İki Gezgin, İki Motosiklet, 100 Gün, 1 Kıta: Hello Afrika

Hello Afrika Yolculuğu 3.Ayında Neler Yaşandı? Kaldığımız yerden devam ediyoruz bu ay…

Planladığımızdan birkaç gün önce Güney Afrika’ya doğru ayrıldık Mozambik’ten. Macera 70 günün doldurdu. “Önümüzde 30 gün daha var” diye bırakmıştık en son.

Köprünün altından çok sular aktı. Bir ay boyunca Güney Afrika’nın altını üstüne getirdik, İstanbul’a geri döndük. Yaklaşık 200 kişinin katılımı ile Hello Afrika Welcome Partisini düzenledik.

Şimdi kaldığımız yerden maceramızı anlatmaya devam edelim.
Güney Afrika’ya geçtikten sonra “Afrika” birden bire değişti. Son derece iyi yollar, büyük ve modern şehirler, herkesin kurallara uyduğu bir trafik, büyük alışveriş merkezleri… Afrika’dan çok Avrupa hatta İngiltere’de gibiydik. Afrika’daki 7.ülkemizdi burası, ancak başka bir Afrikaydı burası…

Güney Afrika’ya çok fazla motosikletli ya da sırtçantalı gezgin geldiği için Backpakerslar için farklı bir otel sistemi gelişmiş. Çok da güzel olmuş, ev ortamı gibi mutfağı salonu olan hosteller diyebiliriz bunlara… Son derece organize, sistemli ve gezginler için herşey düşünülmüş buralarda.

Johannesburg’a ulaştığımızda motosikletlerimizi ciddi bir bakıma soktuk. Yol boyunca patlayan amartisörler, inen lastikler ne varsa hallettik. Artık Güney Afrika’yı gezmeye hazırdık.

Doğa Güney Afrika’ya çok cömert davranmış. İki yanı iki okyanusa bakıyor, arkasında dağlar, binbir çeşit bitki, kuş, her türlü hayvan… İstemediğiniz kadar aktivite. Biz de hangisinden başlayacağımızı şaşırdık.

Önce supertube olarak bilinen iri dalgaları ile en ünlü sürf merkezine, sonra da dünyanın en yüksek bungee jumping noktasından aşağıya attık kendimizi. Bin yaşında bir çınarı ziyaret ettik. Neler görmüştür kimbilir? Tsitsikamma National Park’ta bugüne kadar gördüğümüz bütün güzel manzaraları unuttuk. Dünyanın en büyük kuş kafesinde kuşlarla öpüştük.

Kuşlardan sonra sırada maymunlar vardı, Monkeyland’da çeşit çeşit maymunu izledik. Halka kuyruklu Lemur’dan Meerkat’e kadar her türlüsü… Maymunlardan sonra Kenya’da uzaktan gördüğümüz pisicikleri yakından görme fırsatı bulduk.

Dünya ne kadar küçük bu gezide çok iyi anladım. Seyahate çıkmadan aylar önce Afrika kıtasında tam bir tur atan Tenere”li ve Belçika”lı bir adam ile konuşmuştuk. Kendisi daha yeni başlamıştı ve Fas”daydı. Normalde online casinos batıdan Cape Town”a kadar inmeyi planlamış fakat işinden kovulunca yapmışken doğudan da geri çıkayım demiş. Kendisinden Tenere hakkında ve yolculuk hakkında bilgiler almıştım. İki gün önce Pletternberg”e girdiğimizde arkamızdan koşarak bir motorcu geldi nereye gidiyorsunuz ben burada kalıyorum çok ucuz, iki laflarız beraber kalalım diyince olur dedik. İki gün beraber gezdik, yol yaptık. Sonradan anladık ki meğer benim dört ay önce konuştuğum adammış. “Yok, artık!” oldu tepkimiz.

Dedim ya, doğa çok cömert. Doğal her türlü oluşum var, Cango Mağaraları da bunlardan biri. Bazıları 4.500 milyon yıl öncesine dayanan dünyanın en büyük dikit taş oluşumlarına sahiplermiş. Bu mağaralar zinciri birçok tünel ve odalardan oluşuyormuş. Fakat ne yazık ki sadece 4 km.’lik bir alanı ziyarete açıkmış.

Güney Afrika’nın iki meşhur gezi rotası var: Garden Route ve Route 62. Biz her ikisini de gezdik. Route 62 şarap yolu olarak da bilinir ve Güney Afrika’nın turistik rotalarından biridir. Yükselen kayalıklar, dağlar, berrak dereler, ağaçlar ve yerli bitki örtüsü ile birlikte muhteşem manzaralar sunar. Dünyanın en uzun şarap yollarından biridir. Biz de bu güzellikleri kaçırmadık elbette.

Dünyanın en güney ucuna kadar gittik. Afrika’nın bir ucundan girdik, öbür ucundan çıktık diyebiliriz, hakkını verdik. Dünyanın en iyi balina izleme noktalarından biri olan Hermanus’a gittik. Uzaktan da olsa balinalara el salladık. Betty”s Bay penguen sahilinde penguenlerin komik yürüyüşlerini gördük.

Rotamızın son noktası CapeTown idi. Masa dağı, Ümit burnu… Güney Afrika’da görmeye değer çok fazla yer var. Motosikletlerimizi gemiye yükledik, bir hafta kadar onun organizasyonu ile uğraşırken Capetown ve çevresini dolaştık. Sudan’da beraber seyahat ettiğimiz İngiiz çiftle burada tekrar buluştuk. Yol boyunca bize destek veren ve CapeTown’da yaşayan Atilla Kurt ile birlikte sörf yaptık.

98. günümüzde uçağa binip İstanbul’a cebimize doldurduğumuz binlerce anıyla birlikte geri döndük. Motosikletlerimiz 17.000’den fazla kilometre yapmış, neredeyse bütün elektronik aletlerimiz arızalanmış, hayatımız boyunca hayalini bile kurmayacağımız yerler görmüş ve varlıklarından hiç haberimiz olmayan mutlu insanlarla tanıştık. Bedenimiz belki beş yaş yaşlanmıştı, ruhlarımız ise gençleşmiş… Dünyaya artık yola çıktığımız gibi bakmayacaktık… Çok umutsuzluğu düştüğümüz anlar olduğu gibi, hayatımın en güzel günü diyeceğimiz günler de yaşadık… Bu gezi hayatın ta kendisiydi…

Seyahatimiz boyunca bizi Facebook sayfamızdan an be an takip eden yüzlerce kişi oldu. Her dakika yorumları ile en kötü hissettiğimiz zamanlarda bize güç verdiler. Döner dönmez bir Hello Afrika Welcome partisi verdik. 200’e yakın arkadaşımız, takipçimiz bize “hoşgeldiniz” demek için oradaydı. Sandığımızdan çok daha yakından bizi takip etmişler, bütün geziyi bizimle yaşamışlardı.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: