Sanatın İçinde Yaşayan Kadın: Yayoi Kusama

Bir aynanın karşısında durduğunuzu hayal edin. Sonsuz kez yansıyan görüntünüz, bir noktada gerçeğinizi kaybettirir. Yayoi Kusama tam da bu hisle var oldu; sanatını sonsuzluk üzerine kurdu. Bugün, dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri olan Kusama, sadece eserleriyle değil, yaşam hikayesiyle de ilham veriyor. Hayranıyım. Eserlerine bakarak şiir yazıyorum. 

“Sanat olmadan var olamazdım.” diyen Yayoi Kusama, sadece eserleriyle değil, yaşam tarzıyla da sanatın içinde var olan bir figür. Yayoi Kusama yalnızca bir sanatçı değil. O bir hikâye anlatıcısı, bir şair, bir devrimci. Gelin, onun sonsuzluğa açılan dünyasına birlikte bakalım. Çocukluğunda başlayan zorlu yolculuğu, aşkları, yalnızlığı ve kendini sanatla iyileştirme süreci, onun bir sanatçı olarak olduğu kadar bir yazar olarak da ne kadar özel ve dirençli olduğunu gösteriyor.

Avangart sanatın önde gelen isimlerinden biri olarak kabul edilir. Resim, heykel, enstalasyon sanatı ve performans sanatında çalışmalar yaparak sanata büyük katkılarda bulunmuştur. Kusama, özellikle puantiyeler (polka dots) ve sonsuzluk aynalı odaları ile tanınır. Sanatında tekrarlayan desenler, canlı renkler ve obsesif detaylar ön plandadır. Resimler, heykeller, enstalasyonlar, moda tasarımı ve performans sanatı dahil birçok alanda üretim yapmıştır. Aynı zamanda edebiyatla da ilgilenmiş, romanlar ve şiirler yazmıştır.

Yalnızlık, Sanat ve Edebiyat İç İçe

Yayoi Kusama, 1929 yılında Japonya’nın Matsumoto şehrinde dünyaya gelmiş. Geleneksel bir ailede büyüdü ve annesi, onun sanatla ilgilenmesini istememiş. Ancak Kusama, iç dünyasını ifade etmek için resim yapmaya devam etmiş. Çocukluğunda sık sık halüsinasyonlar ve obsesif düşünceler yaşamış; bunlar, ilerleyen yıllarda sanatına ve yazılarına yön verecek imgeler haline gelmiş. Yayoi Kusama, çocukluğundan beri halüsinasyonlar ve psikolojik rahatsızlıklarla mücadele etmiştir. Sanatı, onun için bir kurtuluş ve terapi yöntemi olmuştur. Kendi sözleriyle, sanatını “akıl sağlığını korumanın bir yolu” olarak görmektedir. Özellikle tekrarlayan desenler ve sonsuzluk teması, onun psikolojik deneyimlerini sanat yoluyla ifade etme biçimidir. Sanatında genellikle tekrarlama, sonsuzluk efektleri ve büyük ölçekli enstalasyonlar kullanır. Özellikle ayna yüzeyler, balon benzeri formlar, çiçekler ve su damlacıkları, organik desenler gibi ögelerle izleyiciyi içine çeken bir dünya yaratır. Aynalı odalar, izleyiciye sonsuzluk hissi verir ve Kusama’nın obsesif doğasını yansıtır.

Gençliğinde Georgia O’Keeffe’ye bir mektup yazarak Amerika’ya taşınma konusunda cesaret istemiş. O’Keeffe’nin yanıtı, Kusama’nın hayalini gerçeğe dönüştürmüş ve 1957’de New York’a taşınmış. İşte burada, avant-garde sanatın kalbinde adını duyurmaya başlamış. 1960’ların erkek egemen sanat dünyasında Kusama, cesur ve özgün tarzıyla fark yaratmış. Puantiyelerle kaplı dev tuvaller, sonsuzluğu çağrıştıran enstalasyonlar ve sınırları zorlayan performanslar ile dikkat çekmiş. Andy Warhol, Claes Oldenburg ve Donald Judd gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşsa da, kendi başına bir efsane olmayı başarmış.

