha önce hiç görmediğim açık mavilikte bir denizle birleştiği rüya gibi bir yer…

4

Bir anda tüm yorgunluğumuz gittiğinden tatilin ilk aktivitesine hazırız bile;) Buralarda hemen her plajda dolaşan genç rehberler size istediğiniz turu yaptırmak ve satmak için hazırlar. Zaten burada herkes tur rehberi adeta. Tabii yine pazarlık şart;) Sizi görür görmez yanınıza gelip, adanın her yerinde rastlayacağınız samimiyet ve güler yüzle hal hatır soruyor, kendilerini tanıtıyorlar. Biz de gencecik bir çocukla önce sohbet edip, tanışıyor sonra da iki gün boyunca yapmak istediğimiz turlar için anlaşıyoruz. Fiyatlar aynı tekneyle kaç kişi bu turu yapacağınıza göre değişiyor. Biz sadece iki kişi olmayı tercih ediyoruz. İlk turumuz Mnembe adasının resifine yapacağımız şnorkel dalışı. Odaya çıkıp şahane okyanus manzarası ve sesi eşliğinde birkaç saat dinleniyor, sonra heyecanla hazırlanıp çıkıyoruz. Genç rehberin bizi alması için gönderdiği taksi, sonraki günlerde de gitmek istediğimiz yerler için kullanacağımız taksi olacaktı. Zanzibar’da bir kişiyle tanışmanız ve anlaşmanız yeterli. Sonrası çorap söküğü gibi geliyor ve siz bu sayede tanıştığınız diğer kişilerle her şeyi halletmeye başlıyorsunuz.

5

Dhow denilen, adaya özgü teknelerden biriyle yarım saatlik bir yolculuk sonunda Mnembe resifindeyiz. Burası dünyanın sayılı şnorkelle dalış merkezlerinden biri. Suya girer girmez bizi, rengarenk balıklar ve mercanlar karşılıyor. Adeta dev bir akvaryumun içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Kayıp Balık Nemo ve Dory animasyonlarındaki o rengarenk dünyanın gerçeğiyle karşılaşmak çok heyecan verici. Suyun altında zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, iki saate yakın kaldık burada. Ada’ya çıkmaksa yasak, çünkü İtalyanlar’ın kurduğu 5 yıldızlı otel müşterileri dışında kimse kullanamıyor Ada’yı!

10

Şahane bir gün batımı eşliğinde otelimize dönüyoruz. Vakit kaybetmeden hazırlanıp akşam yemeği için adanın en hareketli sahillerinden biri olan Nungwi’nin merkezine gidiyoruz. Gelmeden methini çok duyduğumuz Langi Langi Beach Bungalows’un restoranındayız. Deniz mahsulleri ve yerel lezzetleri son derece başarıyla sunan, nefis bir manzaraya ve hareketli bir ambiyansa sahip. Geldiğimize pişman olmuyoruz. Yemek sonrası harkulade kumsalda yürüyüş ve ardından otele dönüşle ilk günümüzü tamamlıyoruz. Ertesi sabah yunuslarla dalış turu için altıda kalkacağız. Okyanuz sesi eşliğinde güzel bir uyku bizi bekliyor…

14

Sabah erkenden uyanıyoruz ama o da ne? Hayli güçlü bir sağanak yağmur var dışarıda! Böylece Afrika’nın alışık olmadığımız şiddetteki yağışıyla da tanışmış oluyoruz. Önce ‘acaba tura gidemeyecek miyiz’ diye düşünürken, bu yağmurların gelip, geçici olduğunu hatırlayıp hazırlanmaya koyuluyoruz. Gerçekten de hazırlığı bitirip, dışarı çıktığımızda bizi mis gibi bir hava ve muhteşem bir gün doğumu manzarası bekliyor. Arabayla bir buçuk saatlik, artık alıştığımız sarsıcı kara yolculuğunun ardından Kizimkazi sahilindeyiz. Araçtan iner inmez hediyelik eşya satan çocuklar, tur satan genç rehberler etrafınızı sarıyor. Ayrıca sahil, dalış elbisesi, şnorkel, palet gibi dalış malzemeleri kiralayan seyyar tezgahlarla dolu. (Biz kendi malzemelerimizi yanımızda getirmiştik. Ama taşımak istemeyenler için çok ucuza kiralamak da mümkün) Buraya bir rehberle gelmiş olmak sizi bu kargaşadan çabuk kurtarıyor. Böylece bir daha kolay kolay göremeyeceğiniz güzellikteki sahilin tadını çıkarabiliyorsunuz. Tekneye geçip, kocaman dalgaların üstünden bazen çığlık atarak atlayıp, hızla okyanusta ilerliyoruz. Yunusları buluncaya kadar geçen bu 30-40 dakikalık süre, hayli adrenalin içeren bir süreç. Deniz tutanlar için zor olabilir.

