İşyerinde Esenlik (Wellbeing)

İşyerinde esenliği sağlamak “Hadi, biz de yapalım” demekle olmuyor. İşverenler, esenlik programlarına bütünsel bakış açısı ile yaklaşmadıkça ne çalışan ne de işveren programdan beklenilen faydayı alamıyor. Evet artık son yıllarda tüm şirketler wellbeing programı yapmaya başladı. Özellikle Türkiye’de fiziksel boyut ile başlayan çalışmalar maalesef bütünsel bakış açısı ile genel bir stratejiye yayılmıyor.

Wellbeing/Wellness/Esenlik/Zindelik ne dersek diyelim, çoğu şirket buna biraz moda oldu diye ya da sağlık masraflarını düşürmek amacıyla başlıyor. Ancak çoğu inisiyatif yarım kalıyor. Geçen hafta International Foundation of Employee Benefit Plans’ Health konferansında Ron Loeppke’nin de (VP  U.S. Preventive Medicine) dile getirdiği üzere, şirketlerin  bu programlara sadece sağlık masraflarını düşürmek amacı ile değil,  çalışan performasını artırma, bağlılık, yeteneği elde tutma gibi faydalarını da düşünerek yaklaşmaları lazım.

Ancak, maalesef doğru konumlandırılmayan uygulamalar çalışanın ilgisini çekmediği gibi uzun vaadede atıl yatırım haline geliyor.

Ve hadi biz de yapalım yaklaşımı ile bu gidişatın değişeceği de yok.

İşyerinde Wellbeing Nasıl Sağlanır?

Peki ne yaparsak düzgün bir program yapabiliriz?

Öncelikle işverenin bu tarz programlara sadece bütçe desteği vermesi yeterli değil. Gerçekten şirkette çalışanların sağlığı önemli ise işveren temsilcilerinin de bu bakış açısını yansıtmaları gerekiyor. Yani siz saat 18:00 sonrasına bir fiziksel boyut aktivitesi, pilates, zumba, yoga koyuyorsanız, müdürlerin o saate toplantı koymamaları gerekiyor. Çünkü özellik bu tarz hayat tarzında değişiklik sağlayacak aktivitelerin alışkanlığa dönüşebilmesi için rutin önemli. Fiziksel aktivitesi zaten düşük ya da olmayan biri, bir motivasyon ile başlayıp sonra iş gereği aksatınca sizin verdiğiniz desteğin bireye de şirkete de bir katkısı olmuyor. Çünkü bir kişi ile balayan aksama tüm organizasyona yayılabiliyor.

Wellbeing (Esenlik) Kültürünü Yöneticiler Yaşatır

Bunun temel yöntemi de tüm orta kademe yöneticilerinizi bu bakış açısı ile eğitmektir.  Ayrıca, yönetim kadrosu, insan ve kültür departmanları ile ortak çalışıp Wellbeing/Esenlik programının anlamı, misyonunu tüm çalışanlara her yaptıkları organizasyona entegre ederek duyurmalıi katılımı teşvik etmeli, ve katılımcı olarak rol model olmalıdır. Wellbeing danışmaları ile çalışarak şirketinizde bu kültürü yaratabilirsiniz.

Gitgide zorlaşan iş dünyasında son 2 yıldır en çok konuşulan ama en çok da utanılan konulardan biri  “mental sağlık” bir diğeri de “duygusal sağlık.”  Maalesef, her ikisinin de çok büyük zayıflık olarak algılandığı iş dünyasında bu iki boyuttaki bozulma orta vadede, sadece performans düşüklüğüne değil fiziksel sağlık kaybına da yol açıyor. O yüzden işverenler bunu tabu olarak görmek ve yansıtmaktan çıkmalı ve bütünsel bakış açısının içinde çalışanlarını bu konularda da bilinçlendirmeli, desteklemeli. “Stres” bugünün en büyük zehri diyor Loeppke.

Bu konuda alacak hala çok yolumuz var. Transamerica’nın yaptığı son araştırmada, tüm işverenler mental sağlığın işyeri performansı için vazgeçilmez olduğunu söylerken sadece %17 si bu konuda kaynak ayırmakta. En sık rastlanan desteklerde, stress yönetimi eğitimi %39 ile başta yer alıyor.Mental sağlık bilgilendirme, bilinçlendirme eğitimleri bile sadece %39 da kalıyor.

Sonuç olaral, bütünsel bakış açısı ile yaratılan wellbeing/esenlik programlarının hem çalışan, hem işveren hem de toplum için önemi çok net. Ancak hala 2018 de yazdığım https://www.martidergisi.com/esenlikler-dileriz/ yazımda da belirttiğim birçok adım hala atılmayı bekliyor.

Ece Sueren Ok


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikNetiket: İnternette Görgü Kuralları
Sonraki İçerikMinimalizm
Ece Süeren Ok
Ömür boyu gelişim için öğrenmeye düşkün, hareket etmeye tutkun ve paylaşmayı seven, zaman zaman yorucu ve zorlayıcı, yüksek enerjili Anne, İş kadını, İK aşığı , Sporcu ve hep çocuk. Doğduğundan bu yana hep seven ve de sevildiğini hissetmenin vermiş olduğu şans ile 1992 de başladığım kariyerimde sevdiğim yerde sevdiğim işi yapma şansını yakalamış olan ben, 2010 yılında hayat amacımı netleştirdikten sonra daha çok fayda yaratmak için çalışıyorum.