1973’te Japonya’ya geri dönmüş ve 1977’den bu yana kendi isteğiyle bir psikiyatri hastanesinde yaşamaktadır. Sanat üretimini hastane dışındaki stüdyosunda sürdürmektedir. Çalışmaları Tokyo’daki Yayoi Kusama Müzesi‘nde sergilenmektedir. 1973’te Japonya’ya döndükten sonra bir süre unutulmuş, ancak 1990’lardan itibaren eserleri yeniden büyük ilgi görmeye başlamış. Bugün, Kusama’nın sanatını her yerde görebiliriz:

O, artık sadece bir sanatçı değil, yaşayan bir efsane.

Bugün, dünyanın en çok ziyaret edilen sanatçılarından biridir ve müzeyi milyonlarca kişi ziyaret etmektedir. Sanatı kadar edebiyatı da güçlü bir ifade aracı olarak kullanan Yayoi Kusama, romanlar ve şiirler yazdı.

Kitapları

  1. Every Day I Pray for Love

Bu kitap, Kusama’nın şiirsel anlatımlarıyla okuyucuları özel dünyasına davet ederken, yaratıcı sürecine ve dilin onun resim, heykel ve günlük yaşamındaki temel rolüne dair derinlemesine bir bakış sunuyor.

2. Manhattan Suicide Addict (1978)

Otobiyografik bir roman olan bu kitap, Kusama’nın New York’taki çalkantılı yıllarını ve sanata olan tutkusunu anlatır. Aynı zamanda onun zihinsel sağlığıyla mücadelesini ve yalnızlık duygusunu derinlemesine işler.

3. Infinity Net: The Autobiography of Yayoi Kusama (2011)

Kusama’nın en önemli otobiyografik eseridir. Hayatına, sanat kariyerine ve akıl sağlığıyla mücadelesine dair çarpıcı detaylar içerir. Japonya’daki çocukluğundan New York’taki avant-garde sanat dünyasına, oradan da kendi isteğiyle kaldığı psikiyatri hastanesine kadar hayatını anlatır.

4. Between Heaven and Earth (2010)

Kusama’nın yazdığı ve resimlediği bir hikaye kitabı. Küçük bir kızın gözünden dünya, hayal gücü ve yaratıcı süreçler üzerine felsefi bir anlatım içerir.

5. The Hustler’s Grotto of Christopher Street (1983)

New York’taki bohem hayatı, sanat dünyası ve insanların yüzleştiği içsel mücadeleleri anlatan bir kitap.

6. Daha Az Bilinen Romanları:

Kimi no Me ni Utsuru Koto (1987) Kuroneko no Tayori (1988)

Şiirleri

Yayoi Kusama’nın şiirleri genellikle görsel sanatıyla aynı dünyaya ait imgeler içerir: Sonsuzluk, daireler ve puantiyeler, delilik ve rüya halleri, yalnızlık ve aşk. Öne çıkan şiirlerinden bazıları:

  1. Residing in a Castle of Shed Tears

    Yalnızlık ve hayal kırıklığını anlatır. İnsan ruhunun kırılganlığını işler.

  2. The Path of a Contorted Heart

    Aşk ve kayıp üzerine derin bir şiirdir.

  3. Hymn of Life

    Doğaya, evrene ve sonsuzluk hissine duyduğu hayranlığı dile getirir. Aynı adı taşıyan bir sanat enstalasyonuna da ilham vermiştir.

  4. Polka Dots and Me

    Kusama’nın en ünlü imgesi olan puantiyeler üzerine bir şiir. Kendi varoluşunu ve sanatla bütünleşmesini anlatır.

Yayoi Kusama, çağdaş sanatın en etkili figürlerinden biri olmaya devam ediyor. Bundan sonra yazacağım 2.yazıda bu konuya detaylı yer vereceğim.

Aşk: Platonik ve Fırtınalı İlişkiler

Yayoi Kusama’nın ailesi, bitki yetiştiriciliği ve tohum satışıyla uğraşıyordu. Kusama, çocukluğunda halüsinasyonlar yaşamaya başlamış ve bu deneyimler, sanatındaki tekrarlayan puantiye ve ağ motiflerine ilham kaynağı oldu. Ailesi, özellikle annesi, onun sanatla ilgilenmesini desteklememiş ve erken yaşta evlenmesini istemiş. Kusama’nın çocukluğunda  annesinin onu babasının sadakatsizliklerini gözetlemekle görevlendirmesi, onun cinselliğe karşı karmaşık duygular geliştirmesine neden olmuş. Yayoi hiç evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış. Sanata odaklanmış. Bu yazının sonundaki cümle bu odağı çok iyi anlatıyor.

Amerika’da yaşadığı dönemde minimalist sanatçı Donald Judd ile kısa süreli bir ilişki yaşamış. Sürrealist sanatçı Joseph Cornell ile tutkulu ama platonik bir aşk yaşamış. Cornell, Kusama’ya her gün telefon eder, onun portrelerini çizer ve ona el yapımı kolajlar gönderirmiş. Bu ilişki, Cornell’in 1972’deki ölümüne kadar sürmüş.

Sanat, Edebiyat ve Psikolojik Mücadele

1977’den itibaren kendi seçimiyle  Tokyo’daki bir psikiyatri hastanesinde yaşamaya başlamış. Günlük yaşamı, hastanede yaşamak ve atölyesinde sanat üretmek arasında geçmekteymiş. Sanatı, onun için sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda psikolojik dengeyi koruma ve tedavi yöntemi olmuş.

Obsesif-Komplulsif Bozukluk (OKB): Kusama’nın sanatında tekrarlayan desenler, puantiyeler ve sonsuzluk temaları, OKB’nin karakteristik özelliklerinden biri olan takıntılı tekrar eğilimleriyle örtüşmektedir.

Halüsinasyonlar: Kusama, çocukluk yıllarında halüsinasyonlar görmeye başladığını ve etrafındaki nesnelerin üzerini puantiyelerle kaplı olarak algıladığını belirtmiştir.

Şizotipal veya Şizofrenik Eğilimler: Yayoi Kusama, gerçeklik algısını bozan düşünceler ve dünyayı farklı bir şekilde görmesine neden olan psikolojik deneyimler yaşamıştır.

Kusama’nın “LOVE IS CALLING” adlı enstalasyonunda da yer alan şiiri, aşkın karmaşıklığı ve yalnızlık temalarını işler. Şiirden bazı satırlar şu şekildedir:

Gözyaşı Dökülen Bir Kalede Yaşamak
“Sonsuz aşkı ararken
Gözyaşlarıyla dolu bir kalede yaşıyorum
Kalbimin derinliklerinde yankılanan sesler
Beni çağırıyor, beni seviyor, beni terk ediyor.”

Kiraz çiçekleri, Japon kültüründe yaşamın geçiciliğini ve güzelliğini simgeler. Kusama, bu sembolü kullanarak kendi yaşam yolculuğunu ve duygusal deneyimlerini dile getirir.

Kiraz Çiçeklerini Yemek İstiyorum
“Kiraz çiçeklerini yemek istiyorum
Gençliğimdeki o pembeyi öpmek
Ve onların kokusunu ciğerlerime çekmek.”

Bu şiir, Kusama’nın hayatın geçiciliği ve doğanın güzellikleri üzerine derin düşüncelerini yansıtır.

Kusama için sanat ve edebiyat, ruhunu ifade etmenin en güçlü yollarıydı. O, dünyaya sadece puantiyeler bırakmıyor, aynı zamanda kelimeleriyle de sonsuzluğu anlatıyor. Yayoi Kusama, bize sanatın iyileştirici gücünü öğretiyor. Yaşadığı zorlukları sanata dönüştürüyor. Dünyayı rengarenk puantiyelerle kaplıyor. Aynaların içinde sonsuzluğu arıyor. Bugün, onun eserleri milyonlarca insanı kendine çekiyor. Belki de en büyük mirası şu cümlede saklı:

‘Sanat benim hayatım, hayatım da bir sanat eseri.’

NOT: Türkçede hakkında yazılmış tek bir kitap gördüm. Sanatçıların Yaşamları Yayoi Kusama 
Kaynak: Sanatçı hakkındaki haberler, web sitesi
Önceki İçerikAbramović: Performans Sanatının Divası
Sonraki İçerikOtellerde En İlginç Menü Dışı Talepler
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...