Kadın ve Edebiyat Tadımlık -2

Kitaplarımın arasında gezinmeye devam edelim hadi! Kendime bol köpüklü bir Türk kahvesi yaptım; şimdi hazırım bir FÜRUZAN eseri okumaya. Onun ilk kitabı olan ve 1972’de kendisine Sait Faik Hikâye Ödülü’nü kazandırarak, bu ödülü alan ilk kadın yazar olarak üne kavuşmasını sağlayan ‘Parasız Yatılı’ adlı eser var şu anda ellerimde… Öyküden öyküye koşturuyor gözlerim: 

‘Gidiyor musunuz?

Güle güle.

Kapıyı iyice kapayın.

Sizden üşüdüm…’

diyor ‘Özgürlük Atları’ adlı öyküsünde…

Sonra da ‘Aklı savunuyoruz, ama güzellikten yanayız‘ cümlesi çıkıyor karşıma başka bir yerde.

1932 doğumlu, olan yazar FÜRUZAN (doğum adı: Feruze Çerçi) genellikle “küçük insanlar” diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını anlatıyor öykülerinde… Ayrıca, şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye ve çocuk edebiyatına kadar farklı türlerde eserler yaratmış, bazı öyküleri tiyatro sahnesine ve beyaz perdeye aktarılmıştır. 1970’li yılların en önemli üç kadın yazarından biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır Füruzan. 

Karikatürist Turhan Selçuk ile evliydi. Eserlerinde salt ön adı olan Füruzan adını kullandı. Kariyeri boyunca hiç soyadı kullanmamasını:

“Ben o yıllar çok ünlü bir soyadı taşıyordum. Çok ünlü, çok saygıdeğer iki adamın kendi akıllarıyla, emekleriyle ve yetenekleriyle ünlendirdiği saygıdeğer bir soyadıydı. Ben, o ünlenmiş soyadının bana sağlama ihtimali olan kolaylıklarına hiç yanaşmak istemedim. Ben, yazarlığımın sınanmasını öyle bir şekilde tek başıma yapıp bu büyük addan yararlanmamalıydım.” sözleriyle açıklar.

******

‘Parasız Yatılı’yı yerine itinayla yerleştirdikten sonra, Bir SEVGİ SOYSAL (1936-1976) eseri olan ‘Tante Rosa’yı alıyorum raftan ve terasta bir aşağı bir yukarı yürümeye başlıyorum:

‘Yokluk ne rezilliklere gebedir…’

‘Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir…’

cümlelerine takılıyor gözlerim sayfaları çevirirken…kitabı ilk okuduğumda altını çizmiş olduğum cümlelerden bazıları bunlar… Annesi Alman olan Sevgi Soysal’ın anneannesi, teyzesi ve kendisi bu eserin merkezinde, yani daha ziyade otobiyografik bir roman, bir aile hikâyesi…

“Yağma yok beyim, yanlışımı kendim seçerim ben. Yanlış da yapsam, kendim, bile bile, ama kendim yaparım…” der Sevgi Soysal ‘Yürümek’ adlı eserinde…

Kadının özgürlüğünü kazanma ve varoluşunu kendi tercihleriyle gerçekleştirme mücadelesi tüm yapıtlarında karşımıza çıkıyor, romantik kadın tipi gerilerde kalıyor…

*****

Elim bu sefer bir DUYGU ASENA kitabına gidiyor. 1946-2006 yılları arasında yaşamış, pedagoji eğitimi almış olan Asena, kadın haklarını savunan bir gazeteci ve yazardı. Türkiye’de kadın dergiciliği alanında en önemli dergilerden Kadınca Dergisi’nin 1978-1992 yılları arasında yayın yönetmenliğini yaptı.

Şu anda elimde tuttuğum ve ilk kitabı olan ‘Kadının Adı Yok’ ile adını duyurdu. Kitap müstehcen bulunduğundan 1988’de yasaklandı. Uzun süren dava sonucunda tekrar yayımına izin verildi ve ardından aynı yıl, yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filme alındı.

‘Arkadaşlarımın babaları oğullarına sürekli “Erkekler ağlamaz” diyorlar; bunu dediklerine göre ağlamak doğru değil. Peki ama ağlamak iyi bir şey değilse neden kızlara yasak değil? Acaba kızların kötü şey yapmaları doğru da, erkeklerinki mi değil?’

‘Öyle bir içimize işlemiş ki görünmeyen yasalar, kurallar, yasaklar… İliklerimizde, kanımızda, beynimizin kıvrımlarında bunlarla doğmuşuz. Zekâmızla bir kısmını atabiliyorsak ne mutlu bize… Gerisi kalıyor işte’ cümleleri çarpıyor gözüme kitapta… kitabı kapatıp bir müddet düşünceye dalıyorum kafamda bu sözlerle…

Sonra da, ‘Orada Kadınlar Var mı?’ kitabının sayfalarında geziniyorum:

‘Sevgili gençler, yanlışları görün, doğruyu bulmak için savaş verin. Doğru bulduğunuz şeyleri yaşamaktan hiç korkmayın. Yaşama amacınız, insanlarla yalnızca sevgi birliktelikleri kurmak olsun, çıkar ilişkileri değil. Ve öyle bir kendiniz olun ki, asla birilerinin zoruyla bir şeyler yapmayın…’

‘Güçlü olmak, güçlü olmayı savunmak kol gücü anlamına gelmiyor. Benim defterimde, “iyi, kendinden emin, akıllı insan olmak” anlamına geliyor. Korkacak hiçbir şey yok. Siz siz olun yeter’ cümlelerini yüksek sesle okuyorum…

Yazar, ‘İnsan henüz sıradan bir yaratık olma konumunda. Evrimi tamamlanmamış. Bunca kötülük, bunca iğrençlik olur muydu eğer insan evrimin tepesinde yüce bir yaratık olsaydı?’ der ‘Paramparça’ adlı eserinde.

‘Aslında Aşk Yok’ta ise: ‘Kendine güvenmen ilk koşul, kendine güveni kazanmak için uğraşmak da ilk koşul. Eğer kendine güvenirsen, kendini sevip sayabilirsin, ama güvenecek nedenlerin olmalı. İşte o zaman insanlar sana güveniyor ve seni seviyor’ der…

Eylül âdeta ağustos ile yarış ediyor. Hava bunaltıcı. Deniz alabildiğine turkuaz. Gökyüzü deli mavi. Begonviller çıldırmışçasına sarmış binaları… 

Bugünkü edebiyat gezimi burada sonlandırayım ve sıcaktan kaçayım. İstikamet siesta! 

Nevin Tali Ölçer

 

Önceki İçerikSağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri
Sonraki İçerikSıcak, Günler ve Burçlar
Eskişehir-Bodrum-Zürih üçgeninde bir yaşam… Zürih’te çevirmen olarak mezun oldum. Yabancı dillerim İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolca. Edebiyat çevirmeniyim. Franz Kafka, Stefan Zweig, Viktor Frankl gibi değerli yazarların bazı eserleri de yayınevleri için yaptığım çeviriler arasında. Büyük bir hevesle öyküler yazıyorum. İlk romanım “Bu Bir Kalp Değildir - Bir Cenevre Masalı” Mart 2022’de çıktı. Uslanmaz bir merak ve heyecanla okuyor, yazıyor ve yaşıyorum.