Pandemi’de ‘Çalışan Kadın’ Olmak

Geçen yıl, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nden iki gün sonra, ülkemizde ilk korona virüs vakası duyuruldu. Beraberinde ise kısa sürede karantina ve sosyal kısıtlama tedbirleri alınmaya başlandı. Çoğu işletme geçici süreyle hizmet ve üretime kapandılar ya da uzaktan çalışma sistemine geçtiler. Bunun beraberinde sağlık, lojistik ve gıda sektörleri başta olmak üzere kimi sektörlerin iş yükü bir o kadar arttı. Ülke genelinde pek çok alanda hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci başlamış oldu.

Özellikle hizmet ve eğitim sektöründe çalışanlar, uzaktan çalışma sitemini ilk etapta hem sağlık açısından güvenli hem de pek çok açıdan avantajlı görmüşlerdi. Öyle ya, sabah ve akşam saatlerce trafik çilesi çekilmiyordu. Çoğu firmanın üretimi durdurduğu ve çalışanlarını ücretsiz izne çıkardığı bir dönemde bir işe sahip olmak bile başlı başına iyi bir şeydi. İş yerleri sadece üretimleri durmasın ve adaptasyon sürecini çabuk atlatabilsinler diye ilk zamanlar kısa mesai süreleri belirlemişlerdi. Bu da bir diğer avantajdı. Günün geri kalan kısmında kişiler farklı uğraşlar ve ev halkına vakit ayırabilme imkânına sahip olabilmişlerdi. Bu saadet uzun sürdü mü? Elbette hayır. Her sektör hızlıca kendi içinde çalışma şartlarına ilişkin çözümler buldular. Ve bulunan her çözüm çalışanların lehine değil aleyhine çark ediyordu.

Durum böyleyken, pandemi döneminde, ataerkil kapitalist sistem içinde çalışan kadının hali nice olmuştu dersiniz? Zaten evvel ezel, cinsiyetler arası ücret eşitsizliği, çalışma süresi uzunluğu, kısıtlı kariyer imkanları sorunlarına maruz kalan kadınlar, kamusal ve özel alan karmaşası içinde ezilerek boğuluyorlar. Öncelikle sağlık personeli, yüksek enfeksiyon riski nedeniyle; sosyal ortamlarından, ailelerinden ve özellikle çocuklarından ayrı yaşamak durumunda kalıyorlar. Özellikle okullarında kapanarak internet üzerinden eğitim sistemine geçmesinden itibaren çocuklu olan çalışan kadınlar, çocuklarının bakımı ile ilgili oldukça zorlu süreçler geçirmekteler. Şanslı olanlar aile bireylerinden destek alırken kimsesi olmayanlar geçici çözümle çocuklarını komşu veya yakınlarının gözetiminde bırakmak zorunda kalmaktadır. Evde internet üzerinden çalışan kadınlar ise günlük sorumluluk yükü daha da artmıştır. Önceden çocuk okulda kendi işteyken aynı mekanı paylaşmak durumunda kalınmıştır. Böylece, tüm aile bireylerinin maddi manevi ihtiyaçlarının hepsi kadının sorumluluğuna yüklenmiştir. Uzaktan çalışma siteminde çalışan kadınlar belli bir süre sonra işletmelerde çalışma saati diye bir kavram kalmadığı için günün herhangi bir saati toplantıya veya bir çalışmaya davet alarak günlük çalışma saatlerinin çok üstünde emek sarf etmek durumunda kalmaktadırlar. Gündelik çalışan kadınlar ise, virüs riski nedeniyle iş yerleri ve evlere temizliğe gidemediklerinden iş ve gelir kaybına uğradılar. Çoğu sigortasız çalıştırıldıkları bu işler nedeniyle devlet yardımı dahi alamıyorlar. Çalışma sürelerinin uzatılmasının yanı sıra ücret artışları gerçekleştirilmemiş çalışanların sayısı hayli yüksek. İşverenlerine zam konusunu açtıklarında aldıkları ilk cevap ‘Bu dönemde işinin olduğuna dua et’ oluyor. Yapılan son araştırmalarda pandemi döneminde özellikle çocuklu kadınların istihdamının önemli ölçüde azaldığını ortaya koyuyor. Şimdilerde bankacılık sektörü başta olmak üzere çoğu sektörde pandemi dönemi geçse dahi uzaktan çalışma sisteminin kalıcı olacağı yöntemler geliştirilmeye çalışılıyor. Çünkü bu dönem içinde uzaktan çalışma sitemi ile çalışan firmaların, başta yol yemek ücreti, kapatılan mekan kirası ve fatura masrafları epeyce azaldı. Hem de çalışanların belirli bir çalışma saat sistemi olmadığı için istenilen saatte istenilen iş yaptırma sistemi gelişti. Tüm bunlar iş imkânı ve iş koşulları anlamında olumlu gelişmeler değil. Dünyada kapitalizm anlamında her ne gelişse bunun ilk faturası kadın çalışanlara çıkarılıyor. Bu seneki 8 Mart’a, işverenlerin çalışan kadının sırtında arttırdıkları yükle girdik. Pandemiden çıkılsa bile gerekli ekonomik ve politik önlemler alınmadıkça kadının üretimdeki yeri geçmişten daha zorlu bir hal alacak. 8 mart’lar sadece iyi niyet söylemleri, birkaç afilli reklam, ben olmazsam olmazdı mesajlar, lafta ‘güçlüsün sen kadın’ diyerek sırt sıvazlamaktan öteye gitmiyor. Bu sene tek fark, kadın çalışanlarına çiçek dağıtan erkek yöneticiler, bu sene hepsine zoom’dan çiçek emojisi gönderecekler.

Emek her gün, 8 Mart bir gün. Emek verdiğimiz her günümüzün değerinin farkındalığıyla, dünya emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun.

Didem Yeşim Pektok

Önceki İçerikKadın İstihdamında Beyaz Havlu Atıldı!
Sonraki İçerikKonuşan Hikâyeler – Ah Sisifos…
“İşim: İnsan Konu: Le’biderya. Ufuk çizgisiyle arkadaşlığımda ‘İnsan’ a dair en güzel manzarayı mekan edindim. Olumlu fikir üretir, iyi paylaşım yaparım.” Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümleri mezunu Pektok, 1993 yılından beri reklam, satış, bankacılık ve eğitim alanlarında çalışmıştır. Bilişim teknolojileri alanında eğitim veren bir kurumun ortağıdır ve kurumun insan kaynağı, finansman, eğitim koordinasyon birimlerinden sorumlu yöneticisidir. Aynı alanlarda kurumsal eğitimler verir. Kadınların toplum içinde eşit haklara sahip olması için çalışan sosyal sorumluluk platformunun lideridir. 2014 yılından beri Martı Dergisi’nde insan, kadın, çocuk konularında yazar ve okuduğu kitaplarla ilgili okur gözünden yorumlarını paylaşır.