Minimalizm

Her dakika koşturmaca halinde geçiyor. Okul hayatı boyunca hep bir sonraki sınava çalıştıktan sonra şimdi iş hayatında yeni hedefler, kazanılan para yeni oluşan talepleri karşılamaya yetmeyebiliyor. İşin tuhaf yanı, gelirin arttıkça giderlerin de artması. Terfi aldıkça, yarattığımız kişisel imaj için harcamaların da artması. Hayat tarzımızın değişmesi ve daha büyük bir ev, daha lüks bir araba, tatiller, hediyeler, aksesuarlar ve ikinci bir araba, tekne… Belki oraya varmadan pes ediyor, belki de Jim Carrey gibi merdivenin en tepelerine çıkıp görüyoruz durumumuzu: “Keşke herkes zengin ve ünlü olsa da, cevabın bu olmadığını görseler.”  

Tüketim ve Kısır Döngü

Kendimizi, tarzımızı, hayata bakış açımızı tanımlamak için sahip olduklarımıza bir bakalım. Dünyadaki kapitalist düzen ve devamlı ürün satmaya ve dolayısıyla tüketimi coşturan sektörel faaliyetler bilinçaltımıza devam aynı mesajı veriyor: “Tüketiyorsun, öyleyse varsın.” Geçmişte sadece iki sezondan oluşan kadın sektörü bazı markalar için senede 52 sezona dönmüş durumda. Benzer eğilimler hemen hemen her sektörü ele geçiriyor.

Oysa ne kadar tüketirsek tüketelim içimizdeki boşluk asla dolmuyor. Ya o son basamağa hiç ulaşamıyoruz, ya da ulaştığımızda bizi hayal kırıklığı veya yaşlılık bekliyor. Hayatı yaşayacağım derken akıp gitmiş bir hayat…

Tüm bu koşuşturmacanın arasında bir dakikalığına duran ve kendine bakanlar başka bir şeyler yapmanın vakti geldiğini anlıyor ve bir arayışa giriyorlar. Ruhani arayışlar, gurular, felsefeler, daha sağlıklı beslenme ve çeşitli eğitim ve faaliyetler. Bu noktada bir tuzak daha bizi bekliyor olabilir. Hiç doymayan zihin bu sefer de kafayı ruhaniyet, sağlıklı beslenme, doğa-hayvan-insan hakları ile bozuyor. Kulağa da kalbe de hoş olan bu yanılsamanın yarattığı aynı kısır döngü. Kabus yerine daha tatlı bir rüya görmeye ve buna tutunmaya başlayan zihinle bir süre daha yol alıyoruz. Sonuçta zihnimiz yeni hedeflerle dopdolu olmaya devam ediyor.

Minimalizm Nedir?

Son zamanlarda popüler olan diğer bir kavram da minimalizm. Tüm bu yeni kavramlar gibi hemen fanatikleşme, özdeşleşme ve hayatımızı bu yeni kavramla doldurma tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Yapılan en büyük hata soyut kavramları tam olarak idrak etmeden onu kimliğimizin bir parçası haline getirmeye çalışmak.

Nedir bu minimalizm?

Kimdir minimalist?

Genellikle her şeyi az kullanmak, az satın almak veya ucuz şeyler kullanmak gibi algılansa da minimalizm çok dahaa derin bir kavram. Evet minimalist hayat daha az kıyafetle daha az ayakkabıyla daha az daha az nesneyle hayatımızı sürdürmek. Peki neden böyle bir şeye kalkışalım? Bu kadar çok şeyi bu kadar ucuza almak varken, her şeyin milyon tane seçeneği varken neden daha azı ile yetinmeliyiz? Dışımız doldukça içimiz de doluyor. İçimiz doldukça dışımız daha da çoğalıyor.

İç dünya ile dış dünyamız daima birbiri ile ilintilidir. Dış dünyamızdakiler, içimizin bir yansımasıdır. Dışarıdan sadeleşmek – ki bunu becerebilirsek – yeterli değildir. İç dünyamızda da sadeleşmeli. Minimalizm sadece dışarıda değil içeride de olursa bir anlam taşır. Yoksa yeni akım ve kavramlar gibi klasik bağımlılıklarımızı bırakıp başka bir şeye bağımlı olma haline dönüşür. Eğer yola “ben minimalist olacağım” diyerek başlıyorsak baştan yanılırız.

Minimalizm kendimizi tanımladığımız her türlü maddi nesneden ve manevi duygu/düşünceden özgürleşmektir.

Tüm bu özgürleşme başladığında, zihnimiz çoğunlukla sessiz, etrafımızda yeterli bir boşluk ve yeteri kadar eşya olacaktır. Belki pahalı ve kaliteli bir ayakkabımız olacak ancak çok olmayacaktır. Bir çok şeye ihtiyaç duymadığınızda, daha fazla para getiren işlerde hırsla çalışmak yerine sevgimiz işleri yapmak, yaşamak için daha çok vaktimiz olacaktır. Tüketim dünyasında boş vakit satın alamazsınız. Yemek konusunda, tatlı, şeker, un vs gibi besinlerin az tüketilmesi ile kazanılacak sağlık, minimalist yaşamın bir ikramiyesi gibi… 

Gerçekten kim olduğumuzu ancak kim ve ne olmadığımızı anladığımızda keşfedebiliriz.
Bunun için önemli araçlardan biri de minimalist bir düşünce ve yaşam tarzıdır.
 

Deniz Öztaş


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikİşyerinde Esenlik (Wellbeing)
Sonraki İçerikİnsan Ormanı
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.