Kadına Yönelik Şiddetin Artışı

Türkiye’de kadın cinayetleri son 10 yılda %1400 arttı. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken, 2013’ün sadece ilk dokuz ayında bu rakam 842’ye ulaştı.

Gün geçmiyor ki gerek gazetelerde gerekse haber bültenlerinde baş sıralarda yer alan haberlere bir yenisi eklenmesin. Dünyanın birçok ülkesinde kadına yönelik şiddet en ciddi suç kategorisinde yer alırken ülkemizde bu suç, hafifletici nedenler yaratılarak geçiştirilmekte.

kadına şiddete hayır

Şiddetin son dönem verilerine baktığımızda, Türkiye’de kadın cinayetlerinin son 10 yılda % 1400 oranında arttığını görüyoruz. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken, 2013’ün sadece ilk dokuz ayında bu rakam 842’ye ulaştı. Kadına yönelik tecavüz, taciz, erken yaşta evlendirme, aile içi şiddet sebebi ile sadece şansı olanın başvurabildiği hastanelerin kayıtlarında, yüzdelik sıralamasında en üst sıralarda yer almaktadır.

Bu şiddeti artıran nedenlerden biri de kadınların aslında erkeklerle eşit yaratılmadığı, erkeklere, özellikle de eşlerine her ne olursa olsun itaat etmek zorunda oldukları düşüncesi yatıyor.

Kadına şiddet, dünya için yeni bir sorun değil. Dünya, dünya olalı kadına şiddet uygulanıyor. Fakat gelişmiş ülkelerde bizdekinden daha ciddi yaptırımlar uygulanıyor ve daha sert cezalar veriliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu“nun verilerine bakınca nereden nereye gelindiğini, durumun vahimliğini anlayacaksınız.

 

  • Kadınların öldürülme sebeplerinin ilk sırasında kendi hayatına dair kararları kendisi verme %53 oranıyla yerini koruyor
  • Ayrılma ve boşanma nedeniyle öldürülme %28,5; kıskançlık %22 ve duygusal/cinsel ilişki talebini reddetme %8.
  • 2008-2011 arası verilere göre, kadınların %88’i tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor.Bu oran şimdi %100’ü buldu.
  • 2008-2011 arası verilere göre, kocası ya da eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı %47, şimdi %69. Boşanmayı hukuk ve semavi dinler bile kabul ederken Türkiye’de yaşayan erkekler hala kabul etmiyor.
  • Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulduktan sonra aile meclisi kararıyla öldürülme oranı %50 artmıştı. Bu oran ciddiyetini koruyor: Kadınların aile içinde katledilme oranı %54.
  • Koruma talep eden kadınların %75’ine kâğıt üzerinde tedbir kararı çıkarıldı. Ancak bunlar gerçek koruma olmadığı için bu kadınlar öldürüldü.
  • Sığınma evine yerleştirilen kadınların %37,5’u öldürüldü.
  • Kadınların işkence ile öldürülme oranında %100’lük bir artış oldu.
  • Öldürülen kadınların %10’u çuvala konularak, denize atılarak ya da yakılarak bedenleri yok ediliyor.
  • Kadınların %7,5’i boğularak, %33’ü kesici aletle, %37’si ise ateşli silahla öldürüldü.

Farklı dillerde, dinlerde ya da medeniyetlerde durum aynı. Fakat adlandırılması farklı. Modern devletlerde devletin en temel görevi kişi temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına almak. Fakat şiddetin her geçen gün değil gün artık saat başına düştüğü, kadının hak ve hürriyetini bir yoksunluk olarak gösterirken rakamlarda bunu en açık olarak tehdit ve ihlal ettiği.

Şunu düşünmeden de edemiyorum. Birinci plan kadınları korumak mı yoksa bu yukarıdaki korkunç rakamlara rağmen aileyi korumak mı? Kadının şiddet gördüğü bir aile, aile vasfına sahip olmaya devam edebilir mi?

Uygulamalara bakarsak sırf aileyi korumak uğruna her kadının kendini feda etmesinin beklendiği net olarak gözükmekte. Çoğu kadının şiddete uğrama durumunda kendi ailesine sığınamadığını göz önünde bulundurursak yeni sığınma evlerinin açılması ve bu evlerin en iyi koşullarda korunması gerekliliğini de anlayabiliriz.

Öncelikle kadın aleyhine olan ayrımcı zihniyeti yok etmemiz gerekiyor.

Yalnızca kadın hakları için mücadele eden örgütlere değil, bizlere de görevler düşüyor.

Yoksa, elimizi taşın altına koymazsak, sıra bir gün hepimize, kızlarımıza, oğullarımıza gelebilir.

 

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: