Birçoğumuz yeni bir seneye girerken, neleri yaptığımız, neleri ihmal ettiğimizi düşünür ve bir muhakeme içine gireriz. Sonrasındaysa yeni kararlar almaya başlarız. Daha çok kitap okumak, spor yapmak, hayır demeyi öğrenmek gibi bir çok maddeden oluşan listeler oluştururuz. Oysa, yeni kararlar almak için yeni bir senenin gelmesini beklemek gerekmez. Uyandığımız, nefes aldığımız her yeni gün bir şükür sebebidir çünkü. Bu yüzden hayatı ve kendimizi daha fazla ıskalamadan, doğru kararları alıp, uygulamaya koymak gerekir bazen.
İşte Eylül tam da böyle bir aydır. Tatilin bittiği, okul hazırlıklarının yapıldığı, yoğun çalışma temposuna geri dönülen bir ay. Başka bir deyişle Eylül, işleri gerçekleştirmenin, kararları uygulamaya başlamanın, yeni yollara koyulmanın zamanı. Sıcaktan kavrulunca dilimizde kalan naneli limonatanın ferah tadı…
Çoğumuz için Eylül’ün yeri başkadır. Ağaçların, kendilerini “yenilemek” üzere, yapraklarını yere bırakmaya başladığı bu ayla birlikte, bizler de birçok şeyi geride bırakırız. Yılın yarısı geçmiştir mesela. Sıcağından kavulduğumuz güzelim yaz ve anıları geride kalmıştır. Uzun gece yürüyüşleri, yerini akşamüstü sohbetlerine bırakmıştır.
En çok ağaçlar dikkatimi çeker benim bu ayda. Düşünün, tüm bir mevsim, yeşiliyle, meyvesiyle, gölgesiyle dimdik duran canım ağaçlar, sarı sonbahar kendini gösterir göstermez, sararıp solmaya, yapraklarını gövdelerinden ayırmaya başlar. Ağaçların bu fotoğrafı belki hüzün verir ama aslında kendilerini çetin koşulları olan başka bir mevsime hazırlarlar. Bunu yaparken de daha güçlü olmak için artık fayda vermeyen, kendilerine yaramayan, iyi gelmeyenleri bir bir dökerler yerlere… Belki tek kalırlar, korunmasız, savunmasız, çıplak gözükürler ama içten içe kendilerini zor bir imtihandan geçmek üzere yenilemeye hazırlıyorlardır aslında.
Bizim için de böyle değil midir? Hayatımızda bize fayda vermeyen, yıpratan, yoran birçok şeyi kendimizde barındırdıkça, dik durabilmek için gücümüzün kalmadığını farketmiyor muyuz? Oysa silkelenmek gerekir bazen. Durduğumuz yerden kalkmak, fazlalıklardan arınmak, üzen, vaktimizi çalan insanları uzaklaştırmak gerekir kendimizden. Bunun için de zamana ihtiyacımız vardır. Zamanı doğru kullanıp, doğru kararlar verdikçe, kendimizi yavaş yavaş bahara hazırlamış oluruz.
Muhakkak ki içimizde açmayı bekleyen saklanmış tomurcuklar, tohumlar var; vakti gelince ortaya çıkacaklar. Kainatın mimarı da işte her şeyi bu muazzam dengede yarattığı için, bizlere düşen yanlıştan arınarak yenilenmek.
Çünkü attığımız adımlar, aldığımız kararlar, üşengeçliği bırakıp kendimiz için yaptığımız her faydalı şey, yanımıza kâr…
Çünkü Hz. Mevlana’nın da dediği gibi “Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme. Zira bu işin baharı var.”
Zeynep Kıyak





















