Konuşan Hikayeler- Geçici Bir Hayat İçin Nedir Bu Kalıcı Telaş?

0
90

Uzun bir aradan sonra klavyenin başındayım yine. Bir süre boş sayfaya bakarken aklımdan akan kelimeleri toparlayıp yazmak bir hayli vaktimi aldı. Maazallah beynim hiç susmadan konuşuyor.  Çok şey oldu zaman içinde. Resmen survivor olarak yaşadığımız ülkemizde ben de ayakta kalma savaşındayım. Bu zaman zarfında gözler neler gördü kulaklar neler işitti. Konuşan Hikayeler olarak el atmamak mümkün değildi. Nereye gitsem, kiminle konuşsam ekonomik kriz ve aynı mevzu… Yahu ne olacak bu seçim?

Bu ülke tarihinde neler yaşadı, neler gördü bir. Bu seçim mi bu kadar kadersel?

Evet arkadaşım, bu seçim ve her seçim o kadar kadersel. Bir kere at yarışı olmadığını ve bizi temsil edecek siyasetçilerin ehli olduğuna karar verip oy vereceğimizi bilmeliyiz. Bugüne kadar her seçimin pozitif ve negatif getirileri oldu ve olacak da ancak bir gerçek var ki dünya denen küre dönerken ve ömür denen zaman tüneli hızla akıp giderken yaşamlarımızı etkileyecek olan çok önemli bir karar bu. Buradan hiç oy vermemiş ve ilk defa verecek olan arkadaşlarıma seslenmek isterim. Bırakın etrafı, siz hayatınızı etkileyecek olan en ufak kararı alırken bile sorgulayan kuşaksınız. O nedenle yaklaşan (eğer ertelenmezse) bu seçim için lütfen ölçün, biçin değerlendirin. Çünkü alacağınız karar sizi ve sizden sonra gelecek olan nesli temelden etkileyecek. “Oturduğun yerden ahkam kesmek güzel” diyenleriniz olabilir. İnanın bu yaşıma kadar pek oturmadım. Derneklerle çalıştım, kalemi elime aldım kitaplar yazdım. Martının kanatlarında “Konuşan Hikayeleri” ele aldım. Tüm bunların yanında ‘z’ kuşağı üç tane aydın evlat yetiştirmeye çalışan bir anneyim. Bir kere “of” demedim inanın. Kendimi tanıyorsam da demeyeceğim. Zaten her birimiz vazgeçmeden, “aman bana necilikten” sıyrılırsak toparlanır geleceğimiz. Oy kullanacak olan her birimizin ülkemiz adına vereceği karar tüm ebeveynler gibi benim de evlatlarımı etkileyecek.

Bu ülkede ne istiyoruz onu düşünelim. Adalet, refah, eğitim huzur…

Siz daha nicelerini ekleyebilirsiniz. Yalnız etrafta “ne olacak” değil de “ne yapabiliriz” konuşulmalı artık. Çok şey yapılabilir. Tüm bunları başaran ülkeler var arkadaşlar, biz niye yapmayalım! Hak ediyoruz bence. Siyasal mezunu biri olarak az çok teorik işleyişi bilirim. İnanın bugün yaşananların adil yönetim sistemi ile uzaktan yakından alakası yok. Hastanelerde sıra bekleyenler, işten atılanlar, refah düzeyinin yerlerde olması, ülkede huzursuz bekleyiş, adalet sisteminin tıkanmışlığı, geleceğinden kaygılı gençler ve dövizin altında enkaza dönmüş hayatlar…Sürekli bizden sabır istenirken, ‘Defne’ kitabımda da dediğim gibi, sabır da bir gün yorulur usta!

Olmuş olmak için değil, düzgün ve doğru olması için uğraşmalı insan. Her şey bir anda düzelmez evet ama düzelmesi için de adım atmalı insan. Bu vatanda 30 Ağustos ruhu var. Unutmayalım ve unutturmayalım. Yöneten kim olursa olsun başta bizi temsil ettiğini unutarak oturursa sıkıntı. Hangi mevkii de olursa olsun güç zehirlenmesi yaşamadan ve yaşatmadan koltuğunu meşgul etmeli bir siyasetçi.

Derslerden aklımda kalan Platon’a ait bir söz vardır; “Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.” Kısaca bilinçli toplum her şeydir…

Arkadaşlar konuşan hikâye biziz bu sefer. Bizim ülkemiz, bizim geleceğimiz. Fikri hür ve vicdanı hür olarak düşünüp yaşayın. Ben A veya B partisi demiyorum, doğru siyasetçi diyorum. Ben siyasette tek adam denilince bir isim ile büyüdüm. Onun kurduğu cumhuriyeti demokrasi ile yürütmekte oy veren bizlerin ve yöneten veya yönetecek olan aklı selim siyasetçilerin işi. Hiçbirimiz kalıcı değiliz öyle ya da böyle yaptıklarımızla geçiyoruz tarihin sayfalarına.

 O zaman geçici olan bu hayatta kalıcı dertler bırakmak ne kadar akıllıca?   

Burcu Ertürk

@burcuerturkoffical
burcuuerturkk@gmail.com

www.yazarburcuerturk.com

Önceki İçerikJames Joyce İstanbul’da: Fuat Sevimay’dan Benden’iz James Joyce
Sonraki İçerikKonuşan Hikayeler – Güz Yüzlü Kadın
1980 yılında İstanbul’da doğan Burcu Ertürk, Uludağ Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi mezunudur. Londra’da iki yıllık eğitim aldıktan sonra özel bir firmada bütçe ve finans konsadilasyon dairesinde uzman yardımcısı olarak çalıştı. Yıllar boyunca hobi olarak araştırma ve deneme yazıları yazan Ertürk aynı zamanda toplumsal dayanışma derneklerinde gönüllü yardımlaşmada bulundu. Bu süre zarfında şahit olduğu ve dokunabildiği hayatların seslerine daha fazla kayıtsız kalamayıp 2017-18 yıllarında radikal bir karar vererek kadın ve toplumsal şiddet olaylarını inceleyerek topladığı gerçek hayat hikayelerinden yola çıkan romanlar yazmaya başladı. Şu an için dört romanı bulunan Burcu Ertürk, insanların hayatlarına daha yakından dokunabilmek ve seslerini duyurabilmek adına özellikle kadın meselelerini konu alan ilk romanı Yade’yi 2020 de yayımladı. Yakında ikinci romanı yayımlamak üzere çalışmalarına devam etmektedir. İdeali gerçek hikayeleri kaleme alarak okurlara ulaştırabilmek olan Burcu Ertürk hala İstanbul’da yaşamaktadır. “Çok istedim kalemi kırmayı ama o inatla yazdı.”