Yaz(ı) Kampı’nda Ne Oluyor?

“Kendini keşfettiğin bir alan, kelimelerin insana ayna tuttuğu bir yolculuk.”

Yaz(ı) Kampı’nda sabahları telaşla başlamayız. Alarm değil, iç ses uyandırır. Her sabah öncelikle yedi dakika yazarız. Az gibi görünür ama o yedi dakikada kendimize yer açarız. Bazı sabahlar hiçbir şey dökülmez kağıda. Bazı sabahlarda yıllarca susturduğumuz bir cümle kalemden akar. Yolculuğun derinliğini, yazarken neye yöneldiğimiz belirler.

Her yaştan yazmak isteyen olarak bir masada buluşuruz. Bazı katılımcılar yazar olmayı arzular. Bir kitap yayımlamak, bir öyküde kendi sesini bulmak ya da yıllardır içine yazdığı metinleri artık dışa dökmek ister. Bu arzunun içinde hem samimiyet hem de korku taşırız. “Yazabilir miyim?” sorusunu kalemin ucunda tutarız. Cevabı ancak yazarak duyarız. Bazı sorular yalnızca yazının içinde yankı bulur.

Bazılarımız yazar olmayı hiç düşünmemiştir. İçindeki suskun yerden bir yol arar. Kimi annesini yazar, kimi kırılgan çocukluğunu. Kimi bastırdığı öfkesine ses verir, kimi hâlâ adını koyamadığı boşluğa bakar. O yedi dakikada kendimize bir randevu veririz. Yazı, o buluşmaya tanıklık eder.

Yaz(ı) Kampı’nda yarışmayız. Kimse kimsenin yazısını yargılamaz, kimse alkış beklemez. Hepimiz birbirimizin üretimine tanık oluruz. Bazen bir kelimeyle, bazen sadece bir duruşla, bazen göz göze gelen bir sessizlikle. En doğru cümleyi, çoğu zaman bir başkasının sustuğu yerden duyarız.

Günler geçtikçe şunu fark ederiz: Yazmak, dışarıya anlatmak değil; içeride olanı duymaktır. Bazı günler yazı akmaz. Eller durur. Bu da yazıdır. Çünkü Yaz(ı) Kampı’nda yalnızca üretmeyi değil, duymayı da öğreniriz. Her yazıyla bir eşiği geçeriz. Bazı metinleri kitaba dönüştürürüz, bazılarını sadece kendimizi iyileştirmek için yazarız. Her cümlede kendimize biraz daha yaklaşırız. Hiçbirimiz başladığımız yere dönmeyiz.

Yaz(ı) Kampı’nda ne olur? Kendimize doğru bir yolculuğa çıkarız. Kalemle. Sessizlikle. Cesaretle. Her sabah yeniden başlarız. Her yazıyla yeniden hatırlarız:
YAZarsan, YAZARsın.

Bir Çağrı: Kalemi Kendine Tut

Yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana dizmek değildir. Bazen içinden geçemediğimiz bir duyguyu geçilebilir kılar. Bazen de taşıyamadığımız ağırlığı kağıda bırakırız. Yazdıkça fark ederiz: Kelimeler yalnızca dışarı çıkmaz, içeride birikenleri de temizler. Sustuklarımız görünür hâle gelir.

Yazmak, geçmişin tozlu çekmecelerine açılan bir anahtardır. Hatırlamakla unutmak arasında kalan yerlerde kendimizi buluruz. Kalemle yazdığımız her cümle, içimizdeki uzaklığı azaltır. Bazen bir cümleyle başlarız, bazen bir paragrafta derinleşiriz. Ama her satır, içimizden çıkan bir şifayı taşır.

Yaz(ı) Kampı, kendini duymak isteyen herkese kapısını açar. Yazmak istiyorsan değil, duymak istiyorsan gel. Bazen yalnızca yedi dakika yeter. İç sesin zaten orada. Kalemi tutman yeterlidir. Yedi dakika senindir. Yaz. Dinle. Kal.

YAZarsan, YAZARsın

Şu anda yazıyorsan, yazarsın. Henüz bir kitabın çıkmamış olabilir. İsmini kapağa yazmamış olabilirsin. İmza günlerine hiç katılmamış olabilirsin. Yine de yazıyorsan, içindeki yazar çoktan konuşmaya başlamıştır.

Yazar olmak bir kimliğe sahip olmak değil, bir hâlde kalmaktır. Her gün o hâli yeniden seçersin. Kalemi eline aldığın anda, kendini ertelememeye karar verirsin. Ne yazdığın değil; yazmaya oturduğun belirler yazarlığını.

Yazarlığı yalnızca yetenek oluşturmaz. Kararlılık da o kimliği kurar. Yazmayı göze alan herkes, yazının dönüştürücü gücüne yaklaşır. Bu güç, yazar kimliğini adım adım biçimlendirir.

Bugün yazıyorsan, yazarsın. Bazen korkarak yazıyorsun. Belki eksik hissederek ve  defalarca silerek… Yine de yazıyorsan, iç sesine sadık kalıyorsun. Sadakat, bu yolculuğun pusulasıdır.

