Kuzeyde İki Keşif: Durham ve Edinburg

İngiltere’nin yemyeşil şehri Durham ve İskoçya’nın tarih kokan Edinburg’u, kuzey şehirlerini merak edip, görmek isteyenler için farklı iki tercih olabilecek nitelikte.

Önce Durham:
İngiltere ile tanışmam kızımın sayesinde oldu. Üniversiteyi Durham’da okuyacağına karar vererek beni de o ülkeyi keşfetmeme yol açtı. Bugüne kadar epey ülke gezmiştim ama uçaktan Londra şehrine bakarken bu kadar düzgün ve yeşili bir arada görmemiştim ya da dikkatimi çekmemişti. Dümdüz bir şehir, nehirler, parklar ve tarihi yerler bu kadar düzgün ve temiz olarak yukardan dikkatimi çektiğine göre oralarda dolaşırken neler hissedecektim, merak etmeye başladım. Londra’da havaalanına indikten sonra Newcastle şehrine gitmek için başka bir uçağa binerek yola çıktım. Newcastle şehri de yukarıdan Londra’nın küçüğü olarak aynı niteliklere sahipti. Buradan trenle Durham şehrine geçtiğimde ise daha da şaşırdım. Yemyeşil ve iki katlı binalar ve oldukça eski ama bir o kadar da bakımlıydı. Durham’ın kalesi ve katedrali ise tarihi ile insanın dikkatini çekiyordu. Akşam gökyüzünün turkuaz rengine bayılmıştım…

Ertesi günü şehri keşfe çıktığımda nehrin kenarında çok güzel oturulacak kafeler buldum. Hepsini gezerek içinden en beğendiğimde oturup yemek yiyip kitap okudum. Burası sanki dünyanın kargaşasına kulak kapamış, ilişiği kesilmiş bir şehir gibiydi. İnsanlar telaşsız, gayet mutlu bir şekilde günlerin keyfini çıkarttıklarını gördüm. Şehir katedrali ve üniversitesiyle meşhur olmuş bir yerdi. Katedral eski tarihi ile bu güne kadar gördüklerimin içinde hem büyük hem de şatafatlıydı. Hatırladığımda Vatikan’ı gezerken gözlerim kamaşmıştı. Burada katedralin muhteşemliğine bakarken Londra’dakiler nasıl diye kendi kendime sorarken buldum. Durham şehri nehirle çevrelenmiş dar sokakları ve iki katlı binalarıyla temiz düzenli tarih dolu bir şehir idi. Hele de Üniversiteyi görünce kızımla gurur duydum. 1832 tarihinde üniversite kurulmuş. 1093 yılında Catedral yapılmaya başlamış ve 40 yıl sürmüş. Norman mimarisinin başyapıtı olarak tarihe geçmiş. Katedraldeki alışveriş dükkânında kitap bölümünde İngiltere’deki bugüne kadar kralların ve kraliçelerin isimlerini veren kitapları inceledim. Her yerde kendi tarihleri ile ilgili kitapları ve resimleriyle dolu büyük kitaplar ilginçti.

  

Durham katedralinden sonra Meşhur Durham Kalesi’ni görmek için randevu aldım. Çünkü kale öğrenci yurdu olarak kullanıldığından belirli zamanlarda gezilmesine izin veriliyordu. Daha önce duyduğumda şaşırmıştım; kale Harry Potter filmin çekimi için kullanılmasına müsaade edilmemiş ama onun tam benzeri yapılarak çekim yapılmış. Kale tarihini korumuş muhteşem bir yapıydı. En güzeli de, orada okuyan öğrenciler tanıtım yapıyorlardı. Fakat bu muhteşem yapının resimlenmesine izin vermiyorlardı.

 
 
Durham’da insanlar son derece rüküş kıyafetler giyinmiş olmalarına rağmen çoğu kişinin elinde veya çantasında kitabıyla her kafede okuyan kişiye rastlamak mümkündü. Bizim ülkemizde olmayan bir durum olduğundan dikkatimi çekti. Kendi ülkemde yürümediğim kadar burada yürümüştüm. Çünkü her yer yürüme mesafesindeydi. Ama sanmayın ki, araba kullanan yoktu. Bir o kadar da lüks araba kullananlar çoğunluktaydı. Halkın gündüz sandviç yemeleri, akşam ise restaurantlarda yemekleri ilgi çekiciydi. Nehir kenarları boyunca insanların köpekleriyle yürümeleri için o kadar geniş yol yapmışlardı ki hayretler içinde kaldım. Tabi oturma banklarını da unutmamışlardı. Düzen bu olsa gerek diye düşündüm ve imrendim. Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri de Antika dükkânlarıydı. Bunların içinde gezmek tarihe yolculuk yapmak çok eğlenceliydi.

SONRA EDINBURG:
 
Cumartesi sabah trenle Edinburg’a gittik. Çünkü daha önceden kızımla planımızı yapmıştık ve internetten tren biletimizi almıştık. İskoçya tarihiyle ilgili kitaplar okuduğumdan çok merak ettiğim şehirlerden biriydi. Tren istasyonunda inip filmlerde gördüğümüz o taksilere binince ne kadar şaşırdığımı söyleyebilirim. İngiltere’nin kuzeyinin mor rengi ile kafayı bozduklarına inandım. Edinburg’taki oteller de, Durham’daki gibi mor rengiydi.
 
Eski binaları yani George dönemi evleri diye adlandırılan evler yan yana dizili olarak otel yapmışlardı. Odaya gidebilmek için girişler aynı kapıdan yapılıyordu. Ve asansör yoktu. En üst kata çıkarken kesif bir küf kokusu genzinizi yakarken bayağı söylendiğimi hatırlıyorum. Odaya yerleştikten sonra şehri keşfetmek için dışarı çıktık. İlkönce Old Town bölgesine gittik.Orada St.Giles katedralini gezdik ve resimlerini çektik. Bu yıllara kadar zarar görmeden gelmiş olması, vitrayların 1883 yılından kalma özelliği ilginçti. İçindeki Thistle şapeli on altı şövalyenin koltukları ve kraliçenin ayrılmış locası muhteşemdi. Newtown bölgesinde Princess Street Gardens olarak kentin yeşil alanlarının olduğu yerde Scott anıtı 1844 yılında inşa edilmiş..

Burada Scotun edebi figürlerinin küçük tasvirleri bulunuyor. Sir Walter köpeğiyle birlikte betimlenmesi çok güzeldi. Geldiğimiz gün sisli olduğundan manzara resmi çok az alabildik. Buraya ait roman okuduğumdan sis birdenbire çöktüğünü satır aralarında geçtiğinde aklıma geldi. Aynısını bende Edinburg’da yaşadım. İki metre ileriyi göremiyordum. O denli bir sis o güne kadar görmemiştim.

Ertesi gün, güneşli bir hava bizi bekliyordu.Her yer alabildiğine tarih kokuyordu. Edinburg Kalesi tepede ihtişamıyla bizi bekliyordu. Bazı yerleri kapalı olmasına rağmen çoğu yerlerini keşfettik. Kalenin kapısına gelmeden önce büyük bir meydan sizi karşılıyordu. Kapısında iki tane taç şeklinde meşaleler vardı. Oradan geçip biletimizi aldık ama bayağı pahalı olduğunu söyleyebilirim. Kral James’ın yemek odası, yatak odası ve Kraliçe Anne’nin James’ı doğurduğu oda bugüne eşya kalmamış olmasına rağmen o tarih kokusu ilgimi çekiyordu. Kalenin muhteşem şehir manzarasına karşı kızımla yemeğimizi yedik ve resimler çektik. Kaleden sonra National Galeriyi gezdik.

 

Çeşitli ressamların tabloları ve heykelleri vardı. Rönesans dönemini tasvir eden resimler çoğunluktaydı. Buradan ben müzeyi görmek istediğimi söylediğimde kızım benim için bu kadar tarih yeterli parkta güneşin tadını çıkarmaya gidiyorum dedi ve ben müzeye geçtim. Müze bayağı büyüktü. İlk kattan başlayarak bütün katları gezdim. İskoçya ve İngiltere tarihi ile ilgili bütün bölümler muhteşemdi. Orta bölüm olarak geniş bir alanda hayvanlar alemi, dünya ülkeleri, geçmiş zaman kabileleri tanıtımı ve modern dünyaya kadar olan makine icat ve eserlerinden örnekler görüyorsunuz. Middle East olarak Türkiye’nin yeri gösteriliyordu ve genelde Afgan ve Ortadoğu halkına ait tanıtım vardı. Kapanışa kadar gezdikten sonra bayağı yorulmuştum. Ama tüylü bir tükenmez kalem almadan da çıkmadım…

Fırsatınız ve imkânınız olursa, her iki şehir de, gidilip gezilecek yerlerden…

Sakinliği ve tarihi dokuyu sevenler için Edinburg da Durham da, kuzeyde gidilebilecek farklı alternatifler…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: