Abramović: Performans Sanatının Divası

İnsanlar haftalardır akın akın gidiyorlardı… Ben de gittim Marina Abramović’in Zürih Sanatevi’nde sergilenen performans  sanatını görmeye…

Sanatçının, sanat hayatı boyunca gerçekleştirdiği performansları video ve fotoğraflar şeklinde gözler önüne seriliyor…
Fotoğraf: Nevin Tali Ölçer

Sırp sanatçı Abramović,70’li yıllardan beri bedenin sınırlarını keşfetmek, fiziksel haz ve acıya olan dayanıklılığını deneyimlemek, toplumsal arzuları ve sıkıntıları ifade etmek adına hayati tehlike içeren çok çarpıcı performansların divası… Çağdaş sanata performans düşüncesinin yerleşmesini sağlamış.

Abromović’in unutulmaz performansları

Zürih Sanatevi’nde de öğrencileri tarafından gerçekleştirilen ‚Imponderabilia‘ performansının orijinalini 1977’de sevgilisi Ulay ile bir galerinin iç kapısı eşiğinde karşılıklı birbirlerine bakacak şekilde çırılçıplak durarak gerçekleştirmiş. Tanışmalarını yaşamlarında bir eşik olarak düşündüğünden, müzede birlikte bir kapı olmaya karar vermiş Abramović. İnsan kapıdan geçerken, hangisine yüzü dönük geçeceği konusunda seçim yapmak zorunda kalıyor…

Abramović’in 1997’de Yugoslav Savaşları’nı protesto adına gerçekleştirdiği,  250 adet kanlı inek kemiği üzerine oturup, elinde bıçakla kemiklerin etlerini ayırması unutulmayacak sanat performanslarından birisi; savaşın acısı hâlâ gerçektir, ancak, etten ve kemikten sıyrılmıştır.

2002 yılındaki ‘House with the Ocean View’ performansında on iki gün boyunca New York’taki bir galeriye kurulmuş bir evde yemeden, konuşmadan, okumadan ve yazmadan, herkesin gözü önünde yaşıyor. Bu ‘ev’, üç tane yan yana ve aralarında yaklaşık 70 cm uzaklık bulunan odadan oluşuyor. Odalar, galerinin bir duvarında asılı, iki metre yukarıda ve duvara dayalı merdivenle çıkılıyor. Sanatçı bu mekânda uyuyor, yıkanıyor, oturuyor; mahrem anlar gözler önüne seriliyor; özel mekân-kamusal mekân arasındaki sınırlar ortadan kalkıyor; mekân hapsedici bir yer; bedeni temsil ediyor…

Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi’nde sanatsal bir gala yemeği

700 davetli… Bilet paraları 100 bin dolar kadar… Yuvarlak masaların orta kısmında çıplak kadınlar yatıyor, üzerlerinde de birer iskelet… Bu, Abramović’in ‘Nude with Skeleton (2002)’ eserinin reprodüksiyonu. Dikdörtgen masalardaki ‘performans’ ürkütücü. Bu masaların orta kısımlarında sanatçılar sadece başları gözükecek şekilde yer alıyorlar, boyunlarından aşağısı masanın altında kalıyor. Davetliler beyaz kasap önlüğü giymiş bir hâlde yemeklerini yerlerken, sanatçılar ifadesiz bakışlarla öyle duruyorlar. Bu mizansen, kafası kesilmiş, masaya konmuş, donuk bakan bir insan mizanseni… Bir masada ‘Abramović pasta’sı var: Gerçek boyutta ve çıplak.… Göbeğine yıldız çizilmiş, sanki bıçakla gövdesine yara açılmış da izi kalmış gibi bir görüntü…Pasta Abramović tarafından kesiliyor ve davetliler tarafından yeniliyor…

Rhythm 0, performansında masada bulunun nesneler

Bizi acı çekmek korkutur, bizi ölüm korkutur

En tanınmış performansı, Napoli’de gerçekleşen ‘Rhythm 0’da sanatçı ayakta duruyor, önünde bir masa var: ”Masanın üzerinde bulunan 72 nesne ile bana dilediğinizi yapabilirsiniz. Ben nesneyim. Altı saat boyunca tüm sorumluluğu ben taşıyorum“ yazıyor. Masada çiçek, şarap, üzüm, kek, silah, bıçak, makas, ip gibi objeler var. İzleyiciler baştan Abramović’ e gül vermiş, kek yedirmişler. Birden birisi kadına tokat atmış, kadın tepki vermeyince eylemi birkaç kez tekrarlamış. bundan cesaret alan diğerleri masadaki nesnelerle kadına zarar vermeye başlamışlar; makasla giysilerini kesmişler, jiletle vücudunu çizmişler; tecavüze bile yeltenmişler. Performansın sonuna doğru, biri Abramović’i tabanca ile vurmaya kalkmış, Abramović’in gözlerinden yaşlar akmaya başlamış ve performansı sonlandırmış. Nihayet bir kadın ona sarılarak gözyaşlarını silmiş, bazıları da kanayan yaralarını temizlemiş. İnsanların son ana kadar saldırılara sessiz kalmış olmalarına ne dersiniz? Abramović ağlamaya başlayınca, saldırıda bulunanlar korkarak kaçışmış.

Uygar ve modern insanın da şiddet konusunda ne kadar kaygan bir zemin üzerinde durduğunu ortaya koyan bu sanat performansı, sosyal deney olarak da literatüre geçmiş.

Abramović bu performansıyla ilgili: “Performansın özü, yapılan işi sanatçı ile seyircinin birlikte yapmasıdır. Hiçbir şey yapmadığımda, insanların ne kadar ileri gidebileceğinin sınırlarını sınamak istiyordum. Bu, o gece Studio Morra’ya gelen insanlar için yepyeni bir kavramdı. Ayrıca katılanların hem performans sırasında hem de sonrasında büyük bir heyecan yaşaması da son derece doğaldı. İnsanlar çok basit şeylerden korkar: Bizi acı çekmek korkutur, bizi ölüm korkutur. Benim Rhythm 0’da yaptığım şey –diğer performanslarımda da olduğu gibi- bu korkuları seyirciler için sahneye koymaktı: Onların enerjisini kullanarak kendi bedenimi mümkün olduğunca zorluyordum. Bu süreçte ben de kendi korkularımdan kurtuluyordum. Ve bunlar yaşanırken seyirci için bir ayna haline geliyordum – ben bunu yapabiliyorsam, onlar da yapabilirlerdi“ demiş.

The Artist is Present performansı

Artık kendini öğrenci yetiştirmeye adamış olan 78 yaşındaki Abramović “Performans sanatı garip bir şeydir, belli bir zamanda yaparsınız ama belirli zamanda o bütün süreci görürsünüz. Sonra o sürecin yok oluşunu görürsünüz ve elinizde anısından başka bir şey kalmaz’ der. Tiyatro ve performans sanatı arasındaki farkı da şöyle açıklar:

“Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın. Tiyatroda kan ketçaptır ve bıçak gerçek bir bıçak değildir. Performansta her şey gerçektir. Bıçak gerçek bıçak ve kan kandır.“

Marina Abramović çocukluğunda anne ve babasının birbirine ve kendisine uyguladığı şiddete maruz kalmış bir sanatçı…

Yaşamımızda şiddet olduğu sürece, sanatta şiddet temasının olmaması düşünülemez.

Not: Abromović’in bu retropektif sergisi 16 Şubat’a kadar Zürih’te izlenebilir

Önceki İçerikNezaket: Çocukların Seçimi, Hepimizin İhtiyacı
Sonraki İçerikSanatın İçinde Yaşayan Kadın: Yayoi Kusama
Nevin Tali Ölçer
Eskişehir-Bodrum-Zürih üçgeninde bir yaşam… Zürih’te çevirmen olarak mezun oldum. Yabancı dillerim İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolca. Edebiyat çevirmeniyim. Franz Kafka, Stefan Zweig, Viktor Frankl gibi değerli yazarların bazı eserleri de yayınevleri için yaptığım çeviriler arasında. Büyük bir hevesle öyküler yazıyorum. İlk romanım “Bu Bir Kalp Değildir - Bir Cenevre Masalı” Mart 2022’de çıktı. Uslanmaz bir merak ve heyecanla okuyor, yazıyor ve yaşıyorum.