Şu anda Yaz(ı) Kampında yazanlar ne diyor?

“Yaz(ı) kampında bir bahçe oluşturuyoruz kendimize. O bahçede bazen bir ağaç oluyoruz bazen bahçıvan, bazı zaman bir salıncak bazen de bir ayrıkotu. Her gün içimizde ne varsa dışarıya o akıyor. Yazmanın sonu nereye varır tam bilmiyorum kendi adıma, ancak sürecin tadına vardığım, teorik bilgiden daha da fazla bolca uygulamayla kendi ritmimde keyifle yol aldığım kesin. İyi ki buradayım.” -Pınar Aykol

“Yazı kampı kendine koçluk fırsatı.. Yazı kampı değişimin başlangıcı.. Yazı Kampı kendini keşif yolculuğunda en güzel paylaşım yeri… Yazı Kampı yazıyla meditasyon yapma zamanı.. ve Yasemin SUNGUR, Yazı Kampı’nın mimarı, yazıdaş, yoldaş, kitapdaş.. iyi ki…” -Gaye Saygılı Demirtaş

“Kendine kavuşma ayiniymiş meğer yazmak. Yaşadığıma gözcülük ederken kendimi fark eder olmuşum.” -Eda Özbalkan

“Bu kamp, bizi hem duygusal hem de yaratıcı anlamda besleyen, birbirimizi destekleyerek büyüdüğümüz bir yaratıcılık küresi. Başkalarının yazdıklarını okumak, onların hikâyelerini dinlemek; yazmanın farklı anlarda, farklı hayatlarda nasıl bir ihtiyaç hâline dönüştüğüne tanık olmak hem ilham verici hem de dönüştürücü ve sağaltıcı.” -Gamze Seda

“Denir ki; yaratıcı ilk önce kalemi yarattı. Bu sözün bende bir anlamı vardı. Yazı kampına katıldığım ve kalemi elime aldığım an bu söz yepyeni anlamlar kazandı. Konuşmaya susamış ruhumun, aracı olarak kalemi kullandığını anladım. Yazmak; hiç durmaksızın konuşan zihni susturup ruhunla, kalbine bağlantı kurmakmış. Bir neşter gibi cerahatli yaraları deşerek iltihabı boşaltıp temizlemekmiş. Dünya keşmekeşinden kaçıp sığınılacak dupduru deniziyle ruhu sağaltan bir limanmış.

Yazarsan yazarmışsın meğer. Yargılanmayacağımızdan emin olarak, bizi ruhumuzla buluşturan, tanıştıran Yasemin Sungur hocamıza teşekkürlerimle.” -Hatice Nugayoğlu  Karaca 

“Bu kampta, hayatla oluşan boşlukları fark etmek ve onlara kendimizce sınırlar çizmek mümkün. Bu aynı zamanda sonsuzluk alanı… Böylece sürekli yeni şeyler yapılabilir. Bunu sağlamak için kamptaki yazı disiplinini takip edin…” -Nurhayat Kayar

“Yazmak yaşamanın ta kendisi, bu kampa katıldığımdan beri yaşamda var olduğumu hissediyorum. Etkisizleştirilmeye çalışılan toplumumuzda karşı koymanın, ayakta durmanın bir ifadesi yazmak. Yaşam yolculuğunda kendini bulmaktır yazmak. Bu yazı kampı bu yolculukta yazıdaşların buluştuğu, kucakladığı, kucaklandığı, birlikte arayışa çıktığı, kah ağladığı, kah kahkahalar attığı kocaman bir bahçe. Bahçemizin yeni bir rengini görebilmek için her gün heyecanla uyanıyorum.” -Ebru Demir

“Neler olmuyor ki? Bu kampta hayatın ve insanın tüm renklerini bulmak mümkün. Sen yeter ki tüm duyularınla burada var olmak iste.” -Gülsevin Çankırı

“Hayat yazmaya değer.” -Çiğdem Yıldız

YAZarsan, YAZARsın.
Yazarlık, içtenlikle başlar, tekrar eden cesaretle büyür. Bugün yine yazıyorsan, o hâl çoktan sende yaşamaya başlamıştır.

Bizim Yaz(ı) Kampına istediğin zaman katılabilirsin. Bitmeyen bir kamp yapmışlar. Ayda bir kez #yaratıcıyazıdersleri online yapılır. Kitap seçilir, yazar ile sohbet yapılır.

Yaz(ı) Kampında; kendi yolunu seçmen için desteklenirsin. Yazıların için değerlendirme alırsın. Yazar olmak yolculuğunda ihtiyaç duyduğun bilgiyle beslenirsin.

Sen de katılmak istersen bekliyoruz.  “Öğrenerek yazıyoruz, yazarken azıyoruz.”

Yasemin Sungur 

 

Önceki İçerikKırkından Sonra Üniversiteli: Bir Yıl… Su Gibi Aktı
Sonraki İçerikMutluluğun Kimyası
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...