16

Teknede ilerlerken her an suya atlamaya hazır bekliyoruz. Çünkü yunuslarla karşılaşmak an meselesi ve çok hızlı yüzdükleri için çabuk olmak gerekiyor. Beklediğimiz an geldiğinde kendimi teknede sevinç nidaları atıp, zıplarken buluyorum. Ben o heyecanla atlamak yerine, o anları kameraya çekmeyi tercih ediyorum. İlk defa yunuslar bu kadar yakınımda, elimi uzatsam dokunabileceğim bir mesafede yüzüyorlar. Hayran hayran seyrediyorum. Tabii bu arada civar teknelerdeki herkes ve Atakan çoktan suya atlamış bile;) Onların heyecanlı takiplerini izlemek de çok keyifli. Yunuslar gidince tekrar tekneye çıkılıyor ve onları yakalamak için yeniden dalgaların üzerinden atlaya zıplaya yola koyuluyorsunuz. Bu olay defalarca tekrarlanıyor. Suya atladığım ilk iki seferde yunuslar hızla uzağımdan geçiyor. Ama üçüncü de rehberin “jump!” diye bağırmasıyla suya atlamam, biri yavru beş yunusla göz göze gelmem bir oluyor. Saniyeler süren kısa bir zamanda yana yana yüzüyoruz. O an yaşadığım hisleri kelimelerle anlatmam mümkün değil. Hayat boyu unutamayacağım bir deneyimdi…

17

Öğleye doğru kıyıya döndüğümüzde bulutların üzerinde gibi hissediyoruz. Muhteşem kumsalı gezip, bol bol fotoğraf çekiyoruz. Birbirinden tatlı çocuklardan, küçük hediyelik eşyalar alıp, onlarla sohbet ediyoruz. Kuruyup, giyindikten sonra da bir başka doğa harikası yere, Jozani Forest’a gitmek üzere yola koyuluyoruz. Sadece bir kaç yüz tane kalan ve dünyada sadece bu ormanda bulunan Red Colobus Maymunları’nın yaşadığı yer burası.

19

Jozani Chwaka Bay National Park, 50 kilometrekarelik, korumaya alınmış bir doğal park. Girişte size verilen rehber eşliğinde geziyorsunuz ormanı. Buraya özgü bitki, ağaç ve kuşları anlatıp, gösteriyorlar. En önemlisi sağlık ve kozmetikte pek çok üründe kullanılan Mangrov ağaçları. Devlet bu ağaçların ormandan kesilmesini yasaklamış ve korumaya almış. Zaten ormanda kopan herhangi bir dalı bile yerinden almak yasak. Gelgit sonucu dışarda kalan dev ağaç köklerinin oluşturduğu görüntüyse sıra dışıydı. Jozani Forest’ın özelliklerinden biri de bu harika görüntü. Gezi sırasında Red Colobus maymunlarıyla da yakından tanışma fırsatımız oldu. İnsana alışık olduklarından kaçmıyorlar, yanlarına kadar sokulabiliyorsunuz.

20

Jozani Forest turunu da tamamlayıp Nungwi’ye dönüyoruz. Öğle yemeği için tadı damağımızda kalan Langi Langi Beach Bungalow’dayız yine. Şahane Nungwi plajına yukarıdan bakan manzarası gündüz bir başka güzel. Yemekten sonra merkezdeki birbirinden renkli ürünlerin olduğu hediyelik eşya dükkanlarını gezip alış veriş yapıyor ve otele dönüyoruz. Akşam Nungwi’ye 2 km. mesafedeki, şahane plajı ve plaj partileriyle ünlü Kendwa’ya gideceğimiz için biraz dinleniyoruz. Akşam her zamanki taksimiz bizi almaya gelecek, dönüş saatimize kadar da bekleyip otele bırakacak.

12

Kendwa Zanzibar’ın mutlaka görülmesi gereken plajlarından biri. Özellikle de gün batımı ve plaj partileri. Biz gittiğimiz akşam oranın en gözde oteli Kendwa Rocks’ın plaj partisi vardı. Akşam yemeğini de orada yemeği tercih ettik. Kumların üzerine mumların yandığı, lezzetli yemeklerin, kokteyllerin olduğu, güzel müziklerin eşlik ettiği bir ambiyansta geçen unutulmaz bir akşam oldu bizim için. Sabah erken kalkıp nefis okyanus manzarasına karşı kahvaltımızı yapıp, bu kez Baharat Turu için yola kokuyuluyoruz.

Baharat Turu Zanzibar’ın olmazsa olmazlarından biri. Hem bildiğimiz hem de ilk defa gördüğümüz pek çok bitki ve baharatları dalında görme, koklama ve dokunma şansınız oluyor. Tarçından-karabibere, yılang yılangdan-muskata, lemoni grasstan-aleo veraya kadar pek çok ilginç bitkiyi yakından tanıma fırsatımız oldu. Ağaçta değil, yerde yetişen ananasların tarlası ve kahve ağacı ile meyvesi benim en çok ilgimi çekenlerdi. Kahve ağacının küçük kırmızı kabuklu meyvesinin içi sanıldığı gibi acı değil, hafif şekerli bir tada sahip. Kahve çekirdeği de işte bu meyvenin içinde. Turun bir yerinde, takma adı “Butterfly” olan Jack yanımıza geliyor ve buraların meşhur “Hakuna Matata” şarkısı eşliğinde bir çırpıda gökyüzüne uzanan hindistan cevizi ağacına tırmanıyor. Hem de lakabına yakışır biçimde bir kelebek gibi uçarcasına çıkıp, iniyor. Ağaçtan kopardığı hindistan cevizi orada temizlenip ikram ediliyor bize. Önce suyunu içiyor, sonra lezzetli meyvesini yiyiyoruz. Tadı bizim buralarda marketlerden aldıklarımızdan çok daha güzel ve leziz. Tur buyunca bizi bitkilerin yapraklarından yapılan eşyalar hediye ediyorlar. Küçük bir sepet, bileklik, şapka, kolye, kravat gibi şeyler. Bu keyifli gezinin sonunda da, ağaçlarını gördüğümüz tropik meyvelerden ikram ediyorlar. Hem ağzımızda, hem de gönlümüzde nefis bir tatla ayrılıyoruz bu mis kokulu bahçeden…

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: