Hayal, Zenginliktir

Hayal kurmak iç dünyanızı zenginleştirir, ruhunuzu doyurur, sizi büyütür… Gözlerinizi kapattığınızda kendi evreninizi yaratırsınız. Gelin, hayal âlemine farklı bir yolculuk yapalım ve o hayallerin nasıl gerçekleştiğine okuyarak şahit olalım.

Ben gözlerimi kapadığımda kocaman evrenimi yaratırım. Orada aklım ve yüreğim bütünleşir. Oysa gerçek hayat böyle değil, bazen akıl ve yürek birbiriyle çarpışır.Bırakın çarpışmayı, birbirinden can koparır, yırtarak ayrılır. Oysa, zihnimde öyle değil. İkisi iş birliği yapar. Kalkanları, rolleri bırakırlar, bir olurlar, bütün olurlar. İşte o zaman sinerji ortaya çıkar. Ben ne olmak istiyorum, nerede olmak istiyorum, ne yapmak istiyorum… Bunlar şekillenir, yolunu çizer, sonra ben o yolda adımlarımı atmaya başlarım.

Bugün 01 Şubat ve satırlarımı yazmaya başlarken cebimde çok güzel haberler var. Mesela ertesi gün 02.02.2012 kocamın doğum günü. Verdiğim hediyelerin farklı olmasını isterim. Bir keresinde eski fotolarımızdan bir DVD hazırlamıştım. Bir kere portakal şeklinde yaptırdığım (Sevgili Özge yani Cakespoint.com) pastayı yayından önce TV’ye ulaştırıp, ekip arkadaşlarına vermiştim ve yayın arasında sürprizi onlar benim adıma yapmışlardı. Bu yılın hediyesi de, bir sergi. Evet, internette bir günlük fotoğraf sergimi O’na hediye ediyorum. www.365exhibition.com her gün bir kişinin sergi açmasına olanak sağlıyor. Bana kendilerinden davet maili geldiğinde düşüp bayılacaktım. Çünkü mailde “Eserlerinizi yayınlamaktan mutluluk duyacağız.” diyordu ve ben çektiğim fotoğrafların bir ‘eser’ olarak adlandırılmasından müthiş gurur duymuştum.

Bu noktaya nasıl geldim? Benim her zaman ardımızda iz bırakmamız gerektiğini düşünen bir yanım var. Yani bu dünyada ot gibi yaşama, ardında bir iz bırak, birilerine dokun, birilerinden ilham al! Yaz, çiz, çek, yap… Ortaya çıkart ve paylaş. Evet işin özeti bu iki kelimede bana göre. Yap ve Paylaş.

Şubat 2009 tarihinde, Esas Holding’e bağlı çalışıyordum ve aylık insert yayınlıyorduk. İçinde müşterilerimizi tanıtan yazılar olmasını önerdim. Böylece aylık röportajlar yapmaya başladım. Her hikâyenin aslında ne kadar derin olduğunu, her görüşmenin beni zenginleştirdiğini fark ettim. Herkesin bir hikâyesi vardı ve ben o hikâyeleri bulup paylaşmayı çok sevmiştim. Yakından bildiğimiz önemli markaların şirket sahibi ve yönetici ile görüşme fırsatı yakalamıştım.

Bu röportajlardan bir tanesi Ali Sabancı ile gerçekleşti. Bir saatten fazla süren görüşme gerçekten keyifli olduğu kadar onun çok güçlü bir ailede, kurulu bir düzende, her şey çok daha rahat ve kolay olacak iken, kendi ismiyle var olma gayretini ve mütevazılığını gördüm. Yazıyı hazırlayıp yayından önce paylaştığımda bir kelime değişikliği ile onay aldım, hatta o kadar geniş sohbetin üzerine “Çok iyi toparlamışsınız!” iltifatını bile kaptım.

Sonra bu yazı, kelimesi, noktası, virgülü değişmeden Gastronomi Dergisi’nde yayınlandı. Dergiyi elime ilk aldığımda hissettiğim heyecanı, ellerimin titremesini sizlere tarif edemem. Çok istediğiniz bir şeyin vücut bulmasıydı bu. Ve öteden beri hayalini kurduğum basılı medyada yazı yazma, imza yayınlama projemin de, fitilinin ateşlenmesiydi aynı zamanda.

Uzun zamandır kafamda olan, sadece kendim için geliştirdiğim bir dergi projem vardı, bazı yayın kuruluşlarıyla görüşmelere gidiyor, anlatıyor ama dergi konseptlerine uymadığı gerekçesiyle olumsuz cevabı alıyordum. Bunlar beni durdurmuyordu aksine “Dur bekle, zamanla olgunlaşacak” diyordu iç sesim ve cesaret veriyordum kendime.

Tam bu zamanda benim için çok değerli olan Murat Yasa röportajı ile hayat verdiğim “Benim Ofisim, Benim Hikâyem” projemi Boyut Grubu’na ilettim. Ertesi gün gelen maili açarken şöyle düşünüyordum “İlgim için teşekkür edecekler ve olumsuz diyecekler kesin”.

Fakat, “İki gün sonra Ofis&İletişim dergisi baskıya girecek. Yazının tüm dokümanlarını hemen gönderin.” diyen yazıyı okuduğumda kalbimin ağzımda attığını hissettim. Konuşamadım, cümle kuramadım, kalbimin sesini bastıramadım. Çalışma odamda dört dönmekten başka hareket edemedim.

Birkaç ay sonra Sevgili Fatih Aslanoba röportajım yine Gastronomi’de yayınlandı. Selanik’e uzanan geniş bir ailenin mensubu Fatih Bey çok olumlu geri dönüşler aldıklarını söylediğinde dünyalar benim olmuştu.

2011 başlarında Esas Holding Fotoğraf Grubu kuruldu ve beni de üye yaptılar. Evet, böyle edilgen yazıyorum, çünkü hiç aklımda yoktu. Sanırım, grubun kurucularından sevgili Hekim Müküs içimdeki hevesi fark etmişti. Eğitimler, hani geçen sayıda anlattığım ışığı fark etme olaylarım, fotoğraf gezileri, yeni yerler, şehirler, hikâyeler… Sonra bunları facebook’ ta yayınlamalar… Fotoğrafları koyuyorum ama bunların bir de hikâyesi var, onu da kısacık yazıvereyim, demeler… Derken,

www.turkiyesesver.com’dan teklif aldım. Üstelik teklifi yapan kocam da değil, ekip arkadaşı Özgür Çakmakçı. Yani kocamın torpilinin t’si yok. Özgür dedi ki “Sen bu fotoğraf ve yazıları sosyal medyada yayınlıyorsun. Sana ‘Armağanın Penceresi’ diye köşe yapalım, bizim sitede yayınla”. Alın size yine baş döndürücü bir haber daha. Sizi bilmem ama benim başımı müthiş döndürüyor. Ufak ama yüreğime dokunan, hayallerimi gerçekleştirmeme olanak sağlayan adımlar bunlar. Yazmak, paylaşmak…

Sonunda ‘Armağanın Penceresi’ yayına başladı. Benim sayfam fena değil, en çok okunan haberler sıralamasında genelde giriyor. Her hafta bir yere gitmemize neden oluyor. Her gezi, yeni hikâyeler ortaya çıkarıyor. Bir kere yeni yerlerde olmak, insanın içini dolduruyor.

Gittiğim yerlerde yağmur çamur dinlemeden bir sorumluluk duygusu hâsıl olarak ve bazen kendimi tehlikelere feda ederek, gözüme takılanları sizlerle paylaşmak üzere deklanşöre basıyorum.

Kendim istediğim için yaptığım bu uğraşlarıma dört elle sarıldım ben. Derken 2011 sonunda Tesadüf’ün çıkması, Sevgili Yasemin’in Martı Dergisi’ne sıcacık daveti, yön bulup akmak istediğim hayallerimin çiçekli yolları oldu.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: