Romantika

İstanbul’un, Anadolu yakasının parkları, sakın Avrupa yakalılara darılmasın ama çok daha güzel ve keyifli. İşte eskinin Fenerbahçesi’ne , şimdinin Fenerbahçe Parkı’na doyum olmuyor.

Fenerbahçe Parkı içinde cam bir mekân, bir kış bahçesi, kuşlar, çiçekler ve olağanüstü güzel avizeleri, ağır metal masa, sandalyeleri ile farklı bir yer. Sanki İstanbul’da değilim, ya da başka bir tarihteyim hissi veren bir yer.

Park Turing tarafından yapılmış, düzenlenmiş, Romantika ve diğer kafeler de öyle.
Romantika’nın yer aldığı Fenerbahçe Parkı, bence Kadıköy’ün en havadar, en yeşil ve manzarası en güzel parkı. Park aslında bir ada üzerinde. Küçük bir köprü ile bağlanıyor buruna. Köprünün sağ tarafında yat limanı var. Tüm kıyı boyunca keyfinizce oturacağınız pek çok kafe, restoran, çay bahçesi var. Ruhunuz veya bütçeniz ne diyorsa, sizin için uygun bir yer mutlaka vardır. Park içinde sadece üyelerin kullanımında olan birkaç yer de var, Fenerbahçe Spor Kulübü ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait tesisler.

Her mevsimde havayı güneşli bulduğunuzda gidebileceğiniz yerdir Fenerbahçe Parkı, özellikle ilkbahardan itibaren her çeşit çiçek ve seçilmiş pek çok ağaç karşılar sizi.  Park içinde denize bakan tepede ağaçların altında piknik yapmak için masa ve banklar vardır. Haftanın her gününde erken saatlerde; kahvaltılıklarını alıp masalı banklardan birine kurulmuş, masa örtülerini yayıp, termostaki çayları ile kahvaltı yapan aileleri görebilirsiniz, hatta kıyıda denize girenleri. Sabahın erken saatlerinde Kadıköy Belediyesinin organizasyonu ile bir hoca eşliğinde spor yapanlar, yürüyüş yapanlar kalabalığı vardır.

Parkta Romantika’nın dışında,  farklı noktalarda çok şık düzenlenmiş çay bahçeleri vardır, ev yapımı gibi görünen kek, börek ve çay her zaman vardır. Yaz mevsiminde yer bulmak her saatte çok zordur. Parka girdiğinizde sol taraftan yürüdüğünüzde Romantika’nın yanında kıyıya doğru inen merdivenler göreceksiniz, Baraka adlı salaş bir denizci kahvesine ulaştırır sizi, şaşırtır insanı Fenerbahçe Parkı.

Romantika, 09.00-24.00 saatleri arasında her gün hizmet veriyor. Girişte sağda Yeşil Kafe, Romantika’nın yanında Papatya Kafe, orta bölümde Ağaçaltı Kafe ve uç kısımda Setüstü Kafe var ve  hava uygun ise her gün açık. Setüstü Kafe’den seyrettiğiniz gün batımı, İstanbul’da pek çok yerden göremeyeceğiniz eşsiz manzaralardan biridir.
Ben parkı en çok sabahın çok erken saatlerinde ve güneş batımından sonra seviyorum. Özellikle akşamları daha sakin oluyor ve bunaltıcı İstanbul sıcağında en serin yerlerden. Adaların ve geçen gemilerin ışıklarını seyrederek, ‘çevredeki açık mekanlarda düğün müziği filan yoksa’ sakin dost sohbetleri için ideal bir yer.

Romantika’dan bahsedip Turing’in başkanı rahmetli yazar, hukukçu, İstanbul aşığı Çelik Gülersoy’u anmadan geçemeyiz. 1994 yılında Ankara’dan gelince İstanbul’u keşfederken sevdiğim mekanların düzenlemesinin Turing tarafından yapıldığını ve bu kurumun başında Çelik Gülersoy olduğunu keşfetmemiz kolay oldu. Sonra sırasıyla tüm mekanları gezmeye başladık. Bir başka yazımın kahramanı olacak Sultanahmet’te ki Yeşil Ev’de bunlardan biri. Çelik Gülersoy ve ekibi pek çok tarihi mekânı, doğru yenilenme ile bizlere kazandırmış.

Romantika’da sabah kahvaltısı keyiflidir, ne ararsanız var. İstanbul simidi ile kahvaltı yapabileceğiniz gibi, zengin bir sofra da kurabilirsiniz. Mönülerinde sevdiğim birkaç yemek var, özellikle ızgara köfteyi çok iyi yapıyorlar, iyi pişirmelerini söylerseniz daha da lezzetli oluyor. Güveçte karalahana dolması da bir diğer tercihimdir. Kağıtta levrek de önerebilirim. Buz gibi beyaz şarap ile harika bir deneyim yaşıyorsunuz.

Zaman, zaman piyano dinletisine bile rastlayabilirsiniz, her şeye hazır olun ve keyfini çıkartın.

Yasemin Sungur


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikİsviçre’yi Gezmek İçin İpuçları
Sonraki İçerikYaş 35, Yolun Yarısı Eder
Yasemin Sungur
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben aslında bir “Hayat Öğrencisi”. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakamadım bir türlü. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri kahkahalarımla uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla hayat bir başka güzel. Şükür...